İnce Memed romanı Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarına niçin karşı?
İnce Memed’de Yaşar Kemal’in kimi eleştirileri haklı bir toplumsal zemine dayansa da bunları Kurtuluş Savaşı’nın kurucu mirasını yıpratacak biçimde yorumlamak tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz. Dönemin ağır koşullarını göz ardı ederek Kurtuluş Savaşı’nı taşradaki feodal yapıların ortadan kaldırılamaması üzerinden yargılamak, tarihsel koşulları dikkate almamaktır.

Yaşar Kemal romanlarında Anadolu coğrafyası, bu topraklarda yaşayan insanların acıları, direnişleri, doğayla kurdukları bağ destansı bir anlatımla anlatılır.
Yaşar Kemal’in romanlarda gözettiği olguların başında Çukurova’nın kızgın güneşi, Toroslar’ın sarp yamaçları, feodal düzenin kıskacındaki köylülerin çığlıkları yer alır. Yaşar Kemal, halkın ortak hafızasını ve yaşanmışlıklarını romanlarının temel anlatı unsurlarından biri hâline getirir.
Yaşar Kemal’in
başyapıtı niteliğindeki İnce Memed
1953-1954 yıllarında Cumhuriyet gazetesinde
tefrika edildi, 1955 yılında ise kitap olarak yayımlandı. İnce Memed’in yeri, Yaşar
Kemal romanları içinde zirvededir.
Dört ciltten oluşan roman, yalnızca bir eşkıyalık öyküsü değildir. Ağalık düzenine, toplumsal adaletsizliğe ve ezilen insanların hak arayışına da geniş yer verir.
Yaşar Kemal romanda Toroslar’ın yoksul bir köyünde Abdi Ağa’nın zulmüne başkaldıran İnce Memed’i, halkın vicdanında bir kurtarıcı mitine dönüştürür. Ancak Yaşar Kemal, başkaldırıyı yalnızca yüceltmekle kalmaz; onu doğuran toplumsal ve psikolojik koşulları da anlatır.
İnce Memed’in güçlü toplumsal eleştirisi, özellikle Cumhuriyet’in kuruluş dönemiyle kurduğu ilişki bakımından ayrıca tartışılmalıdır.
İnce Memed’in dördüncü cildinde neredeyse Abdi Ağa’nın yerini alabilecek Arif Saim Bey karakteri, Cumhuriyet’in erken dönem siyasi atmosferini ve bu atmosferin yereldeki yansımalarını temsil eden kilit figürlerden biridir. Her ne kadar roman 1953-1955 yıllarında yazılmış olsa da kurgusal zaman aralığı 1930’lu yılları, yani Atatürk’ün sağ olduğu dönemi de içerir.
Romandaki Arif
Saim Bey gücünü, siyasetteki konumunu doğrudan Mustafa Kemal Atatürk’e olan yakınlığından ve onun güveninden alır.
Arif Saim Bey ve çevresindekilerin sık sık dile getirdiği ‘Paşa bize güveniyor
ve bizi seviyor’ sözü, onların Atatürk’e yakınlıklarını bir güç ve
dokunulmazlık gerekçesi olarak kullandıklarını gösterir.
Arif Saim Bey romanda köylülere ve halkın geleneksel yapısına yönelik ağır eleştirilerde bulunur; onları küçümser, suçlar. Arif Saim Bey’in tutumu, dönemin merkezi yönetim anlayışının taşradaki bürokratlar eliyle halka nasıl yansıdığını gösterir.
Roman boyunca Arif Saim Bey ve çevresindeki idari kadro, köylülerin İnce Memed’i bir halk kahramanı/ermiş gibi sahiplenmesini ve Anacık Sultan ocağı ve inançları etrafındaki direnci, geleneksel dini ritüellerini irtica ve hurafe olarak yorumlar.
Arif Saim Bey ve çevresindeki yöneticiler üzerinden Yaşar Kemal, modernleşme ve laiklik anlayışının taşrada nasıl araçsallaştırılabildiğini gösterir. Burada dikkat çekici olan, laiklik söyleminin halkı aydınlatmak yerine merkezi ve yerel iktidar sahiplerinin baskısını sürdürmek için kullanılmasıdır.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in getirdiği seküler ve modern düzen, özünde hurafelerle mücadeleyi ve aklın özgürleşmesini hedefler. Ancak Arif Saim Bey gibi taşra siyasetçileri ve bürokratlar, bu ilkeyi kendi çıkarları adına bir kalkan olarak kullanır.
Arif Saim Bey, halkı baskı altına alırken Atatürkçü ve laik bir reformcu görüntüsü verir. Ancak amacı toplumu aydınlatmak değildir. Mustafa Kemal’in kurduğu seküler düzeni, köylüleri aşağılamak ve kendi iktidarını korumak için kullanır.
Arif Saim Bey ve
çevresindekilere göre cahildir; İnce Memed’i sahiplenmeleri ve geleneksel
inançlarını sürdürmeleri de bu anlaşlarının bir sonucudur.
Arif Saim Bey, köylüler üzerindeki iktidarını ve çıkarlarını korurken Atatürk’ün devrimci otoritesini arkasına aldığını hissettirir. Köylünün hak arayışını veya İnce Memed’i korumasını, doğrudan devlete ve kurucu iradeye yapılmış bir ihanet olarak nitelendirir. Köylülerin yoksulluğunu ve yaşadığı adaletsizlikleri çözmek yerine, onları bastırılması gereken bir yığın olarak görür.
Romandaki olaylar geçmişe uzanan zaman kırılmaları içerse de anlatının önemli bir bölümü, erken Cumhuriyet döneminde taşrada merkezi otoritenin henüz tam olarak yerleşmediği yıllarda geçer.
Ancak Yaşar Kemal’in taşradaki otorite boşluğunu, ağalık düzenini ve ordunun yerel güçlerle mücadelesindeki aksaklıkları ele alış biçimi, Kurtuluş Savaşı’nın kurucu kadrolarıyla ilgili tarihsel bir tartışmayı da gündeme getirir.
Kurtuluş Savaşı, emperyalist işgale karşı bir ulusun varoluş mücadelesidir. Savaştan yorgun çıkan Türkiye ekonomik enkazı, tükenmiş insan kaynağı ve aşiret/ağalık gibi Osmanlı’dan devraldığı köklü feodal yapılarıyla yüzleşmek zorundadır. Merkezi idarenin ülkenin her köşesine ulaşması tarihsel olarak olanaksızdır.
Taşrada yaşanan bu sorunları Kurtuluş Savaşı’nın düşüncesine ve kurucu kadrolara bağlamak doğru olmaz.
İnce Memed’in
önceki ciltlerinde yer alan Abdi Ağa tipi, yerel feodalizmin
temsilcisidir. Gücünü topraktan, gelenekten, cehaletten ve kaba kuvvetten alır.
Feodalizmin ağalık düzenini temsil eder.
Oysa Arif Saim Bey, gücünü sadece topraktan değil, devlet mekanizmasından, siyasi partiden, kanunların boşluklarından ve bürokratik ilişkilerden alan bir yapının temsilcisidir.
Taşradaki bu güç odaklarının günümüze kadar varlığını sürdürmesi, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarını ve Kurtuluş Savaşı mirasını bu nedenle suçlamayı haklı çıkarmaz.
Yaşar Kemal’in kimi eleştirileri haklı bir toplumsal zemine dayansa da bunları Kurtuluş Savaşı’nın kurucu mirasını yıpratacak biçimde yorumlamak tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz.
Dönemin ağır koşullarını göz ardı ederek Kurtuluş Savaşı’nı taşradaki feodal yapıların ortadan kaldırılamaması üzerinden yargılamak, tarihsel koşulları dikkate almamaktır.
Yine de denbej geleneğine yönelik destansı anlatımıyla İnce Memed iyi yazılmış bir baş yapıt.
Gercekedebiyat.com
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.