27 Eylül 2026
Son Dakika

Psikiyatrist doktor Mutluhan İzmir: Hümanizma freni tutmayınca bireysel özgürlüğe doğru yuvarlandı

Freud Psikanaliz ve Veba kitabı 4. Baskı yapan Psikiyatrist doktor Mutluhan İzmir, Lacan’ın ‘Freud’un Gerçek Anlamına Geri Dönüş’ünü Türkiye’de uygulamaya çalışan bir bilim insanı. Mutluhan İzmir’le Ahmet Yıldız konuştu.

Psikiyatrist doktor Mutluhan İzmir: Hümanizma freni tutmayınca bireysel özgürlüğe doğru yuvarlandı

-Freud Psikanaliz ve Veba kitabınız 4. Baskısını yaptı. Baskılarda bir değişiklik yaptınız mı? Yeni yazı eklediniz mi?

Her baskıda gelen geri bildirimler çerçevesinde düzenlemeler yaptım. Ekleme olmadı ancak bölümlerin sıralamasını değiştirdim. Benim için önemli görünen ancak okuyucu için diğer bölümleri okuduktan sonra anlam kazanan bölümleri önden arkaya kaydırdım.

-Kitap Freud hakkında tüm bildiklerimizi unutun gibi bir kitap. Bu ilginç başlıklı kitabı niçin yazdınız? Temel düşünceniz ve amacınız neydi?

Bu aslında Jacques Lacan’ın “Freud’un Gerçek Anlamına Geri Dönüş” adını verdiği harekete dayanan bir çerçeve oldu. Lacan’ın belirtmiş olduğu gibi temel Freudyan kavramlar çok yanlış anlamlara gelecek biçimde Freud’un hiç kullanmadığı sözcüklerin öne çıkartılması yoluyla saptırılmış durumda. Freud olarak okuduğunuz şeyler daha çok kızı Anna Freud’un çevresindeki Anglo-Sakson analistlerle birlikte kurmuş olduğu şeyler.

-Freud’un id, ego, süper ego, bilinçaltı gibi ezber bildiğimiz kavramları hiç kullanmadığını bunun 1948’deki ilk İngilizce çevirisinin yanlış yapılmasından kaynaklandığını yazıyorsunuz. Bu yanlışlığı ilk kim ortaya çıkardı?

İd, ego, süperego, bilinçaltı gibi terimler Freud’da çok önce, binlerce yıldır kullanılan, çoğu Latince ve din kitaplarında yoğun olarak kullanılan terimler. İnsanın iyiyi ve kötüyü barındıran bir yapısının olduğu, sağlıklı olmanın iyinin kötü olan karşısında galebe çalması olduğu biçimindeki yaklaşımlar, çoğunlukla teolojik bir çerçevede kullanılan ve tek tanrılı dinlerin de çok öncesine dek uzanan kavramlar. Freud insanın yapısını anlama işlevini teolojik bir çerçeveden çıkartarak daha bilimsel bir çerçeveye oturtmaya çalışmış. Ancak Freud sonrasında özellikle İngilizceye yapılan çevirilerde yeniden topluma kök salmış olan teolojik anlatılara uygun bir dile geri dönüldüğü görülüyor. Bu sapmada İngiliz analist Ernest Jones’un ve onunla birlikte çalışan Anna Freud’un büyük bir etkisinin olduğu görülmektedir.  

-Kızının da bu yanlışa onay vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sigmund Freud’un belirtmiş olduğu gibi özsel, sabit, değişmez bir benliğimiz mevcut değil. Özümüz sandığımız şey aslında içinde bulunduğumuz toplumun normatif değer sisteminin doğrularını farkında olmadan içselleştirmemizle ortaya çıkıyor. Anna Freud da birçok akrabasının canını alan Nazi yönetiminden kaçarak sığındıkları Anglo-Sakson imparatorluğunda, insanın yapısıyla ilgili yüzyıllardır egemen olan Yeni-Platoncu anlayışa uyum sağlamış. Kendi kimliğini bu yeni görünen ama binlerce yıllık teolojik zeminde kurmuş. O babası gibi şanslı değildi çünkü babası Viyana’nın eşsiz entelektüel, sanatsal ve bilimsel çerçevesi içinde eğitim almış, o havayı koklayarak yetişmişti. Seküler bir dünyanın laik bir düzen çerçevesinde kurulabileceğine inanan çok sayıda hümanist düşünür vardı çevresinde. Ancak kızı ne eğitim açısından ne de bu verimli vasatta beslenebilmek açısından babası kadar şanslı olamadı. Kimliğini kendilerini kurtardıklarına inandıkları düzenin doğruları çerçevesinde kurmak dışında bir seçeneği yoktu. Bu da onun babasının bayrağını taşımak gibi masum bir çaba içindeyken hiç farkına varmadan babasını yok etmek gibi bir eyleme dönüştü. Bilinçli bir ihanet değildi kesinlikle, iyi niyet her zaman doğru olanı yapmayı sağlamıyor.

-Freud çocuk cinselliğiyle ilgili baştan çıkarma kuramından geri adım mı attı?

Attı evet. Başlangıçtaki çocuklara erişkinlerdeki gibi fiziksel bir cinsellik arama güdüsü yerleştirdiği bakış açısının yanlış olduğunu anlayınca çocuğun erişkinlerle ilişkisinin varlığını korumak amacıyla biçimlendiğini vurgulamaya doğru yöneldi. Çocuğun davranışlarını erişkin cinselliği bağlamında okumak yanlışının, erişkinlerin bakış açısındaki cinsellik saplantısı olduğunu anlamış olduğu için geri adım atmıştır bu konuda.

-Çocuklukta yaşanmış travmalar, engellenmiş dürtüler, bastırılmış yaşantılar… Psikiyatrist olmayan öznelerin bile değerlendirme kıstası olarak kullandığı konular. Ama siz psikinalitik tedaviyi bunun ötesine taşıyorsunuz? Birçok romancı bile kahramanlarını bu temele oturtarak romanlar yazıyor. Bu temel değerlendirme kıstasları yanlış mıdır?

Ben aslında taşımıyorum bunların ötesine, Freud’un özgün olarak ne yazdığını, ne anlatmak istediğini Lacan’ın bu konudaki saptamalarının yardımıyla sizlere ulaştırmaya çalışıyorum. Çünkü Freud denince otomatik olarak belirttiğiniz şeyler akla geliyor ki bunlar aslında Freud’dan önce var olan ve Freud’un ötesine geçmeye çalıştığı temalar. Birçok kişiye daha anlaşılır ve kolay sindirilebilir geldiği için insanlar klişeleşmiş bu temalardan vazgeçemiyorlar. Roman yazınca bu konuları temel alarak yazdığınızda kitap daha çok satılıyor. Okurdaki yeni bir şeyi anlamaya çalışmaktan kaçmak biçiminde kendisini gösteren kolaycılık yazarları da kolay olanın çerçevesi içinde kalmaya zorluyor.


Freud Psikanaliz ve Veba, Mutluhan İzmir, İmge Kitabevi Yayınları, 462 sayfa

-Genel kanı çağımızın seküler bir çağ olduğudur. Siz tam tersine oldukça teolojik bir çağdır diyorsunuz? Batı öğretisi, Aydınlanma boşuna mı yaşandı? Çok kısa süren bir yanılsama mıydı?

Öyle oldu ne yazık ki. Freud’u doğru anlayabilsek çağımızın gerçekte ne çağı olduğunu daha iyi anlayabiliriz. İmajların önde olduğu bir çağdayız. Bir imaj görsel açıdan doğru niteliklere sahip olmanın dışında, dürüstlük, çalışkanlık, başka insanlara saygı duymak, küçükleri korumak, büyükleri saymak, maddi şeylerden çok bilim, sanat, kültür gibi değerlere sahip olmak gibi herhangi bir değer içermez. İmajın içi boştur ancak dışarıdan mükemmel görünür. İnsanlar artık kimliklerini imajlar üzerinden kurdukları için hümanizmanın insanların içinde bulunduğunu iddia ettiği değerler insanların içinde bulunmuyor. Bu değerleri toplum üretir ve bireye bu değerleri sunar, birey bunları içselleştirirse toplumda iyi bir konuma sahip olmakla ödüllendirilir. Hümanizmanın freni tutmayınca bireysel özgürlüğe doğru yuvarlandı ve orada özgür bireyin mükemmel imajı her türlü değeri silecek biçimde öne çıktı. Değerleri mükemmel bir imaj sahibi olmanın önüne koyduğunuzda özgürlük düşmanı sayılıyorsunuz. Bu çelişkili durumdan artık çıkmak zor ve yaşayacaklarımıza hiç şaşırmamaya hazırlanmamız gerekiyor.

-Çağımızın büyük şirketlerini yani kapitalist tekelleri ‘büyük öteki’ olarak değerlendiriyorsunuz? Makaleniz çağımız insanının bu tekellerin insanların zihinlerini kendi çıkarlarına göre biçimlendirdiğini iddia ediyorsunuz? Bu ne derece doğrudur?

Güç kimdeyse bireyin kişiliğini kuracağı normları o belirler. Bugün zeka testinde ilk %2’ye girenleri üye kabul eden bir derneğin el üstünde tuttuğu eski milli eğitim bakanı Ziya Selçuk, bizi pandemi döneminde dünyada okulları en uzun süre kapatan ülke yaptı. Yaşamımız dijital bir zemine kayıyorken dijitalleşmenin zirve yaptığı kapanmanın süresini abartmak, uzaktan eğitimin eğitimden uzaklaşmak olduğunu anlayamamayı zeka belirtisi saymak sorunuzun yanıtını veriyor sanırım. Günümüzde imajı değerlerin önüne geçiren de dijitalleşmeyi kontrol eden şirketlerdir. Şu anda yaşamımızda her şey bir görüntüye dönüşüyor ama bu görüntünün arkasında sandığımız gibi bir zeka ve adalet düzeni yok. Hümanizmanın insan hakkında söyledikleri doğru olsaydı, Atatürk’ün kurduğu bankanın genel merkezi Atatürk’ün kurduğu başkenti terk etmezdi. Bana göre karşı devrimin önemli bir basamağı olan bu adım Atatürk’ün partisinin ortaya koymuş olduğu kavramları anlayamayan kişiler tarafından ele geçirilmiş olduğunu gösteriyor. Ya da Anna Freud gibi yaptıklarının ne anlama geldiğini anlayamadan zamanın ruhuna uydular. Çünkü Atatürkçülük imajı özellikle askeri darbelerin başlamasıyla Altı Ok’un ifade ettiği kavramların önüne geçerek onları gölgeledi. Atatürkçü bir refleksle başlayan 27 Mayıs hareketi nasıl finansal bir darboğaz karşısında uluslar arası finans çevrelerine ülkeyi teslim etmek zorunda kaldıysa bu çevreler çıkarlarını günümüzde çok daha kararlı ve güçlü biçimde koruyorlar. Bunun en önemli ayağı da insanların zihinlerini kontrol etmektir. Subliminal mesaj gibi saçmalıklarla değil, insanın bilincini doğrudan biçimlendiriyorlar. Aydınlanma Devrimi’nden 250 yıl sonra “Ben” dediğimizde ağzımızdan Büyük Öteki’nin doğruları çok daha belirgin biçimde çıkıyor.

-Kitapta Kapitali Okumak ve İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları kitabıyla özellikle 80 sonrası Marksistlerimiz üzerinde oldukça etkili olan Profesör Louis Althusser hakkında 30 sayfaya yakın bir bölüm var. Althusser’le ilgili böyle bir bölüme neden gerek duydunuz?

İçi boş imajın, günümüzde kavramların ve değerlerin önüne nasıl geçtiğini gösteren çok net bir örnektir bu olgu. Bunun kolaylıkla böyle olabileceğini ilk vurgulayan Sigmund Freud da kendisine dahi denmesini hak ediyor.

-Kitabı yazmaktaki amacınıza ulaştınız mı?

İnsanlar kolayca anlamak peşindeler, kafalarını yormuyorlar, kolaya yönelip zordan kaçıyorlar. Bu nedenle eğer amacımın çok ses getirecek bir kitap yazmak olduğunu düşünüyorsanız değil. Büyük bir ustayı anmak istedim başka bir ustanın yardımıyla. Benden bu kadar. Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dilerim.

-Bu denli ‘ağır’ konuları işleyen kitabınız mükemmel akıcı bir Türkçe’ye sahip. En zor konuları anlaşılır biçimde anlatmayı başarıyor derler ya, o türden. Kitap için ve bu yararlı konuşma için teşekkür ederim.

Ahmet Yıldız

 

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

İlgili İçerikler