Selçuk Ülger: Hem Alman hem Türk edebiyatı göçmen edebiyatına mesafeli
Yazarımız Selçuk Ülger Almanya’da yayınlanan ‘Yeni Kültür’ dergisine göçmen edebiyatı üzerine konuştu. Ülger’in konuşması, hem Almanlar hem Türk edebiyatınca sıkıştırılmış, hatta görmezden gelinen ‘göçmen’ edebiyatı üzerine, her taraf için ders niteliğinde.
Frankfurt’ta yaşayan yazar Selçuk Ülger, ‘Yeni Kültür’ internet dergisinde yazar Osman Çutsay’ın sorularını yanıtlarken ‘göçmen edebiyatı’na ilişkin önemli konuları açıkladı.
Köln’de 10 Ekim 2026 günü yapılan Türk Diaspora Edebiyatı Çalıştayı’nda konuşmacı olan Ülger’e, bu çalıştay temelinde, Almanya’nın en büyük yabancı diline sahip Türklerin edebiyatı ve sorunları hakkında sorular yöneltildi.
Almanya’da yoğun bir Türkiye kökenli nüfus var. Ülkenin ikinci büyük anadili Türkçe ve kimi çevrelere göre, Almanya’daki 17’nci eyalet Türkçe. Ancak, Almanya’da bir Türk edebiyatı var mı?
Yazarımız Selçuk Ülger’in verdiği bazı yanıtlar şöyle:
10 Ekim 2026 Cumartesi günü, Almanya’nın Köln şehrinde YTB (Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı), Maarif Europe, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin işbirliği ile düzenlenen Türk Diaspora Edebiyat Çalıştayı’na katıldım. (…)
Avrupa’nın, Almanya’nın başka başka kentlerinin havasını solumuş, değişik mesleklerden, farklı kuşaklardan göçmen yazarların ve şairlerin göç edebiyatı üstüne gün boyu anlattıkları, Türkiye’den gelen akademisyen edebiyatçıların bu konudaki bilimsel incelemeleriyle birleşince, değeri beklenenden yüksek bir göçmen edebiyatı çalıştayı çıktı ortaya.
Her kitlesel göçün, içinde büyük bir edebiyat taşıdığını, kuluçka süresi dolunca da yeni bir edebiyatın doğuşunun kaçınılmaz olduğunu bir kez daha kavradık bu çalıştaya.
(…) Bizim Almanya’ya ilk işçi göçümüz 1950’lerde kendiliğinden başlamış, dağınık, garip bir göçtü aslında. 30 Ekim 1961 İşgöçü Anlaşması’nın iki sayfalık maddelerinin altına imzalar atılmadan çok önceleri, Almanya’ya üç bin işçimiz komisyoncular aracılığıyla iş bulup, kendi çabalarıyla bu topraklara yerleşmişler zaten. 1961 Anlaşması, bu dağınık işçi göçünün büyüyeceğini ve sorun yaratacağını öngörenlerce önerilen bir “işçi göçünü düzene koyma” anlaşmasıydı. (…) Fakat, Almanya’daki göç edebiyatının doğuşu epeyce gecikmiştir. Kanımca bunun en önemli nedeni, işçilerimizin bu topraklarda kalıcı olmayı hiç düşünmemesidir.
Almanların, işçi vatandaşlarımızı uzun yıllar (bugün bile!) “misafir işçi” olarak adlandırması ve bizimkilerin bu sıfatı gönülden kabullenişi, göç yolunda edebiyat yaratma sürecini epeyce geciktirmiştir. Göçmen edebiyatı da kök salacağı topraklar arar, bir yerleşiklik, evsinmişlik ve yerli toplumla etkileşim süreci gereksinir.
Güçlü bir göçmen edebiyatı vardır. Bu edebiyat, 12 Eylül darbesiyle Almanya’da ivme kazanmıştır.
(…) Evrensel düzeye ve niteliğe ulaşmış bir göçmen edebiyatından söz etmek bugün bile zor olsa da, bu yolda verilmiş sayısız yapıtın iki edebiyata eklemlenecek güçte ve önemde olduğu da ortadadır. Alman ve Türk edebiyatı, ciddi yapıtlar vermesine rağmen göçmen edebiyatına kapılarını pek açmamıştır…
Hem Alman hem Türk edebiyatı göçmen edebiyatına çok mesafeli. Türkiye’nin edebiyat çevrelerinde, göçmenlerden dil yetkinliği açısından iyi bir yazarın, şairin çıkamayacağı görüşü çok yaygın. Yıllardır küçümsedikleri, komik sıfatlarla andıkları, yer yer aşağıladıkları göçmen işçilerin çocuklarının kayda değer bir edebiyat üretemeyeceği konusunda gizlemedikleri bir görüş birliği var aralarında. Yayınevleri de öyle. Burayı çeşitli nedenlerle ziyaret eden, yayıncılar, yazarlar ve şairlerin tamamına yakınında bu hastalıklı görüşün, küçümsemenin izlerini hemen gözlemlersiniz.
Almanlar zaten Türkçeyi ve Türkleri, sanat ve edebiyatla yan yana getirmemek için özel çaba harcarlar. Alman yayın organları ve basımevleri, kadın cinayeti, çocuk gelinler, zorla evlendirilme, aile içi dinsel baskı vb. konuları abartarak işleyen, -ısmarlama- kitaplar yazan, ödül ve ün için bin takla atan yazarları saymazsak, kapılarını göçmen edebiyatına sımsıkı kapatmışlardır. Almanlar da ülkelerine işçi olarak gelmiş, yıllarca fabrikalardan, madenlerden ve kendi sokaklarındaki küçük yaşamlarından başka yer tanımamış -ilkel insan- yığınlarından bir edebiyatın çıkmayacağını yarı sesli düşünürler.
Türkçe dili de onlar için bir devlet dili değil, bir “kabile dili”dir. Sadece göçmen insanlarımıza karşı değil, ne yazık ki Türkçeye karşı da bir ırkçılık vardır Almanya’da.
Göçmen edebiyatına Alman edebiyatında yer vermek, bir Türk emekçisini Alman saymak kadar zordur Almanya’da. Fakat, umutsuz olmak doğru değil. Göç edebiyatının iyi yapıtları zamanı gelince, önemli bir damar olarak iki ülke edebiyatının içinde -belki bir sentez edebiyatı- olarak yer bulacaktır.
(…) Katıldığım çalıştayda, iki hatta üç dili anadili derecesinde konuşan, Türkçede ve Almancada kendini mükemmel ötesi ifade eden, felsefe, sosyoloji gibi bilimlerin ince eleğinden geçmiş yeni kuşak yazar ve şairleri dinledikçe bu konudaki umutlarım daha da arttı.
Göçmen dedelerinin, göçmen ana babalarının zorlu yaşamlarına göz tanıklığı etmiş, onlardan birçok anılar dinlemiş, ailelerinden insan sıcaklığını miras edinmiş, Almanya’yı onların göremeyeceği çok başka boyutlardan gözlemleyen, kültür derinliği olan bu gençlerin özgün bir edebiyat yaratacağı çok çok belli. İki dile, iki kültüre hâkim olmak bir varsıllık olmasının yanında, edebiyatı da besleyen önemli bir kaynak.
Tarih, göçen ve göçtüğü ülkelerin dilinde yapıtlar yaratan yazarlarla dolu. Göçülen ülkenin edebiyatı, dünyaca ünlenen yapıtları dahi kendi edebiyatı içinde değerlendirmemiştir. Bu normaldir. Almanca da yazsanız, bilinciniz, bilinçaltınız göç yolunda şekillenmişse, konuları besleyen ana damar göç ise, siz göçmen edebiyatına dahilsinizdir. Yani, Alman edebiyatı, Almanca yazsalar dahi Türkçeli genç kuşakların yapıtlarını kendinden saymayabilir. Alman ya da Türk edebiyatı, göçmen edebiyatı ürünlerine yer vermedi diye bir edebiyat ürünü değersiz ve niteliksiz olarak görülmemeli. Bir üçüncü göz gibi, dünyaya bir üçüncü boyuttan bakıştır göçmen edebiyatı.
Bir örnek verirsek, Panait Istrati yapıtlarını sonradan geliştirdiği dil olan Fransızcada yazmıştır, fakat Rumen edebiyatına dahil edilir. Hiç mutlu olamadığı, intihara bile kalkıştığı bir ülkenin diliyle, o dilin edebiyatına dahil olamadan dünya çapında bir ün kazanmıştır daha ilk yapıtıyla.
Göçmen yazarların da doğduğu ülkenin diliyle, örneğin Almanya’da Almanca yazarak, ama ait olduğu sınıfı, yani yer yer göçmenliği konu ettiği yapıtına -evrensel boyutta anlatımsal çekicilik kazandırarak- dünya çapında okunacak denli özgün edebiyat yaratması olanaklı görünüyor.
Nitelikli “sentez bir edebiyat” da göçmen edebiyatını okunur ve kalıcı kılar kanımca.
Göçmenlerin anasından atasından armağan aldığı Türkçesi, Almancanın hasmı ya da rakibi değildir. Göçmenler açısından edebi ve dilsel bir varsıllık göstergesidir. Üçüncü bir dili de öğrendiğinde, yazma alanı aynı zamanda genişleyen bir dilsel “mukayese” alanına dönüşmektedir. Bu çok dilliliğin yarattığı mukayese, yaratıcılığı, dil bilincini, yazınsal yetkinliği tetikleyen bir alandır. Almanlar, okullarda yabancı dil müfredatına almayarak, sokakta yadırgayan gözlerle Türkçe konuşanları küçümseme yanılgısına düşüyorlar. Oysa, Türkçe konuşan kimsenin Almancaya bir saygısızlığı, eğitimde Almancaya karşıt bir dil yükselttiği falan yok. Göçmen Türkçeliler, anadil olarak Almancayı yürekten kabullenmişler zaten. Türkçe onlar için zaman zaman sığındıkları, evet 17’nci bir eyalet.
Türkçe bir duygu dili. Şiir dili. Destan dili. Bizdeki insani sıcaklık, duygusal yoğunluk, dilimizin deyimlerine, kelimelerine olanca varsıllığıyla ağmıştır. En yüksek duygu gelgitlerimizi bile karşılayan müthiş kavramlar, kelimeler vardır Türkçede.
Almancanın anlatım olanaklarıyla, Türkçenin insan sıcaklığı taşıyan yanını birleştirmede yetkinleştikçe, göçmen edebiyatını çok farklı boyutlara taşıyacak göçmen yazarlar. Bundan çok eminim. Su aka aka güzel yolunu bulacaktır yakın gelecekte de…
NOT: Konuşmanın tümünü YENİ İNSAN sitesinden okuyabilirsiniz.
Gercekedebiyat.com
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.