Toplumların tarihinde zafer ve trajedinin önemi
Bir TV yarışma programında ‘Omurilik soğanı’ nedir bilemeyen doktordan sonra Türkiye’nin başkentini bilemeyen bir tıp öğrencisi herkesi şaşırttı.
Daha da şaşırtıcı olanı stüdyodakilerin yüzde 60’ının da ‘Türkiye’nin başkenti Ankara’dır ve konu tartışmaya kapalıdır’ diyememiş olması.
Bu pür cahillik nereden geliyor? Eğitim sistemimizi Batı’nın kucağına koyanlar, tarih eğitimimizi Atatürk’ün tarih kitaplarını yasaklayarak verenler oturup kara kara düşünsünler!
ÜLKELERİN TARİHİNDE TRAJEDİLER ve ZAFERLERİN ETKİLERİ
Başkentimizin adını bilememenin nedeni ‘ne tik tok’ ne popüler kültür… Uzağa gitmeye gerek yok daha 100 yıl önce yaşadığımız trajedileri bile eğitim sistemimizden çıkarmamız ve unutmamızdan kaynaklıdır.

Toplumları ulus yapan en büyük etken yaşadıkları acılar, trajedilerdir. Tarihin belli dönemlerinde toplumlar üzerinde travmalara, yarılmalara neden olan büyük kötü olaylar hep bir dönüm noktası olur: Halk/toplum kenetlenir, bilenir ve güçlenir.
Toplumsal güç yaşanan travmalarla neredeyse doğru orantılıdır.
Bizde maalesef tarih eğitimimiz hep zaferlerimizi öğretir: Malazgirt Zaferi, Sakarya zaferi, Dumlupınar Zaferi, Kurtuluş Savaşı, Yunanı denize dökmek…
İnebahtı Deniz Savaşı’nda (1571) yaşadığımız trajediyi değil de Sokullu’nun ‘Kesilen sakal daha gür biter’i öne çıkardık.
Hatta Rusların 1770’te Çeşme’de tüm donanmamızı yakmasından, bu trajediyle Osmanlı’nın yenilebilir bir ülke olduğunun düşmanlarınca anlaşılmasından, Navarin’de (1827) Britanya, Fransa ve Rusya’nın deniz filosunun puştlukla limana girip bahane yaratarak Osmanlı donanmasına üç saat aralıksız ateşle yaptığı katliamdan hiç söz etmeyiz.

Hele Amiral Nahimov’un 1853’te Sinop’ta Osmanlı donanmasını yok ettiği Sinop Baskını’nı Sinop’a gidip anıtı görebilen üç beş milyondan fazla kişi bilmez!
Yunan ordusunun kaçarken Ege bölgesinde yaptığı katliamları da kimseye öğretmiş değiliz. Hele İstanbul’un 1918-1923 arası tam 5 yıllık esaret dönemi binlerce trajediyle doludur. Tarihimizin bu rezil sayfasından Yakup Kadri ve Mithat Cemal Kuntay’dan başka kimse söz etmemiştir. Resmi kayıtlar yok gibidir.
Mora katliamı, hele Balkan faciası… Kafkasya… Kırım… Ermenilerin Türklere yaptığı katliamlar bile, Ermeni soykırımı yalanına karşı bir savunma aracı olmasa kimsenin aklına gelmez.
Zaferler de önemlidir; toplumları onarır kendine güveni artırır ama ulus olma bilincinde trajediler kadar etkili değillerdir.
Bu öyle ki bir ‘Ermeni Soykırımı’ trajedisi yaratmak, zafer türküleriyle kurmak istediğimiz Türk aydınlarının bilincinde üste çıkmayı başarmıştır. Yıllardır devlet kurumlarıyla bile bu yalanla baş etmekte zorlanıyoruz.
Bir trajedi bir ulusun (Ermeniler) ayakta kalmasına ancak bu kadar etki edebilire en iyi örnektir bu ‘Soykırım’ yalanı.
Hele Kürt aydınlarının ‘öldük bittik, ezildik, işgal altındayız’ı sürekli tekrarlamalarının gücü… Gerçek olduğuna inandıkları/inandırdıkları irili ufaklı onlarca trajediyi 'Dersim' travmasına bindirerek son elli yıldır tüm Türk entelijansiyasını esir almış, onları kendi halkının soykırımcı olduğuna inandırarak yabancılaştırmıştır...
Biz, ‘ezildik oy babo’ sözüyle alay ederken onlar alttan alta yapay bir ulus inşasını bu trajik söylemlerle kuruyorlardı; kuruyorlar.
Azerbaycan Türk toplumu ülkesinin üçte bir toprağını kaybetmesinden çok, son otuz yılını 'Hocalı Katliamı'yla yaşadı. Ve bununla derlenip toparlandı; bir ulus inşa etti.
Kısacası devletlerin tarihinde trajediler zaferlere üstün geliyor; onları yeniyor.
Türk toplumu eğer kendine bir trajik hikâye bulamaz ve birleşip kenetlenemezse, bu zor tünelden çıkması bu nedenle zor olabilir.
UKRAYNA: ZAFER ve TRAJEDİ
Bu nedenle Ukrayna’nın bugün yaşadığı trajedi, büyük yıkım/kırılma bir de Rusya’ya karşı zaferle sonlanırsa Ukrayna ulusu çok uzun yıllar yaşayabilir.
Ne zafer ne trajedi yaşayacak olan Rusya’nın ise zor günleri başlayacaktır.
Ahmet Yıldız
Gerçekedebiyat.com
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.