Kurtuluş Projesi'ni biz de izledik!
Kurtuluş Projesi filmi umduğumuz gibi başarılı bir bilim kurgu film değil. Marslı filminin tadını arayanlar için ise daha büyük bir hayal kırıklığı.
ABD’de gösterime girdiğinde rekor izlenme sayısına ulaşan ve bizim sinemalarda da geçen hafta gösterime giren Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary), uzayda geçen olağanüstü bir kurtarma görevini konu alıyor diye tanıtılıyor ama yazarın esas teması arkadaşlık üzerine… Film aslında bir ‘yol’ filmi. Hemen söylemeliyim ki böyle bilseydim 2,5 saatime kıyıp izlemezdim. (Bilet fiyatı gayet uygundu ona bir itirazım yok; Çarşamba günleri Büyülü Fener Halk Günü yapıyor herkese 150 TL.) Bir ABD uçak gemisinde Dünyayı kurtarma planlarının yapılması, filmin birçok sahnesinin ABD uçak gemisinde geçmesi beni oldukça rahatsız etti. Tam da İran’da okul çocuklarının katledildiği bu günlerde ikrah ettirici bir durum. Neyse gitmiş bulunduk; izlemedik diye içimizde kalmadı, o kadar. KURTULUŞ PROJESİ FİLMİNİN KONUSU Güneşimizi emen bir mikrop ailesi yakıcı güneş ısısında bile üremeyi başararak gittikçe büyüyor ve diğer yıldızların gezegenleri dahil uzayın derinliklerini istila ediyor. (Denizlerdeki denizanalarının çoğalmasını düşünün) Tabi Güneşimizin kararması demek Dünyamızın da soğuması ve giderek ölmesi demek. Bilimsel gelişkinliği bu düzeye ulaşmış insanlık, bilimi yalnızca insanları öldürecek savaş araçları için kullanmamalı değil mi? Ve hemen Venüs’e bir uzay aracı gönderilmiş ve organizmadan (kanserli urdan!) bir parça numune getirilmiştir. İşte kahramanımız eski moleküler biyolog olan ortaokul FKB öğretmen Dr. Ryland Grace böyle bulunur. Oksijensiz de bir canlının yaşayabileceği üzerine bir doktora tezi çalışması yapmış gariban öğretmen bu tek hücreli canlının elektromanyetik radyasyonu tükettiğini ve hareket etmek için radyant enerjiyi kullandığını keşfeder ve buna "Astrofaj" adını verir. Grace ayrıca Astrofaj'ın Güneş'in ısısı ve Venüs'teki karbondioksitle beslenerek çoğaldığını keşfeder. Dünyanın dört bir yanından diğer bilim insanları da -bir işe yarasın bari ayağına- (ki Çinli ve Hintliler gözümüze sokulur) Astrofaj’ın roket yakıtı olarak kullanabilmek için seri üretilebileceğini keşfederler. Ancak küçük bir sorun vardır: Uzay aracını gönderebilecek kadar yakıt çoğaltma zamanı vardır; yani giden dönmeyecektir! Yalnız, bu mikrop nebulasının dokunamadığı uzaklarda bir yıldız (Tau Ceti yıldızı; eh bari yıldıza Asya’dan bir ad koymuşlar buna da şükür, sahneler ABD bayrağından geçilmiyor çünkü.) kararmıyor, mikroplar onu es geçmek zorunda kalıyor nedense. Eğer bu nedeni, yani o yıldızda ne olduğunu anlarsak Dünyamızı da kurtarabilir bu belanın bizi de es geçmesini sağlayabiliriz. Gayet mantıklı bir düşünce. Hemen görev ekibi oluşturuluyor ama Trump yöntemiyle, yani baya saygısız ve metazori… Oksijensiz de bir canlının yaşayabileceği üzerine doktora tezi çalışması yapmış gariban FKB öğretmenimizi istemese de (FBI’ın iri yarı zencileri ve akıllı CIA teyze elemanları) karga tulumba bayıltarak bir uzay aracına koyup paketleyip uzaya fırlatıyorlar! Tüm mürettebatı ölmüş gemide uyanan öğretmen bilim insanımızda, ne korku ne bir heyecan var. Şaşkınlık var ama unutkanlığından. Zamanla her şeyi geri dönüşlerle anımsıyor filan. Hemen de görevine oldukça neşeli şen şakrak başlıyor. (Yani Marslı’daki ciddiyetten, ağır felsefi havadan biraz verilse fena mı olurdu a yönetmen/ler Phil Lord ve Christopher Miller!) Neyse kısa sürede pilotluğu da kendi kendine öğrenen kahramanımız mikrop yuvasına yaklaşıyor ancak o da ne? Bir başka uzay gemisi daha vardır. Başka bir gezegen de aynı kaygılarla ‘eleman’ göndermiştir. O gemide de diğer uzaylılar ölmüş bir kişi kalmıştır. Uzaylı 'Rocky' Meryem Ana uzay gemimiz (Nedense bu adı vermişler) Tau Ceti'nin yakınına demirlemiş Grace, "Blip-A" adını verdiği bu uzaylı yıldız gemisine hiç korkmadan yaklaşır. Artık bundan sonra filmin neredeyse bir saati Amazon ormanlarında ilk kez normal insan gören yerli kabile üyesiyle anlaşma yolları arayan dil öğreten öğrenen kaşiflerin Alf düzeyindeki diyaloglarıyla uzar gider. Örümcek biçimindeki taştan uzaylı 40 Eridani adlı bir gezegendendir. Onlar da aynı sorunu çözmek için gelmişlerdir. Grace, bu uzaylı arkadaşına "Rocky" adını verir –ki bu da bana hiç hoş gelmedi– örümcek benzeri beş bacaklı taştan uzaylıyla iletişim kurmak için bir sistem geliştirir. Yetenekli bir mühendis de olan “Rocky”, 46 yıldır Tau Ceti sistemindedir ve mürettebatının hayatta kalan son kişisidir. Birlikte yardımlaşarak Tau Ceti’nin atmosferine girerler, Astrofaj’ın üremesini engelleyen maddeyi alırlar. Bunlar da bir çeşit canlı organizmadır. Yazar Andy Weir, genç yaşında The Martian’la büyük ün kazanmıştı. Gerçekten de ağırlığıyla ciddiyetiyle felsefi derinliğiyle dört dörtlük bir yapıttı. Marslı (The Martian) Ne yazık ki Kurtuluş Projesi dört dörtlük değil. Ana temanın ne olduğu belirsiz kararsız adeta. Bizim çıkardığımız tema arkadaşlık dostluk sevgi fedakarlık üzerine… Gerçek bir sanat yapıtında olması gerekenler yani. Nitekim Astrofaj zararlısından gezegenlerini kurtaracak canlı maddeyi gemilerine yükleyerek vedalaşırlar. Ve bir daha görüşmemek üzere ayrılırlar. Ancak Grace yolda tüplere sakladığı maddenin tüpleri kırarak gemiye zarar verecek denli çoğaldığını görür ve sonuçta daha sıkı saklayarak sorunu çözer. Ancak aynı sorun arkadaşı ‘Rocky’nin gemisinde de yaşanmıştır ve Rocky sorunu çözecek özellikte değildir. İşte burada işini yapmış dünyaya evine dönme mutluluğundaki Grace, faydalı canlıları küçük uzay tüplerine yükleyip Dünyaya gönderir ve kendisi arkadaşı Rocky’ye yardım için geri döner. Kendisine dönüş yakıtını paylaşmış Rocky’nin gemisi gerçekten sönmek üzeredir. Tam zamanında yetişir her şeyi yoluna koyar ve 40 Eridani gezegenine giderler. Kendilerini kurtaran bu Dünyalı’ya yardım etmek isteyen Eridanlılar ona yapay bir dünya atmosferi ve manzara hazırlarlar. Eridanili bilim insanları da onu Dünyaya geri götürecek bir gemi üzerine çalışırlar. Film böyle biter. (Ki bu durum ikinci bölümü de çekilebilir anlamındadır.) Uzaylılarla ilişkiler üzerine tek film tanırım: Yasak Bölge 9 (District 9)! Neill Blomkamp’ın hem yazıp hem yönettiği üç kuruş bütçeyle çevrilmiş bu film kadar hiçbir bilim kurgu filmi beni etkilemedi. Her bilim kurgu filminde onun tadını arar dururum. Devamını niçin çekmediğini merak ediyorum; çok da güzel bitmişti, uzaylılar nihayet bir uzay aracı yapmayı başarmış ve kendisine yardım etmiş kendilerine benzettikleri işbirlikçi polisle birlikte havalanmışlardı bile. Yıllarca aman kaçırmayayım diye bekledim durdum. Chappie’yi çekti o da unutulmaz bir filmdi ama Yasak Bölge’nin devamını bekliyoruz abi. Hani yönetmeni öldü diyeceğim ama 1979 doğumlu bir yönetmendi. KURTULUŞ PROJESİ OYUNCULARI Filmde Dr. Ryland Grace rolündeki Ryan Gosling hep görmüş geçirmiş az konuşan ama iyi yürekli tiplerin dışında çok konuşkan ve esprili bir rolde başarılı ama biz izleyiciler için nerde Matt Dammon nerde Rryan Gosling dedirten cinsten. Ancak filmde oyunculuğuyla dikkati çeken ve hafızadan silinmeyen tip Avrupa Uzay Ajansı görevlisi ve Dr. Rylan Grace’yi örgütleyen (ve paketleten) bilim kadını rolündeki Sandra Hüller oldu. Hüller 1978 (Suhl) Doğu Almanya doğumlu. Ve ömrü ödüllerle geçmiş başarılı bir oyuncu. Gerçekten filme renk katıyor ciddiyet getiriyor. Sandra Hüller Yönetmeni Phil Lord, Christopher Miller ortaklığı, senaryosu The Martial’ın da senaristi Drew Goddard ve metnin yazarı Andy Weir, oyuncular Ryan Gosling, Liz Kingsman, Lionel Boyce, Milana Vayntrub, Sandra Hüller, Ken Leung, James Ortiz, James Wright, Robert James, Isla McRae ABD yapımı 155 dakikalık bir bilimkurgu film. FİLMDEKİ BİLİMSEL GERÇEKLER ya da YALANLAR Filmde (romanda da) üzerine kurulmuş bilimsel gerçeklerin ne derece gerçeğe yakın olduğu üzerine belki de dünyada yazılmış en güzel yazıyı donanımhaber.com teknoloji editörü Metin Akpınar ‘Kurtuluş Projesi: Ne kadar bilim ne kadar kurgu’ başlığıyla yazmış. Akpınar’ın yazısının bir bölümünü isteyen okuyabilir: Astrofaj, üzerine Union College fizikçisi Chad Orzel, bu mikropların Güneş ile Venüs arasında yolculuk yapabilmesi teorik olarak mümkün olsa da her yönde farklı miktarda enerji gerektiriyor. Özellikle dönüş yolunda Güneş rüzgarına karşı koymak ekstra güç talep ediyor, demiş. Yyönetmen Weir, bu sorunu Astrofaj’ların nötrinoları enerji kaynağı olarak kullanabileceği varsayımıyla çözüyor. Nötrinolar, maddeyle nadiren etkileşime giren “hayalet parçacıklar” olarak biliniyor. Saniyede milyonlarcası Dünya’dan ve bizim içimizden geçip gidiyor. Teorik olarak, Astrofaj bu parçacıkların kütlesini enerjiye dönüştürüp itki yaratabilir. Filmde bu süreç, Hail Mary uzay gemisinin yakıtını sağlayan hayali ama mantıklı kurgusal çözüm olarak sunuluyor. Orzel, tamamen maddenin enerjiye dönüştürülmesinin günümüz fiziğinde genellikle anti maddeyle mümkün olduğunu ancak anti maddenin evrende çok sınırlı olduğunu belirtiyor. Yine de Astrofaj kavramı oldukça zorlayıcı. Gerçek mikroorganizmalar ışığı enerjiye dönüştürebilse de Güneş’in yaydığı enerji ile mikropların depolayabileceği enerji arasında milyonlarca kat fark var. Üstelik bu organizmanın Güneş’in atmosferindeki milyonlarca derece sıcaklığa dayanması gerekmesi, bilimsel olarak sınırları son derece zorluyor. Sadece o sıcaklığa değil, uzayın soğuğuna ve Venüs şartlarına da uyum sağlamaları gerekiyor. Yine de Samanyolu’nun bir bölümüne yayılan yabancı bir organizma tasviri temelde mümkün. Bilim dünyasında “panspermia” adı verilen bir hipotez bu ihtimali kısmen destekliyor. Bu teoriye göre yaşam, gezegenler ve yıldız sistemleri arasında taşınabilir. Bugüne kadar bu teoriyi kesin olarak doğrulayan bir kanıt bulunmasa da bilim insanları yıldızlararası kökenli bazı cisimlerin Güneş Sistemi’ne girdiğini gözlemledi. Bu da yaşamın temel yapı taşlarının uzayda taşınabileceği ihtimalini güçlendiriyor. (…) Ayrıca Tau Ceti, Dünya’dan yaklaşık 12 ışık yılı uzakta bulunuyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, insanlığın bugüne kadar ulaştığı en yüksek hızlardan birine sahip olan Apollo 10 uzay aracıyla bu mesafeyi kat etmek yaklaşık 320 bin yıl sürerdi. Film ise bu sorunu, modern fiziğin en önemli teorilerinden biri olan özel görelilik ile çözüyor. 1905 yılında Albert Einstein tarafından ortaya konan bu teori, kütle ve enerjinin eşdeğer olduğunu ve ışık hızına yaklaşıldıkça zamanın yavaşladığını ortaya koyuyor. Filmde bu durum, karakterin beyaz tahta üzerinde yaptığı hesaplamalarla ve görsel anlatımla izleyiciye aktarılıyor. Ryland Grace’in yalnızca dört yıl geçmiş gibi hissetmesi, zaman genişlemesi (time dilation) etkisiyle bilimsel açıdan doğru bir detay olarak öne çıkıyor. NOT: Bizde de Barış Müstecaplıoğlu’nun bütün bilim kurgu kitapları filme çekilecek değerde, yok mu genç bir yönetmenimiz buna soyunacak. Maalesef hepsi AB fonlarına odaklanmış o yolda tükenmiş yetenekler maalesef! Euroimages’in verdiği zararı sinemamıza Yeşilçam bile vermedi! Ahmet Yıldız Gercekedebiyat.com 
















