12 Ekim 2026
Son Dakika

Türk Diaspora Edebiyatı Çalıştayı Köln’de yapıldı

“YTB (Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı), Maarif Europe, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin işbirliği ile 10 Ekim 2026 Cumartesi günü Almanya’nın Köln şehrinde Maarif Europe binasında Türk Diaspora Edebiyat Çalıştayı yapıldı.

Türk Diaspora Edebiyatı Çalıştayı Köln’de yapıldı

Proje Koordinatörü Prof. Dr. Selim Somuncu’nun açılış konuşmasıyla başlayan çalıştay, 1961’de imzalanan İşgöçü Anlaşması’yla Almanya yoluna çıkan Türk işçi göçünün tarih içindeki değişimi, yıllar içinde diaspora, sürgün, entegrasyon (uyum) ve iki kültürlülük gibi konularla anılış süreci ve bu evriliş sürecinin göçmen edebiyatını nasıl şekillendirdiği konuları üstünde yoğunlaşan konuşmalarla sürdü.

YTB (Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı), Maarif Europe, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin işbirliği ile 10 Ekim 2026 Cumartesi günü, Almanya’nın Köln şehrindeki Maarif Europe binasında Türk Diaspora Edebiyat Çalıştayı yapıldı.

Türkiye Maarif Vakfı Almanya Temsilcisi Dr. Selman Dilek ve Maarif Europe Köln Eğitim Koordinatörü Kadir Bozbıyık’ın kusursuz ev sahipliğiyle gerçekleşen kurultayın açılış konuşmasını Proje Koordinatörü Prof. Dr. Selim Somuncu yaptı.

Çalıştayın ilk oturumu, bu çalıştay projesini yürüten akademisyenlerin, projenin çerçevesini ve hedeflerini açıklayan konuşmalarıyla başladı.

Proje Koordinatörü Prof. Dr. Selim Somuncu, UNESCO tarafından 2025 yılında “Edebiyat Kenti” seçilen Kahramanmaraş’ın, hem üniversite hem de büyükşehir belediyesi olarak “Edebiyat Kenti” unvanını almak için verdikleri uzun mücadeleyi anlatarak başladı sözlerine. Depremin yarattığı büyük yıkıma ve ruhsal çöküntüye rağmen, bu gurur verici başarının kazanılmasındaki süreci duygulu sözlerle özetledi. Göçmen edebiyatına verdikleri önemin altını çizerken, yurt dışından davet edilen genç kuşak edebiyatçıların Kahramanmaraş’taki konukluklarının, kentle olan duygusal yakınlaşmalarının önemine de değindi.

Göç ve göçmenlik tarihimize değinmeden önce, Avrupa ve Almanya’yla başlayan ilk yakın temasların, ziyaretlerin, gezilerin, seyahatnamelerin, eğitim için öğrenci yollanılması sürecinin epeyce eskilere dayandığını belirten Prof. Dr. Somuncu,  II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde gerçekleşmiş ilginç Avrupa gezilerini ve bu temasların edebi yapıtlara yansımış önemli yapıtlarını örnek verdi. Bu temasların ve yakınlaşmanın günümüz göç tarihine ışık tutacak değerde ve ilginçliklerle dolu olduğunu, Avrupa’ya ilişkin anıların ve gezilerin kaleme alındığı birçok Osmanlıca eserin günümüz Türkçesiyle basıldığını belirtti.

Göçmen edebiyatının, Avrupadaki dil ve kültür varlığımız açısından önemine değinen Prof. Dr. Somuncu, Ahmed Midhat Efendi’nin Avrupa’da Bir Cevelan eseriyle başlayan Batı’ya nesnel bakışımızın göçmen edebiyatıyla bugünlere uzanış öyküsünü dile getirdi.

Proje Asistanı Gazi Taş ise sunumunda, göçmen edebiyatını inceleme sürecinde “postkolonyal” eleştirinin olanaklarından nasıl faydalandıklarına değindi. Ardından, başlarda eleştiri alan “diaspora” kavramının Türkçemize yabancı olmasına rağmen, küresel literatür dünyasında, dış göç toplulukları incelemelerde daha geniş anlamda tanımlandığını, “klasik diaspora”da  ‘sürgün’ ve ‘kovgunluk, kovulmuşluk’ çağrışımı olmasına rağmen modern diaspora tanımında “sürgün” , “ana vatandan tamamen kopmuşluk” ya da  bir  “yersiz yurtsuzluk” anlamı içermediğini, dinleyenleri ikna edici örneklerle vurguladı. Ayrıca, göç ve göçmenlik üzerine dünya bilim literatürlerinde yaygın kullanılan ve pek bilinmeyen bazı yabancı kökenli bilimsel kavramları dilimizdeki karşılığıyla açıklayıp somutlaştırdı.

Yine ilk oturumun konuşmacılarından olan Dr. İbrahim Biricik, eğitmenliğinin sağladığı gözlemci bir bakışla, göçmen edebiyatına yer veren Telve Dergisi’nde yayımlanmış, özellikle Avusturya’da yaşayan genç göçmen yazarların öykülerinden alıntıladığı bölümleri ekrana yansıtarak, göç yolunda hâlâ süren ırkçılığa, ayrımcılığa ve ötekileştirmeye yakıcı örneklerle geniş şekilde değindi. Dışlanmışlığın, kimlik ve aidiyet sorunlarının halen canlı şekilde sürdüğünü, genç kuşak kalemlerin yazdığı bu öykülerin de bu gerçeği tüm çıplaklığıyla sergileyişini akademik bir çözümleyişle gözler önüne serdi.

Çalıştayın ikinci oturumunda söz alan ikinci kuşak göçmen yazarlardan Dursaliye Şahan, yaşadığı ülke İngiltere’de ve dünyada, göç ve göçmenlik kavramlarının günümüzde nasıl şekil değiştirdiğine değindi. Batan bir teknede boğulup cesedi kıyıya vuran Aylan bebeğin de, milyonlarca dolarını valizlere doldurup Avrupa ülkelerine yerleşen Ukraynalı “oligart”ların da göçmen olarak adlandırılmasının kendisini şaşkınlığa sürüklediği belirtti. Romanlarına, öykülerine konu ettiği konulara da değinen yazar, tanık olduğu insanlık dışı durumları eserlerine işleyiş süreciyle konuşmasını genişletti. Uyuşturucu ve çeşitli çıkmazlar yüzünden intihara sürüklenen gençlerin, birçok yerde ellerine silah tutuşturulup savaşa yollanan “çocuk askerlerin” bir anne ve yazar olarak kendisinde derin yaralar açtığını, bu acı duruma yazarak tavır koyduğunu dile getiren yazar, dünyanın hemen her yerinde göçmenlerin dışlandığını, gittikleri ülkelerin sosyal yaşamına ekonomik canlılığına katkılarının küçümsendiğini, yaşadığı Londra’nın en cansız, en ölgün sokalarını bile, açtıkları küçük büfelerle göçmenlerin  nasıl canlandırdıklarına, hem ticari, hem sosyal yönden nasıl yaşanır kıldıklarına tanıklık edişini anlattı.

Bielefeld kentinden çalıştay’a katılan, uzun yıllardır Almanya’da yaşayan ve asıl mesleği ebe olan yazar Aysel Yalçın ise, genç yaşta evlenerek geldiği Almanya’da, Türkiye’den aldığı ebelik diplomasını tanıtma sürecinin zorluklarını, Almanlara kendisini bir “ebe” olarak benimsetmekte epeyce mücadele verdiğini, yoğun çalışan ve vergi veren bir göçmen anne olarak her alanda karşılaştığı zorluklarları dile getirdi. Çok okumayı ve yazmayı yaşam felsefesi haline getirdiğini belirten yazar, kaleme aldığı kitapların, konularını çoğunlukla kendi yaşadıklarından aldığını, fakat kendisi gibi zorluklar çekmiş göçmen kadınların da sesi olduğunu örneklerle açıkladı. Zorlukları aşmak için, okumanın, bilinçlenmenin ve sonunda yazmanın en iyi yol olduğunun altını çizdi konuşması boyunca.

Çalıştaya Frankfurt’tan katılan yazar Selçuk Ülger ise, 1960’larda geleceği, sonu tahmin edilemeyen büyük bir göç yaşandığını, bu işçi göçünün, Almanya’da kendi edebiyatını bir gün mutlaka yaratacağının baştan belli olduğunu, fakat Almanya’nın insanlarımızı uzun yıllar “misafir işçi” olarak görmesinin ve işçi göçmenlerimizin de sürekli geri dönüş hayaliyle yaşamasının, göç yolunda edebiyat yaratma sürecini epeyce geciktirdiğini vurguladı. Göçmen edebiyatının yükseliş sürecine de değinen yazar, 12 Eylül darbesiyle başlayan karamsarlığın işçi göçmenlerimizi Almanya’da kalıcılığa ittiğini ve içlerinde öğretmenlerin, aydınların, yazarların çoğunlukta olduğu siyasi sığınmacı göçüyle, göçmen edebiyatının ete kemiğe bürünüşünün hızlandığı ve nitelik kazandırdığını belirtti.

Yazınsal türlerin hemen hepsinde verilen yüzlerce iyi yapıta rağmen, göçmenlerimiz gibi göçmen edebiyatının da yıllardır sahipsiz kaldığını vurgulayan Selçuk Ülger, Alman edebiyatının da Türk edebiyatının da -klişe konular dışında- göçmen yazarlara gözlerini kapadığını belirtti. Türkçenin Almanya’da var olduğu sürece, göçmen edebiyatının da biçim değiştirerek hep süreceğini ve çok dil konuşan yeni kuşakların Türk göçmen edebiyatına yeni boyutlar kazandıracağından kuşkusu olmadığını vurgulayarak bitirdi sözlerini.

Çalıştayın son oturumunda söz alan üçüncü kuşak edebiyatçılardan şair Bayram Zıvalı,  değişen göç yolunda yeni kuşak göçmen şairlerin şiirlerinde alışılmışın dışında, daha farklı yollara, farklı mekanlara, alışılmışın dışında bir dile ve yoğunlaşmaya yönelmenin başladığının altını çizdi. Göçmenlikte yeni bir yeni şiir poetikasının da işaretleri sayılabilecek konuşmasında, bazen iki dilde yazmayı denediğini, Türkçe duyguları Almancaya aktarımda ve çeviri çalışmalrında izlediği yolları anlattı.  

Almanya’da büyük bir firmada yönetici olarak çalışan fakat şiirle, edebiyatla yakın ilişkisini aralıksız sürdüren, Almanya doğumlu olmasına rağmen şiirlerini Türkçe yazan şair Yasemin Kelkit ise, eski göçmen kuşakların bin bir zahmetle ve çabayla kendilerine rahat sayılacak bir yol açtıklarını, bu yolda görece daha rahat yaşadıklarını, iyi öğrenim gördüklerini, çok okuduklarını, çok dil öğrendiklerini, fakat buna rağmen şiir ve düşünce dünyalarını eski kuşak göçmenler gibi kurmadıklarını, şiirlerine akan düşlerin, yaşanmışlıkların kimi zaman göçülen mekanı soyutlayarak yükseldiğini kişisel yaşantısından örnekler vererek anlattı.

Bu durumun eski kuşakları yok sayma, onların nesnel gerçeklerini yadsıma amacı gütmediğini, sanat gözünün ve düşüncelerinin kendisinin elinde olmadan böyle bir yolda geliştiğini belirterek, soyuta kaçan, bazen “mekansız” denilebilecek farklı görüşlerini felsefi, derin bir şiirinden dizeler okuyarak somutlaşlaştırma yoluna gitti.

Üçüncü kuşak göçmen yazarlardan Emine Doğrul ise, hazırladığı duygu yüklü, deneme tadındaki bir metnini okuyarak başladı sözlerine. Hamburg’da göçmen kadınların yarım asırdır sabahın er saatinde sessizce temizlik işlerine, fabrika tezgahlarına gidişlerinden, Alman ekonomisine ve toplumuna sağladıkları sayısız katkılardan tek kelime olumlu söz edilmeyişiyle, savaş sonrası Alman kadınlarının “Trümmerfrau” (moloz kadınları) adıyla, bombalardan arta kalan molozları kovalarıyla elden ele taşıyan, sanki tüm savaş yıkıntılarını kaldırmışlarcasına abartılıp kahramanlık bahşedilişindeki acı çelişkiyi gözler önüne serdi.

Genç kuşak yazar ve şairlerdeki edebi olgunluk ve bilgi düzeyi tüm dinleyenlerde büyük saygı uyandırdı.

Edebiyatın yarattığı dostluk havası altında, sabah 10:00’da başlayıp akşam 18:30’a kadar aynı heyecanla süren çalıştay beklenilenden çok daha verimli geçti.

Yazarların ve akademisyenlerin birbirlerine sordukları sorularla, yanıtlarla öngörülen süreyi aşan çalıştay,  Prof. Dr. Selim Somuncu’nun Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi adına katılımcılara sunduğu teşekkür belgesi ve plaketlerle son buldu.

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

İlgili İçerikler