1 Ekim 2026
Son Dakika

Soyut / Muzaffer Erdost

Karikatürcü ne yapıyor da bu sonuca varıyor, ya da böyle bir şey düşünebiliyor Yaptığını bir sözle belirtmek gerekirse “soyutlama” diyeceğiz Karikatürcü, kavramları soyutlaştırıyor. Bağlı olduğu evrensel düzgüden (sistemden) ayırıyor, Bu, tüm özgürlüğe kavuşmuş kavramı istediği bir ortama yerleştiriyor.

Soyut / Muzaffer Erdost

Bir zaman "ıssız ada” karikatürleri almış yürümüştü. Bugün de zaman zaman gerek yabancı, gerek yerli "ıssız ada" karikatürleri yapılmaktadır. Karikatürcü kendisine olanaklar (imkanlar) kurmak için, ıssız adayı bulmuş, kişioğlunun tek başına kalmışlığını çizgilerle verebilecek en kolay yol olduğu için de, bundan sık sık faydalanmak istemiştir.

O karikatürlerin çoğunda öyle konular kuruldu ki, bunların kişioğlu gerçeğiyle, daha doğrusu kişioğlunun yaşantısıyla bir bağı, bir ilgisi yoktu.

Örneğin, şöyle bir karikatürü hatırlıyorum. Issız adanın üzerinde hilal biçiminde ay doğuyor. Bir zaman sonra ay ağacın dalları üzerinden görünüyor. Karikatürcü ayı çizgilerle öyle düzenliyor ki, dalda bir meyve, bir kuş varmış, bir gömlek asılıymış gibi, ay ağacın dallarına asılı görünüyor. Issız adanın kişisi, ağaca çıkıyor, ayı suya indiriyor, kayıkmış gibi içine oturup, kürekleri çekiyor. Bunun kişi yaşantısıyla, evren gerçeğiyle hiçbir ilintisi yok. Bu karikatürde düşünülen olay bizi güldürüyor. Salt güldürüyor mu, bizde hiçbir şey bırakmıyor mu? Bize hiçbir şey getirmiyor mu? Karikatür bizi yalnız güldürseydi, iş bununla bitseydi, öyle karikatürleri pek önemsemeyecektim. Bu biçim sayısız karikatür çıkıyor, onlarla sürekli ilgileniyorum, onların bir faydası olmalıdır diye düşünüyorum. İşte bu fayda nedir?

Kişioğlu bir alışılmışın içindedir, alışılmışa hapsedilmiştir. Bu alışılmış, ilk görünüşte doğasal olayların kendisidir. Bizim içimizde bir alışkanlık yerleşmiştir. Sabah güneş doğar, damar kesilirse kan akar. Bu alışılmışı daha genişletirsek, toplum içinde çeşitli alışılmışlara varırız; inançlara, törelere varırız. Kişioğlu çok değerler uydurmuş, bunlara kendisini alıştırmıştır. Bütün alışılmışlara hapsedilmiş kişiyi bir olay karşısına koyuyorum; örneğin, sokakta öpüşen dişi erkek karşısına koyuyorum. Hemen "terbiyesiz" gibi ya da bu sözün kapsadığı kavrama yakın bir şey düşünecektir. Çünkü o bir töre (ahlak) alışılmışı içindedir. O alışılmış ölçülerle bu olayı değerlendirecektir. Bir kere o töre anlayışını yıksın, değiştirsin, başka törelere bağlansın, her zaman bu olay "terbiyesiz" damgasını yiyecek midir? Değil. Ama kişioğlu bu alışılmışa öyle sıkı sıkıya hapsedilmiştir ki, başka bir çeşit törenin olacağını düşünemez. Bu düşünce özgürsüzlüğünün tam kendisidir. Kişioğlunun kendi kendini, bir takım bağlarla sıkı sıkıya bağlaması, başka çeşit törelerin olacağını kendi kendine düşünememesi, düşünme işinde özgür olamamasıdır.

Söz söyleme özgürlüğü düşünüleni söyleme özgürlüğüdür. Bu özgürlüğü sınırlayanlar kişioğlunun dışındadır. Ama düşünmemizi, hiçbir yasa, hiçbir töre, hiçbir inanç sınırlayamaz. Bir papaz, bir hoca kendi kendine kaldığı zaman tanrının varlığı yokluğu üzerinde düşünebilir; düşünebiliyorsa o noktada özgür düşünüyor demektir. Ama bu düşündüğünü, yasalar, töreler, inançlar sınırları dışına alıyorsa, onu söyleyemez ki, bu da söz söyleme özgürlüğüne girer.

Benim söyleyeceğim şu, kişioğlunun özgür düşünmeye ulaşması, onu bağlayan alışılmışlardan kurtulmasıyla olur. İşte yukarda andığım karikatürün işlevi budur; kişioğlunu alışılmışın dışında düşündürmeye götürmesidir, alışılmışa kıymasıdır. Burada, bir karikatürün, üç romanın, beş resmin bu işi kökünden yapabileceğini ummak, gülünç olur elbette... Bu işe bütün toplumlar katılırsa, ancak bir başarıya varılabilir. Karikatür kendisine düşeni yaparsa, bu noktada kendisinden bekleneni yapmış sayılır.

Saydıklarım, karikatürün seyircisine görünüşü, seyircisine olan etkisidir. Bir de o karikatürün bir doğuşu var ki, bu karikatürü çizende toplanır. Karikatürcü ne yapıyor da bu sonuca varıyor, ya da böyle bir şey düşünebiliyor Yaptığını bir sözle belirtmek gerekirse “soyutlama” diyeceğiz Karikatürcü, kavramları soyutlaştırıyor. Bağlı olduğu evrensel düzgüden (sistemden) ayırıyor, Bu, tüm özgürlüğe kavuşmuş kavramı istediği bir ortama yerleştiriyor. "Ay" evrensel düzgüden ayrılınca, karikatürcü için salt bir biçim oluyor. Bu biçimi istenilen düzene kolaylıkla yerleştiriyor. Bizim karşımıza biçim, salt bir biçim olarak değil, biçimin yüklendiği kavramla birlikte çıkıyor. Böylece biz onun karşısında alışılmışın dışında bir düzgüye ulaşıyoruz.

Aynı şeyleri, yazı çeşitleri için de düşünebilir mıyız? Bir yılda, bir öyküde, bir romanda böyle bir soyutlama yapılır mı? Sonuç gene aynı olur mu? Dilcikler de çizgiler gibi anlatım öğeleridir. Ama çizgilerin olanaklarını, dilciklerin olanaklarıyla eşit tutamayız. Çizgilerle kurulan bir dürütte, soyutlamadan doğan sonuçların tıpkısını, yazı çeşitlerinden bekleyemeyiz. Onları kendi olanakları içinde düşünmemiz gerekir.

Yırda "ay" kavramını kapsayan biçim yerine, dilcik var. Bütün kavramları kapsayan dilcikler var. Yır bu dilciklerle düşünülen, duyulan bir şeyin söylenmesi olduğu gibi, dilcikler arasındaki olanakları denemek, onların birleştirilmesinden doğacak yeni güzellikleri bulmaktır. İçimizde biriken duyguların dış acunda dilciklerle biçimlenmesi, örneğin “Bulutu kestiler bulut üç parça — Kanım yere aktı bulut üç parça — İki gemiciynen Van Gogh'tan aşırılmış — Bir kadının yüzü ha ha ha” gibi sözlerle biçimlenmesini, boş bir uğraşma diye düşünebilir miyiz? Düşünemiyoruz. Ama bu Söz dizileriyle, bize ulaştırılan gerçek nedir? Bize ulaştırılan bir kişioğlu yaşantısı, kişioğlunun yaşanılan bir gerçeği olmadığına göre, bu söz dizilerinin bize sağladığı bir şeyler var mıdır?

Attila İlhan'ın “Vinçler yine akşamları indirecekler" mısrasını alıyorum. Vinçlerin akşamları indirmesi kişioğlunun bir yaşantısı değil, doğasal bir olay değil. Ozanın, akşamların oluşunu başka bir görünümde değerlendirmesidir. Bir öykü olayına, çeşitli noktalardan bakmak gibi bir şey. Bu gün 30 Nisan, Pazartesi. Bugünün akşamını herkes yaşıyor. Ama ben kendi akşamımı, çoban Memedin akşamıyla değiştirmeye yanaşmıyorum. Öyle biliyorum ki benim onun kırlarında duyacağım şeyi, o duymuyor. Benim bulunduğum caddelere gelse o, benim duygularıma benzer şeyler duymayacaktır. Bu başlıbaşına bir değerlendirme işidir. Ben "Vinçler yine akşamları indirecekler" sözünü biliyorum, bu 30 Nisan akşamını, bu sözler içinden değerlendiriyorum, bu söz dizgisinin aydınlığında düşünüyorum.

Her yeni söz, içimde biriken o biçimsiz duygular yığınına bir biçim veriyor. Yırda ben içimdeki o biçimsiz, dağınık çizgilerin bir sözle anlatılmasını buluyorum. Benim karmakarışık çizgilerim bir düzene giriyorlar.

"İki gemiciynen Van Gogh'tan aşırılmış — Bir kadının yüzü ha ha ha" (Cemal Süreya) sözünde kişioğlunun yaşantısı yok. Dilciklerin bağlanarak kurdukları, bir söz gerçeği var. Söylediği bir şey var, ama bu yaşantılarımızı anlatan bir gerçek değil. Böylece salt bir dörüt gerçeğini veriyor. Ama salt bir dörüt gerçeğidir diye, onu, kişioğlundan kopup ayrılmış diye düşünemiyoruz. Çünkü ben o mısralarda yaşadığım bir şeyi bulmuyorum ama bana yeni bir şey getiriyor, ben, yani yoğun, dağınık, karmakarışık olan duygularım o mısralarla biçimleniyor, düzenleniyor.

Kişioğlu dilciklerle düşünürse —ki doğrudur kişioğlu içindeki düşünceleri dilciklerle biçimlendirir. Yeni söz dizileri, yeni söz kuruluşları içimizde biriken duyguları, düşünceleri biçimlendirmeyi, dolayısıyla kendi kendimize boşalmayı sağlarlar. Bugün yırda, daha çok bir yaşantıyı anlatmıyorlar; dilcikler arasındaki olanakları deniyorlar, ya da yaşantıları yepyeni bir noktadan anlatıyorlar. Bu ancak dilciklerin soyutlamasıyla ulaşılır bir şey.

Bu konu üzerinde düşünmek çokları için karanlık sözler söylemek —çünkü çokları yazılarımı karanlık buluyormuş— beni sıktı artık. Öykü, roman üzerinde şimdilik durmak istemiyorum. Bu konuya şöyle dört beş yazı ara verdikten sonra yeniden döneceğimi sanıyorum.

Muzaffer Erdost
(Pazar Postası, Yıl: 4, Sayı: 19 6 Mayıs 1956)

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

İlgili İçerikler