16 Ekim 2026
Son Dakika

Sende hayatımı temize çekecektim / Tacim Çiçek

İşte, sana karşı içimde öyle bir sevda var. Tanımı, açıklaması yoktur böylesi sevdanın, ancak yaşanarak anlaşılabilecek bir gerçeklik diye düşünüyorum.

Sende hayatımı temize çekecektim / Tacim Çiçek

 

uzak diyarlarda evli barklı / mutluluk en çok onun hakkı / bu yorgun kırık dökük hikâye / adı bende saklı (Sezen Aksu)                                                                                    

 

Bana bir şeyler olduğunu biliyorum.

  Bunu, kabullenmek istemiyorum ya da adını koyamıyorum bunun… Öğrenciliğim çalkantılı geçti. Gözaltına alındığım oldu, işkence görmüşlüğüm de… Kurşun yağmuru altında okula gidip geldim, omuz omuza, el ele olduğum yaşıtım yoldaşlarla.

  Vurulup düşenler oldu gözlerimizin önünde.

  Onları çok sevdiğim hâlde gözyaşımı avuçlarıma dökemedim. Dökmedim… Zayıflıktır, korkaklıktır diye belki de, bilemiyorum.

  Acıyı kine çevirmek daha insanî geldiği için belki o zamanlar. Oysa şimdi sulu gözlünün biri olup çıktım.

  Niçin mi?

  Doğrusu nedenini hiç bilmiyorum veya biliyorum da kendime itiraf edemiyorum, neyse... Zayıflıktan veya güçlü görünmeye çalışmaktan falan değil senin anlayacağın.

  Her ne içinse bilmiyorum. Bildiğim gözyaşlarımı tutamayışım artık. Çünkü sen yoksun. Benden kopuşun aniden oldu. Art arda gelince söz kuşların ve kulağıma şakıdıkça hepsi senin sözlerini.

  Bir anda neye uğradığımı şaşırdım.

  Yüzlerce el boğazıma sarılmış gibi oldu.

  Yüzlercesi beni yumruklamış gibi, soluksuz kaldım.

  İnan bu sonu bekliyordum ama öylesine ani ve bir gece yarısı beklemiyordum. Bu yüzden bütün sevdiklerin gibi, yani çok yakın arkadaşların gibi, ben çabuk karar verdiğini; bu yüzden de aynı acıları yeniden yaşayacağını düşünüyorum.

  Kendimi düşünmüyorum. Sende bütün hayatımı temize çekmeye başladığımı, bambaşka duygular hissettiğimi içime gömdüm zaten.

  Seni, karısını gömecek yer bulamayan o roman kahramanı(*) gibi, içime gömdüm. Bir gün biri ulaşırsa kalbime, yararsa eğer seni ilk gördüğüm sevgimi itiraf ettiğim hâlinle bulacaktır eminim bundan.

  Gerçekten bu kopuş sarstı beni.

  Çizgi filmlerin kâğıt kahramanlarına döndüm adeta.

  Ne zaman kendime gelirim, hiç bilmiyorum.

  Niçin mi?!

  Diyorsun ki,

  ‘Kanıma girme, arama asla. Söz kuşlarını uçurma evrenime.

  Onları soluklandığım, kendimi bulduğum bahçemde görmek istemiyorum.’

  Kolsuz kanatsız kalıyorum ve sana akıyorum.

  Güçlü olmak zorundayım.

  Yalnızca kendime ait değilim çünkü.

  Haklısın. Gerçeklerini ve gerçeklerimi biliyorum.

  Oysa senden fazla bir şey istemiyorum ki.

  İstemedim ki. İsteyemem ki. N’ olur benim yerime düşünme.

  Ne yapacağımı söyleme. Seninle ilgili duygularıma yasak koyma yeter. Bırak içimdeki sana akışım ve içten sözlerim gelip yüreğinin kederlerini alsın.

  Seni mutluluk kapısında bekleyen güzel insanlardan yapsın.

  Sen, bunlardan dolayı borçlanmayacaksın ki bana.

  Duygularıma yanıt vermesen de olur can. Ne yaptım biliyor musun altı söz kuşunun söylediklerinden sonra. Yüreğim yandığı, gözlerim dolduğu, içimin parçalandığı hâlde. Başladım o andan itibaren sana söz kuşlarımı göndermemeye.

  Yüreğime soyut bıçaklar, oklar saplayarak, ellerimi görünmez zincirlerle bağlayarak, parmaklarımı içimin ateşiyle yakarak... Benim için oldukça zor olanı başarmaya çalışarak sonra. Ya senin söz kuşlarına ne demeli peki. Etrafımda fır dönüyorlar. Beni, sana verdiğim sözden caydırmaya çalışıyorlar adeta.

  Kanıma giriyorlar. Öyle kurlar ediyorlar ki sorma, neredeyse andımı bozacaktım ve sana söz kuşlarımı yollayacaktım sana.

  Sözünü etmiş miydim hiç...

  2002’de izlediğim bir film yetişti imdadıma, o zor gecede. TRT1’de gösterildi. Sanıyorum 14 ya da 15 Temmuz gecesiydi. Kasımda Aşk Başkadır. Başrol oyuncuları Keanu Reeves ve Charlize Theron. Orijin adı Sweet November olan ve yönetmen Pat O’ Connor’un imzasını taşıyan bu film 2001 yılı yapımı.

  Konusunu özetlemek istemiyorum, izlemiş olabilirsin çünkü.

  Yine de finalinden söz etmeliyim güzel yetenekli oyuncuları olan bu filmin. Çünkü finalde ölümcül (bir çeşit kanser) olan ve bunu bilen genç kadın hâkimiyetin ve hayatının kontrolünün kendisinde olduğunu kanıtlamaya çalışır. Bu yüzden her ay birini tavlar ve o ayın adını verir ona. Medyatik bir reklamcıyla tanışır kasım ayında. Bu oldukça anlamlıdır. Çünkü tükenen bir ömrün son evrelerinden biridir kasım. Oysa kendine, hayata ve yaşadıklarına hâkim olduğunu gösterdikten sonra onu kendisi çıkaracaktır hayatından. Ama yapamaz.

  Çünkü kasım vazgeçilmez aşkı olur. Sonuçta genç adam da onun gerçeğini öğrenir ve elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışır ona. Uzatmayım, o bildik sona tek başına gitmek için kız adama ilk kez rastladığı köprüde ayrılmayı önerir. Ve ayrılır da ondan. Adeta kaybolur. Genç adam onu bir daha bulamaz.

  Biliyorum bizimle hiç ilgisi yok.

  Bir gözüm senin etrafımda dolaşan ve aklımı çelmeye çalışan söz kuşlarındayken, öteki gözüm de bu filmdeydi. Ne kadının öyküsü senin öyküne, ne de adamın öyküsü benim öyküme benziyor. İnan adamın yerinde değil de kadının yerinde olmayı isterdim.

  Çünkü kadın, sevdiğine;

  ‘Sendeki aşktan dolayı ben hep yaşayacağım, bu yüzden öleceğime hiç üzülmüyorum,’ der.

  Sen de buna benzer sözler söylerdin anımsadın mı? Bendeki anılarınla bende yaşamak istiyordun, bana olan aşkını inkâr ederek hem kendini hem de beni üzüyordun. Anlatılmaz bir ateşte yakıyordun ikimizi de. Soyut bir boyunbağı bağlıyordun gözlerime, sesinle ve de karanlığa karışan yüzünle sevdiğini söylüyordun giderayak. İnsanca sözcüğünü ekleyerek… İnan anlamıyorum bunu, gerçekten. İnsanca sevdiği ile bir başkası yaşadıklarımızı yaşar mı sor bunları, yüreğine ve aklına.

  Yaşadıklarımızın aşktan da öte olduğunu düşünüyorum ben. Sonra filmdekilerin köprüde ayrılmaları çok anlamlıydı bence… Çünkü ya köprü yaparsın sevdiklerine kavuşmak için, ya da yıkarsın köprüleri sevdiklerinden tamamen kopmak için.

  Gidiyorsun. Git!

  Hayatımdan çıkıyorsun. Çık!

  Tamam, git ve çık!

  Peki, hiç düşündün mü, kim bir dargın bir barışık olacak benle?

  Kim, ten kokumu sevdiğini söyleyecek?

  Kim, parmakların ve ellerin çok narin diyecek bana?

  Kim, bir daha iki kişilik yolculuk yapacak benle?

  Kim, beni yıllardır tanıyormuş gibi aynı mekânları paylaşacak benle ve güvenecek bana?

  Kim, ben; bana ait olmayan hayatı yaşamak zorunda kalmadan önce neden bulmadın beni diyecek?

  Kim bana sırlarını ve umutlarını anlatacak?

  Kim, gülen çehreni hiç kaybetme diyecek bana?

  Kim, hiç kimse beni senin kadar sevmedi, sevmeyecek belki de diyecek?

  Kim, kendine haksızlık yaparak sevgini hak etmiyorum, bana bu kadar değer verme n’ olur, diyecek?

  Peki, ben kime kendine haksızlık yapma sağlıklı ve gerçekçi düşünen birisin, diyeceğim?

  Kim, başıma omzunu yaslayacak ve de saçlarını saçlarımla öpüştürecek?

  Kimin saçlarına parmaklarım isteyerek ve severek tarak olacak peki?

  Kim benden söz kuşu bekleyecek gecenin bir vakti ve ben kimden bekleyeceğim aynısını?

  Kim, git ya, sen gerçek olamayacak bir yalansın diyecek?

  Kimin Marko Paşa’sı olacağım ben?

  Ve kim benim terapistim, ruh terzim olacak, söyler misin?

  Söyler misin, kimin rüyasıydık ki o uyandı ve bitti aşkımız?

  Yani ben onca güzelliği, bir rüyaymış diyerek unutacak mıyım şimdi? Yani ben hiçbir şey yaşanmamış ve büyük bir aşkla sana bağlanmamışım gibi yüreğimi kandıracak mıyım? Yani sesine ve yüzüne hasret mi kalacağım artık?

  Yani gözlerine bakamayacak, öpücüklerini tadamayacak mıyım? Yani sana bir daha sarılamayacak mıyım?

 Yani yan yana uzanıp yıldızlara bakamayacak mıyız?

 Yani sen benim güneşim olmayacak mısın, ben acılı, umutsuz günlerinde senin Ay’ın olmayacak mıyım?

  Ben Güneş’te seni göremeyecek miyim?

  Sen Ay’da beni görmeyecek misin?

  Yani, beni sevme ihtimalin de mi olmayacak bir daha?

  Anladım, duygularını ve yanıtlarını kendine saklıyorsun, öyle mi?

  Gidiyorsun. Git!

  Hayatımdan çıkıyorsun. Çık!

  Umarım geri sarılıp içinden atılması gereken yaşanmışlıklar bulunan bir film olmaz hayatın. Umarım bir daha aynı acıları yaşamazsın. Umarım bir daha ya hep ya hiç demek zorunda kalmazsın. Umarım önce can sonra canan demek diline pelesenk olmaz. Böyle olsa da senin için kendini ortaya koyacak biri var, unutma; demeyeceğim çok çok sevdiğim hâlde seni.

  (Biliyorsun anlattığım hikâyeyi, hani adam karısını çok severmiş, ama kadının gözü dışarıdaymış ve hep kaçarmış evden. Başkalarıyla birlikte olurmuş, bir süre sonra da kocasına dönermiş. Kocası da onu çok sevdiğinden hep bağışlarmış. Herkes bunu anlayamazmış, ‘biz olsak böyle bir kadını boşardık şimdiye dek’ dermiş. Adam da, ‘o bir gün gerçekten de kendisini sevdiğimi anlayacak ve asla bir daha gitmeyecek bir başkasına,’ dermiş…

  İşte, sana karşı içimde öyle bir sevda var. Tanımı, açıklaması yoktur böylesi sevdanın, ancak yaşanarak anlaşılabilecek bir gerçeklik diye düşünüyorum. Her benzetme hatalı ama ne kadar kopup tekrar koptuğun yaşama dönsen de, ben ilk kez görüp sevmişim gibi seni seveceğim. Ne yaparsan yap bu sevdayı alamayacaksın ben den. Çünkü yaşamım buna bağlı, inan.)

 

  Gidiyorsun. Git! Git de…

  Yani ben, söz kuşlarımı kime göndereceğim?

  Yani sabahları uyandıran günışığına dönüşmeyecek misin, öperek uyandırmayacak mısın beni?

  Ben, sabah olduğunda kime içten bir günaydın diyeceğim? 

  Yani ben, senin yaşadığın kentte sesine, yüzüne hasret kalarak nasıl dolaşacağım?

  Yani ben, gerçeğimde ve gizlimde eşim dediğim senden nasıl kopacağım?

  Yani ben, atmosferimdeki havam olan seni soluyamadan nasıl yaşayacağım? Yani gecenin bir vakti beni çalışırken artık bir gölge gibi yanımda olup benle konuşmayacak mısın, yalnızlığımı büyütmeyeyim diye bana yardımcı olmayacak mısın?

  Gidiyorsun. Git!

  Öyle veya böyle başaracağım sensizliği, tamam mı, ama seni sevmememi bekleme benden.

  Biliyor musun, Sezen Aksu’nun Adı Bende Saklı isimli şarkısını dilime doladım. Durmadan onu dillendiriyorum. Özellikle de yukarıdaki dörtlüğünü. Bazen senin de bu şarkıyı dinlediğini ve beni düşündüğünü düşünüyorum.

  Kim bilir belki de yanılıyorum.

  Kararım zor olacak, yüreğimi dağlayacak biliyorum.

  Yine de bir şey yaptım! Seni yitirmemek adına…

  Ne mi yaptım?

  Aşkın tek kişilik mi; iki kişilik mi olduğunu aklımın terazisine koydum…

  Şimdi hangisinin ağır basacağını bekliyorum dört gözle.

  Yani ben...

                      

(*) Seni İçime Gömdüm: Romanın başkişisi Kabrero, kasaba halkının tüm önyargılarına ve baskılarına rağmen Kızılderili bir kadınla evlenir. Toplum tarafından tamamen dışlanan çift, dağlarda baş başa iki yıl geçirir. Karısının ölümünün ardından Kabrero, onun cansız bedenini dağlardan kasabaya indirmeye ve ona hak ettiği gibi bir cenaze töreni düzenlemeye karar verir. Hikâye, bu zorlu yolculuğu ve toplumun katı normlarına karşı verilen sessiz ama bir o kadar da sarsıcı direnişi anlatır.

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

İlgili İçerikler