3 Ekim 2026
Son Dakika
Mehmet Ulusoy
Mehmet Ulusoy

Yapay zeka sivri zeka

Yapay zeka ve kendilerini çok zeki ve uyanık sanan sivri zekalı fon vurguncuları arasındaki bütünsel bağa, bazıları 'ne alaka' diyecektir, ama kazın ayağı pek öyle göründüğü gibi değil.

Yapay zeka sivri zeka

Bir yerde küçük insanların büyük gölgesi varsa, orada güneş batıyor demektir.

Yapay zeka sivri akıl

Tek bir başlıkta incelemeye kalktığım yapay zeka ve kendilerini çok zeki ve uyanık sanan sivri zekalı fon vurguncuları arasındaki bütünsel bağa, bazıları “ne alaka” diyecektir, ama kazın ayağı pek öyle göründüğü gibi değil. Doğru, ilk bakışta bunlar çok farklı konular gibi görünüyor. Medyada, gazetelerde, köşe yazılarında ayrı ayrı sorunlar olarak ele alınıyor. Ama ben, yaşadığımız Türkiye ve dünya gerçekliğinde bunlar arasında derin bir ilişki olduğunu görüyorum. Ayrıca iki olayın ortak bir yönü daha var: Zeka. Ya da sivri zeka da deniyor buna. Kurnazlık, uyanıklık bu tür bir zekanın türevleridir. Toplumsal ve ahlaki bir boyutu olan akıldan farklı olarak, bu insani yetileri pek içermeyen bir zeka boyutudur söz konusu olan.

Aklın zekadan farkını ve daha kapsayıcı olarak üstünlüğünü biraz açalım. Akıl, aynı zamanda bilgi, bilinç, bilgelik, erdem, doğruluk, gerçeklik, iyilik gibi toplumsal bağlamı olan kavramlarla ilişkilidir. Bütün bu değerler, kişinin toplumsal sorumluluğunu, davranışlarının gerçeklikle uyumlu ve insani niteliklere bağlı tutarlılığını içerir. Zeka ise, belli ölçüde doğuştan gelen, toplumsal bağlamı olmayan, ama yüksek algılama, kavrama, sorun çözme yeteneğini ifade eder. Neden “yapay akıl” değil de “yapay zeka” dendiği bu açıdan rastlantı değil ve anlamlıdır bence.

Çünkü, en gelişmişi bile olsa, organik ve doğal olmayan, makine ürünü yapay zeka, insan varlığının tarihsel, toplumsal, belleksel, duygusal ve en önemlisi vicdani varlığını yok sayar. İnsan aklının, zekasının, insan emeğinin, onun yüzbinlerce yıllık gelişiminin ve yaratıcılığının ürünü araçların en gelişmişi olan bir araçtan başka bir şey değildir. İnsanın maddi ve manevi yaşamına niteliksel değil, niceliksel olarak hizmet eder. Tekrarlar ve çoğaltır ama bir üst düzeye çıkarmaz. Bütün üretim araçlarında olduğu gibi yapay zekanın da en belirleyici rolü, üretim, tüketim, ulaşım, iletişim, konfor vb. ihtiyaçları çok daha hızlı ve düzenli yerine getirmesidir, o kadar. Bağımsız ve yaratıcı düşünmek, hayal kurmak, insanlık için yepyeni bir şey keşfetmek; vicdanın bir ürünü olarak başkaları için, ulusu için, insanlık için gerektiğinde ölümü göze almak, sadece doğal insan varlığına özgüdür, yapay zekaya değil.

Bilgiye ulaşımda, yıllar, aylar, günler alan eskiye göre, iletişim teknolojisi ve yapay zeka aracılığıyla saniyeler yetiyor. Ancak bütün bunlar insanın gelişmesinde niceliksel bir rol oynar. Bu niceliksel, sayısal gelişmenin geçmişten farkı ya da üstünlüğü şudur: Dün, ömründe ancak köyünü, kentini ve en son ülkesini görüp tanıyabilen insanın bugün Google'a girip bütün dünyayı dolaşabiliyor olmasıdır. Ama yanılıp avunmayalım, bu bilgi, miktarı artmış, yatay çoğalmış bir bilgidir; henüz derinliği, niteliksel ve etik ve estetik boyutu olmayan bir bilgidir. Çoğu birbirine benzer olayı, nesneyi, doğa ve ülke manzaralarını, insanlardaki farklılıkları öğreten, dünyanın ve yaşamın sığ bilgileridir.

Birçok ortalama, sıradan insan için bu bilgiler, belki bütün ömrünce ona yeterli olabilir. Bu bilgilerden niteliksel, daha derin ve anlamlı, günün ve geleceğin insan gerçeğine ilişkin felsefi sonuçlar çıkarabilmek mümkün değildir. Bunun için, insanın asgari düzeyde akıl yürütme, yorum, yargı, yaratıcılık kapasitesini yükselten, bilimsel, tarihsel, etik, estetik bütünsel bir eğitim-öğretim sürecinden geçmesi gerekir.

Özetle, yapay zekanın hiç bir zaman insan müdahalesi olmadan ulaşamayacağı düşünsel-duygusal zirveler, bütün insanlığın en ileri gelişme düzeyini temsil edenlerce ancak temsil edilebilir. Bu nitelikler de muhtemelen çok az sayıda yetkin ya da dahi beyinde vardır, ama mutlaka vardır. Milyonlarca insanın düşünce birikiminin en üst temsilcisi olarak bu yüksek nitelikli kişiler, yapay zekaya karşı doğal insanlığın potansiyel üst sınırını simgelerler. İnsanın, yapay zekaya karşı kaçınılmaz üstünlüğünü temsil ederler.

Üstelik ister resmi okullarda isterse kendi başına bir çabayla gerçekleşsin, bu eğitim-öğretim süreci, bireyin hem bilgisini ve yeteneklerini geliştirir, hem de toplumsal bir varlık olarak görev ve sorumluluklarını. Bu süreçte bireysel bir yetenek olarak zeka değil, toplumsal ahlaki bağlamı içeren akıldır belirleyici olan.

Kısacası zeka, bilgiyi çabuk kavrama, anlama ve sorun çözme yeteneğiyken; akıl, bu zekayı ve bilgiyi süzgeçten geçirip doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırdederek yaşamda insanlığa yararlı sonuçlar üretecek şekilde kullanma yetisidir. Zeka nötrdür, iyi amaç için de kötü amaç için de kullanılabilir; akılda ise etik olanı, erdemli ve doğru olanı, yani toplumsalı seçme iradesi vardır. Kısacası zeka daha çok bireysel yetenek ve amaçlarla sınırlıdır.

Tarihsel-kültürel kökleri olmayan, dolayısıyla bütün gücünü, ağırlıkla bireysel, tekelci odaklarda toplanmış ekonomik ve teknolojik üstünlüklerinden alan ABD merkezli Atlantik sisteminde zeka, üstün yetenekli bir kurttur. Aslında kurt da değil, egosu zirve yapmış Amerikan sivri zekalısı bir hayduttur. Yapay zeka için örnek alınan bu model, ruhsuz, vicdandan ve ahlaktan arınmış bu haydut-kovboydur. Güçlü olanın kazanmasını ahlaki ilke edinen bu ülkeden ahlaklı davranışın toplumsal-insani bir boyutu yoktur. Varsa bile, kuşatılmış, dumura uğratılmış, iğdiş edilmiştir.

Akıl, bireyi daha çok toplumsallık bağlamı içinde düşünür; gerisinde derin bir insani sorumluluk duygusu yatar. Bu nedenle, bir doğa varlığı olarak insanın, yüzbinlerce yıllık biyolojik ve zihinsel evrimiyle oluşan vicdani, duygusal yetilerini, doğal insanın dışında mekanik araçlarla yeniden üretmeye ve üstlenmeye kalkılıyor. Böylesi her “yapay” girişim, adı ne olursa olsun “üstün”, “ileri”, vs. vs. değil “geri zeka”dır. İsterse, teknik ve askeri araçlarıyla bütün insanlığı yok edecek güce sahip olmakla övünsün, sonuçta o, halkımızın deyişiyle kendi varlığını da sona erdirecek tam bir uyanık kerizdir. Aynen bugün, bütün uyanıklığına ve kibrine karşın, “ileri” Batı uygarlığının, “geri” bir çağa, Yeni bir ortaçağa dönüşmesini önleyememesi gibi.

Özetle, yapay bir zeka en gelişmiş biçimiyle yapılsa bile doğal insanın zekasıyla yarışan, onun ilerisinde bir zeka yapılamaz, bunu yapmak insanın inkarı, insan varlığının yok edilmesidir. İnsan ürünü ve insandan daha gelişkin bir makinenin üretimi nesnel ve bilimsel olarak mümkün olmadığı gibi, insanlık düşmanı, sapıklar dışında, hiç bir insanın böyle bir çabayı onaylaması da mümkün değildir.

Diyelim ki, insanlığı iliğine kadar sömürmek ve köleleştirmek isteyen aç gözlü, insanlık sapığı emperyalist güçler, insan olarak kendilerini de köleleştiren bir teknoloji canavarı yarattılar (bu konuda son günlerdeki bizzat ABD sisteminin içinden gelen çok ciddi itirazları, şikayetleri izliyoruz). Hiç umutsuz olmaya gerek yok; insanlık, doğal varlık olarak, yapay zeka makinalarının yönettiği, güdülen koyunlar olayı asla kabul etmeyecektir.

Çevremizde hızla çoğalmış köle ruhlu teknoloji budalaları, bu bilgilerin ve gerçeklerin aksine “yapay zeka” insandan daha ileri olabilir diyebilmekteler. Doğal insanın geleceğinin olmadığını peşinen ileri süren bu ruh perişanlığı, şimdiden makinanın kölesi olmayı içine sindirebilen acizler ve zavallılardır. Demek ki onlar, beyinsel enerjisinin henüz küçük bir bölümünün kullanılabildiği insanlık gelişiminin daha başlangıç evrelerinde olduğumuzu da kavramaktan çok çok uzaklar; farkında olmadan insanlığın sonunun geldiğini düşünen disütopyacı (kıyamet ütopyacısı) çöküş teorilerinin piyonlarıdırlar.

Aklı değil yapay zekayı yüceltmek

Peki, bu iki kavramın tanımından sonra onların farklı ideolojilerde nasıl bir işlev gördüğüne ya da nasıl kullanıldığına bakalım. Kapitalist Batı kültürünün ahlak felsefesi “İnsan insanın kurdudur” diyor. Bireyi bireyin, bireyi toplumun kurdu yapan, onu canavarlaştıran, serbest piyasacı Atlantik sisteminin bencillik kültürü bunu önermiyor mu? Onun bizdeki neoliberal uzantılarının diline ve vurgularına baktığımızda aklı değil zekayı, hatta sivri zakalı uyanıklığı yücelttikleri, akla (us'a) değil zekaya daha çok vurgu yaptıkları gözlerden kaçmıyor. “Kör tuttuğunu sever” özdeyişinde belirtildiği gibi, güçlünün zayıfı ezdiği serbest piyasacılığın vahşet, acımasızlık dolu, yeni yeni canilikler, yeni yeni vurguncu ve hırsız tipleri üreten kaosunda, şimdilik ahlaki, vicdani bağlarından kopartılmış, güç ve rant merkezlerine sırtını dayamış sivri zekalı birey kazanıyor! Borsa vurguncuları gibi bu kendini uyanık sanan ve yapay zekayı örnek alıp onunla yarışan sivri zekalılık aslında halkımızın “bekle ve gör” mesajlı tarih ekranında çoktan en uygun tanımı ile yer alıyor: “Uyanık keriz”. Yani geleceği olmayan, toplam kazancı sıfır bile değil, eksi olan zavallı bir mahluk.

Halkın milyarlarca liralık varlığığına bencilce ve sivri zekalı bir uyanıklıkla, gerekçe ne olursa olsun çöken, el koyan bu geri zekalı uyanık kerizlere ne demeli? Daha kurulurken harcında mafyalık yatan, ekonomik, teknolojik gücüne dayanaran dünya ölçüsünde haydutluk yapabilen bir devlette bunlar, bir dönem daha itibar görebilirler. Ama insanlığın kültürel ve hukuki değerleri açısından hiçbir ulusal devlette uzun süre bu uyanık kerizlik yaşayamaz, mutlaka erken veya geç hesabı sorulur. Üstelik Türkiye gibi, halkın, her şeyden haberdar olduğunu, kendini derin açlık ve yoksulluklara mahkum eden bir sisteme asla boyun eğmeyeceğini gösteren direnişlerin yaşandığı bir ülkede.

Neoliberal ideolojinin tepesindekiler aklı değil zekayı yüceltmeyi bilinçli olarak seçseler de, bu ideoloji ve kültürün etkisindeki bir çok insan böyle bir tercihin şimdilik pek farkında olmayabilir. Ama aynı çevrelerin parlattığı IQ testleriyle yüksek puan almayı bir matah sanıp böbürlenen sivri zekalı ama aslında yarım akıllı devşirme çömezlere ne demeli? Yüksek zekasıyla dünyayı fethetmeye hazır bu potansiyel tipler, “sivri” mi, yoksa “geri” zekalı mı olduğu duruma ve yoruma bağlı ve her an sivriden geriye dönüşebilen bu zeka oyununun tuzağına düşebiliyor. Akıl ya da us (uz) ise, en belirgin özelliği olarak tuzağa düşmemenin, uz/ak görüşlü olmanın tanımı, adı değil mi?

Yapay zeka budalalığı

Sadece Türkiye gerçekliğinde değil, “yapay zeka” ve fon vurguncusu uyanık “sivri zeka” arasında derin bir bağ vardır. Bu iki olayın dinamikleri, bunları ortaya çıkaran teknolojik, düşünsel, yapısal-örgütsel, iletişimsel koşullar düşünüldüğünde, önemli bir emperyalist proje olarak dünya çapında olağanüstü bir sistem bütünlüğü içinde işlediklerini görmekteyiz. O nedenle, yapay zeka konusunda son derece yaşamsal nitelikteki tehlikelerin gündeme getirilmesiyle, fon vurgunu lağımının patlamasının aynı zamanda ortaya çıkması pek de rastlantı değildir.

Yapay zeka ile ilgili, insanlık açısından bir dönüm noktası, bir yaşamsal kritik eşik olarak vurgulanan son olgular dünya medyasında yer aldı. Ve özellikle, yapay zekanın bilinen yararları yanında, insan zihninin yaratıcılığını ve etkinliğini ortadan kaldırması, insanın bilişsel yetilerinin gerilemesine yol açması en önemli olumsuz etkilerdir. Bunların sonucu; emperyalist baronların yapay zeka ile üretebileceği biyokimyasal silahlar, virüsler ve bakteriler; küresel tekellerin dünya egemenliğini sürdürmeye yönelik büyük yalanlar, sistemli kurgu ve çarpıtmalar; siber saldırılar, ekolojik dengeyi altüst eden gelişmeler söz konusudur.

O nedenle ayrı ayrı da ele alınabilecek bu konuları, derin güncelliği yansıtan tek bir bütünlük içinde ele almak, gerçekliği yansıtmak açısından aslında çok daha doğrudur. Çünkü, iletişim teknolojisinin nimetlerini bireysel çıkara odaklanmış kötü niyetli amaçlar için kullanan mantığın gerisinde, teknolojiyi tanrısallaştıran, teknoloji tapıncını meşrulaştıran bir anlayış hakimdir. Belli bir eğitim almış ama toplumsal, insani etikten yoksun açgözlü, fırsatçı bu aynı anlayış, iletişim teknolojisini her türlü hırsızlık, vurgunculuk ve dolandırıcılık eylemlerinde kullanmayı, hiç bir vicdani kaygı duymaksızın mubah görüyor.

Yapay zeka budalalığının arkasında, toplumsal çıkara karşı sınırsız bireysel çıkarı mutlaklaştıran neoliberal emperyalist kültür vardır. Onun da kotlarında, toplumsal, insani etik değerleri, bu değerlerin asla aşılmaması gereken kırmızı çizgilerini yok sayan yine aynı mantık ve anlayış vardır. Bu anlayışta, doğal insanın (doğal diyorum çünkü yapay insan-zekadan ayrımını belirtmek zorunluluğu doğuyor) yüzbinlerce yılda akıl almaz deneyimlerle geliştirdiği vicdani, ahlaki, ruhsal birikim yoktur. Yapay zeka, bu birikimin inkarıdır. Amerika'da olmayan, esasen temeli Asya'da olan bu kültürden arınmayı, kurtulmayı içerir. ABD'nin köksüz, kültürsüz kovboy ve neocon bireyi bunun için uygun bir toplumsal figürdür.

Onun bütün hünerleri, yetenekleri, birkaç sivri (yani geri) zekalı, büyük emperyalist tekellerin maaşlı teknisyenlerinin bilgi ve yetenek kapasitesiyle sınırlıdır. Bizdeki, aynı iletişim teknolojisinin marifetleriyle şişirilmiş sivri zekasını sınırsız kullanarak fon vurgunundan milyarlar götürenler, zekalarını zivrilterek kullananlar kısa vadede bu marifetleriyle övünebilirler, ama tarihin biraz uzun erimli tablosunda ya da ekranında bu uyanıklığın aslında geri zekalılık, hödüklük olduğunu göreceklerdir. Onların, “yerli ve milli finans dehaları” olarak yüceltilen bu sivri (ve de akılsız) zekalarını şimdilik güvendikleri iktidar güçleri de koruyamayacaktır.

Demek ki, yapay zekanın da fon hırsızlığının da dinamikleri ve uygulayıcılarının dayandığı bilişsel, mantıksal, teknolojik olanaklar ortaktır. Bu teknolojinin mutlaklaştırılmasına dayanan ve bundan emperyalizmin etik olarak yücelttiği bireysel kazanç sağlamaya odaklanan, bozulmuş, ayartılmış, kendine yabancılaştırılmış, ahlaki ve vicdani değerlerini yitirmiş bir insan malzemesidir söz konusu olan.

Burada, iletişim teknolojisi ve onun bir üst biçimi yapay zekaya tapan teknoloji budalalığı, teknolojiyi çok iyi kullandığı, bütün inceliklerini bildiği, bu nedenle hedefine çok daha hızlı ve kolay ulaştığı için daha yetkin, gelişmiş, erdemli bir insan olmuyor. Aksine teknoloji tapıncını yükselttikçe, akli ve vicdani yetileri körelmekte ve giderek yapay zekanın arkasındaki gücün kölesi durumuna düşmektedir.

Mafyatik vurguncular ve onları koruyan sistem

Burada (Çin merkezli Asya'da değil; ABD merkezli Atlantik sisteminde), çok önemli bir dönüşümün, daha doğrusu teknolojiyi daha ileri bir yaşam, daha uygar bir toplum için kullanan insandan, teknolojiyi mafyatik, haydutça, faşizan bir sistemi sürdürme, hırsızlık, dolandırıcılık, hatta profesyonel katillik için kullanan bir sınıf ve onun ürettiği insan tipine doğru bir dönüşünüm eşiğinde bulunuyoruz; belki de bu eşik geçildi. Ve şimdilik, en azından sezgisel bir duyarlılıkla bu durumdan nasıl kurtulacağımız konusunda kafa yoruyor, düşünüyor, çareler arıyoruz.

Çare ne peki? Çare, Türkiye'de aklını ve zekasını, emperyalizm odaklı gelişmiş iletişim araçlarını kullanarak milyonlarca insanın emek ürününe, yaşama haklarına el koymakta kullanan mafyatik vurgunculara ve onları koruyan sisteme son vermektir. Kuşkusuz bu sistem, kamunun, devletin ve hukuki denetimin güçlü olduğu ve uygulandığı geçmişten farklı olarak, ileri ve hızlı bir iletişim teknolojisinin olanaklarını kullanan sivri ve geri zekalı, aç gözlü süper vurguncuların ortalıkta cirit attığı bir sistemdir. Liyakatsızı, vurguncuyu ve ahlaki çürümüşlüğü itibarlılaştıran bu sistem, Kemalist Cumhuriyeti, gerek İslamcı yobazlarca içeriden, gerekse serbest piyasacı Batılı güçlerce dışarıdan yıkma plan ve projelerinin toplumsal, ekonomik temelidir.

Çare en başta, her türlü dolandırıcının, hırsızın, rantçının kamu mallarına çökerek rant ve itibar sağladığı bu serbest piyasacı serbest vurgun, serbest soygun sistemine son vermektir. Biricik seçenek olarak, tekrar, Atatürk'ün başlattığı, yurttaşın, emeğinin ürünü ve onurlu kişiliğiyle yaşamasının tek doğru ve ahlaki seçenek, ulusal bağımsızlığın ve kimliğin belirleyici ilke olduğu Kamucu, Devletçi ve Planlamacı bir ekonomik ve toplumsal sisteme dönülmelidir. Türkiye ve benzeri ülkelerde bunun dışında bir yol, yöntem ve model yoktur.

Mehmet Ulusoy

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

Mehmet Ulusoy — Diğer Yazıları

Tümü →