14 Ekim 2026
Son Dakika

Laszlo Krasznahorkai ile konuşma

2025 Nobel ödüllü postmodern yazar Laszlo Krasznahorkai'nin Ukrayna savaşını anlattığı üzün öyküsünü yayımlamıştık. Bu konuşma, o öykü ve daha bir çok şey üzerine.

Laszlo Krasznahorkai ile konuşma

—Krasznahorkai 1954 yılında Macaristan’da doğdu. Kariyerinin ilk yılları seyahat edememesiyle (gizli polis pasaportuna el koymuştu) gölgelenmişti; Şeytan Tangosu (Sátántangó) ve Direnişin Melankolisi gibi romanları, neredeyse dayanılmaz bir boğulma hissi yansıtır. “Demir Perde”nin yıkılmasının ardından, Asya sanatı ve felsefesiyle —özellikle de Budizm ile— derinlemesine bir etkileşim kuran Seiobo Aşağıda (Seiobo There Below) gibi eserlerinde kendini gösteren bir hafifliğe kavuştu. Yakın zamanda yayımlanan Herscht 07769 adlı romanı, Bach ile Alman neo-Nazizmini karşı karşıya getirir. The Yale Review’da kısa süre önce yayımlanan “Üzerimizden Bir Melek Geçti” (An Angel Passed Above Us) adlı öyküsü ise, Ukrayna’daki savaşın çamurlu siperlerini teknolojik küreselleşmenin hayal ürünü vaatleriyle kıyaslar.

Krasznahorkai ile Trump’ın göreve başlama töreninin yapıldığı hafta e-posta yoluyla görüştüm. Bu söyleşi, uzunluk ve anlaşılırlık gözetilerek düzenlenmiştir. —Hari Kunzru

HARI KUNZRU: "Üzerimizden Bir Melek Geçti" adlı öykünüz Ukrayna’da geçiyor. Ukrayna’daki savaş sizin için ne ifade ediyor? Bir Avrupalı, bir Macar ve uzun süre Almanya’da yaşamış biri olarak bu çatışmaya dair bakış açınızı duymak isterim.

LÁSZLÓ KRASZNAHORKAI Birinci Dünya Savaşı’nın aslında kendini tekrar etmesi mi?! Ne mi düşünüyorum?!

İçimi dehşetle dolduruyor. Macaristan, Ukrayna’nın komşusu olan bir ülke ve Orbán rejimi, Macar tarihinde neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir tutum sergiliyor. Bunun bir nedeni, bugüne dek hep saldırıya uğrayan ve kaybeden taraf olmamız; diğer nedeni ise Macar siyasi liderliğinin bu meselede sözde bir tarafsızlıktan bahsedeceğini asla hayal edememiş olmam!

Ruslar komşu bir ülkeyi işgal ederken bir ülke nasıl tarafsız kalabilir? Üstelik neredeyse üç yıldır Ukraynalıları öldürmüyorlar mı? "Bu, Slavların kendi iç meselesi" de ne demek?! Macar başbakanının ifade ettiği şekliyle?! İnsanlar öldürülürken bu nasıl bir iç mesele olabilir? Üstelik bunu söyleyen, tarih boyunca sürekli işgale uğramış bir ülkenin lideri; hem de diğerlerinin yanı sıra bizzat Ruslar tarafından işgale uğramış bir ülkenin. Ve bu Ruslar, o aynı Ruslar.

Bu Macar rejimi tam bir psikiyatri vakası. İşin arkasında insanlık dışı bir hesap yatıyor: Belki kızımı çoktan öldürmüşlerdir ama anneme zarar vermemeleri için bunu kabullenmeyi yeğlerim. Oysa anneme de zarar verecekler. İkisini de öldürecekler. Bunu anlamak bu kadar mı zor?

HK: "Üzerimizden Bir Melek Geçti", bir siperde ölümü bekleyen iki adamı konu alıyor; bunlardan biri diğerine, küreselleşmenin harikaları üzerine bir tür masal anlatıyor. O masal ile ölümü bekleyen iki adamın gerçekliği arasındaki tezat çok keskin. Bu durum, hızla değişen dünyaya dair o masalın tekno-iyimser tonunu boşa çıkarıyor gibi görünüyor. Bu iki unsuru neden yan yana getirmeyi seçtiğiniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?

LK: Gözlerimin önünde kirli, çürümüş bir savaş cereyan ediyor. Dünya buna alışmaya başlıyor. Ben ise alışamıyorum. İnsanların insanları öldürmesi gerçeğini kabullenemiyorum. Belki de benlik bir psikiyatrik vaka durumu vardır. Tüm bunlar yaşanırken, dijital dünyada teknolojinin korkutucu hızdaki ilerleyişinin yakında güzel ve yeni bir dünya vaat ettiğine dair bir gelecek tasavvuru sunuluyor. Bu tam bir delilik. Özü itibarıyla yirminci yüzyıla ait bir savaş tüm şiddetiyle sürerken, birileri yakında Mars’a gideceğimizden bahsediyor. Umarım ilk yolcular Putin ve onun sempatizanları olur.

HK: Hikâye anlatıcınız, kendisinin bir "gelecek analisti" değil, daha ziyade "eğilimler, veriler ve olgular" analisti olduğu konusunda ısrarcı. "Kozmik" düzeyden ve bireysel "psikolojik" düzeyden rahatsızlık duyuyor; toplumsal düzeyi tercih ediyor. Acaba "geleceğe" dair bilgi, bu türden ampirik, "veri odaklı" bilgiden daha manevi veya metafizik bir nitelik mi taşıyor?

LK: Oldukça rahatsız edici bir soru. Ne de olsa...

Bu eserde olaylar genel bir bağlamda cereyan etmiyor; aksine, yaralı bir adam, ölümcül şekilde yaralanmış bir diğerini —her şeyin farklı ve harika olacağı güzel, yeni bir dünya hakkında konuşarak, ona umut aşılayarak— bir siperde hayatta tutmaya çalışıyor. Temel bir insani dürtü onu, bir başkasına teselli vermeye yöneltiyor. Başka hiçbir umutları yok; dijital gelecek hikâyesini anlatan kişi bile aslında sadece zaman kazanmaya çalıştığının, silah arkadaşlarının geri dönüp onları kurtaracağını umduğunun —ve o da diğeri gibi, içinde bulundukları durumda bunun imkânsız olduğunu bildiği halde— farkında. Yani hayır, bu konuşmanın manevi ya da metafizik bir boyutu yok; aslında son derece pratik bir amacı var: Beyhude bir umut telkiniyle, daha ağır yaralı olan adamı hayatta tutmak.

HK: Bu ortam —acımasız bir siper savaşının cephe hattı— yazılarınızda bir şekilde tanıdık gelen bir atmosfer. Sontag’ın sizi bir “kıyamet ustası” olarak tanımlamasının peşinizi bırakmadığını biliyorum. Ancak yazılarınız kıyamet deneyimini konu alıyorsa, bu ani bir olaydan ziyade yavaş ve yıpratıcı bir süreç gibi görünüyor. Gelecekle ilişkimiz nedir? İçinde bulunduğumuz dönem son zamanlar mı? Yoksa bir tür kıyamet olayının sonrasında mı yaşıyoruz?

LK: Kıyamet, Yeni Ahit’teki Son Yargı kehanetinin tehdit ettiği gibi tek bir olay değildir. Kıyamet, çok uzun zamandır süregelen ve daha uzun süre devam edecek olan bir süreçtir. Kıyamet şu andır. Kıyamet, devam eden bir yargı sürecidir.

Gelecekle kendimizi ancak kandırabiliriz; umut her zaman geleceğe aittir. Ve gelecek asla gelip çatmaz. Hep gelmek üzeredir. Sadece şu an var olan gerçektir.

Geçmiş hakkında hiçbir şey bilmiyoruz; çünkü geçmiş sandığımız şey, aslında sadece geçmişe dair bir hikâyeden ibaret. Aslında şimdiki zaman da sadece bir hikâye. Hem geçmişin hikâyesini hem de asla gelmeyecek olan geleceği barındırır. Ama en azından, şimdiki zaman olarak yaşadığımız şey gerçektir. Ve sadece o vardır. Cehennem de cennet de Dünya üzerindedir; hem de tam burada, şu andadır. Onlar için beklememize gerek yoktur. Yine de bekleriz; umudun verdiği teselliyle kendimizi avuturuz.

HK: Özellikle *Seiobo There Below* adlı eserinizde sanat üzerine çokça yazdınız. Gelecekte —onu hayal etme ve var etme konusunda— sanatın rolü nedir? Sanatın kurtarıcı veya kefaret sunan bir yanı var mıdır?

LK: Sanat, kaderimiz olan o kaybolmuşluk hissine karşı insanlığın verdiği olağanüstü bir yanıttır. Güzellik vardır. Sürekli durmak zorunda kaldığımız bir sınırın ötesinde yer alır; güzelliği kavramak ya da ona dokunmak için daha ileri gidemeyiz; yalnızca o sınırdan ona bakabilir ve evet, orada, uzakta gerçekten bir şeylerin var olduğunu kabul edebiliriz. Güzellik bir inşadır; umut ve daha yüce bir düzenin karmaşık bir yaratımıdır.

HK: Daha önce, edebî karakterlerin yazarlar aracılığıyla dünyaya tezahür eden varlıklar olarak nasıl ortaya çıktığı üzerine konuşmuştuk. The Paris Review ile yaptığınız bir söyleşide, "Sözde ölümsüz kurgu eserlerdeki her bir karakter, sıradan insanlar aracılığıyla ortaya çıkmıştır. Bu gizli bir süreçtir ama bunun doğru olduğundan tamamen eminim," demiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

LK: Sadece sıradan insan vardır. Ve onlar kutsaldır.

NOT: Hari Kunzru, en sonuncusu Blue Ruin olmak üzere yedi romanın yazarıdır. Harper’s, The New York Review of Books ve The New York Times Book Review gibi yayınlara düzenli olarak katkıda bulunmaktadır.

Kaynak: The Yale Review Çeviri: Google

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

İlgili İçerikler