Cem Can’ın bilimkurgu romanı Arayıcı Günlükleri üzerine
Cem Can’ın Arayıcı Günlükleri romanı, insanlığın Dünya’yı yaşanması giderek zorlaşan bir gezegene dönüştürdüğü bir gelecekte geçiyor. İnsanlar Mars’a ve Ay’a yerleşmiş, kendi siyasi ve toplumsal düzenlerini kurmuş durumda. Ancak eski dünyanın sorunları yeni dünyalara da taşınmış: güç mücadeleleri, sınıfsal ayrımlar, propaganda, iktidar arzusu ve geçmişten kalan hesaplar…
Bilimkurgunun Unuttuğu Şey
Bilimkurgu bugün artık yalnızca uzak gezegenlere yapılan yolculukları, yıldız gemilerini ve bilinmeyen uygarlıkları anlatan bir tür değil. Zaman içinde sınırlarını genişletti; yapay zekâdan iklim krizine, biyoteknolojiden salgınlara, politik iktidardan insanın gelecekteki doğasına kadar uzanan geniş bir düşünce alanına dönüştü.
Bu dönüşüm kuşkusuz bilimkurguyu edebî açıdan zenginleştirdi. Teknoloji çoğu zaman hikâyenin kendisi olmaktan çıkıp insanı, toplumu ve geleceği sorgulamanın bir aracı hâline geldi.
Ama bütün bunlar olurken bilimkurgunun başka bir şeyi biraz geride bıraktığını düşünüyorum: eğlenceli olmayı…
Bilimkurgu, tarihinin ilk dönemlerinde okuruna öncelikle bir macera vaat ediyordu. Pulp dergilerinin sayfalarında uzay gemileri havalanıyor, kahramanlar bilinmeyen gezegenlere iniyor, komplolar çözülüyor, kayıp uygarlıkların izleri sürülüyor ve insanlığın kaderi birkaç cesur insanın omuzlarına bırakılıyordu. 1920’lerden itibaren pulp dergileri, bilimkurgunun gelişiminde belirleyici bir rol oynadı; Amazing Stories gibi yayınlar türün bugünkü anlamıyla şekillenmesinde önemli bir yer tuttu.
Sonraki yıllarda bilimkurgu daha karmaşık, daha felsefi ve daha politik bir edebiyat alanına dönüştü. Bunun sonucunda çok değerli eserler ortaya çıktı. Fakat bazen insanın aklına şu soru geliyor:
Geleceği düşünürken geleceğe gitmenin heyecanını biraz unutmadık mı?
İşte Cem Can’ın Arayıcı Günlükleri romanı tam bu noktada farklı bir yerden yola çıkıyor.
Roman, insanlığın Dünya’yı yaşanması giderek zorlaşan bir gezegene dönüştürdüğü bir gelecekte geçiyor. İnsanlar Mars’a ve Ay’a yerleşmiş, kendi siyasi ve toplumsal düzenlerini kurmuş durumda. Ancak eski dünyanın sorunları yeni dünyalara da taşınmış: güç mücadeleleri, sınıfsal ayrımlar, propaganda, iktidar arzusu ve geçmişten kalan hesaplar…
Mars Kolonisi ile Ay’daki yönetici Konsey arasındaki gerilim giderek büyürken, Dünya’da yaşanan gizemli olaylar bütün dengeleri değiştirmeye başlıyor. Kontrolden çıkan mekikler, çözülemeyen mesajlar, Elitler, Model 9X ve kayıp teknolojiler derken hikâye giderek daha büyük bir gizemin içine açılıyor.
Ve birbirinden bağımsız görünen bütün bu olayların arasında giderek bir bağlantı ortaya çıkıyor.
Lemuria
Fakat romanın merkezinde yalnızca siyasi çatışmalar ve büyük teknolojik gizemler yok. Hikâyenin diğer ucunda, geçmişi hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyen Arayıcı ve geçmişinin parçalarını bulmaya çalışan Riva var.
İkisi bir araya geldiklerinde başlangıçta yalnızca hayatta kalmaya çalışıyorlar. Ancak Svalbard’ın, Lemuria’nın ve insanlığın unuttuğu geçmişin izlerini takip ettikçe içinde yaşadıkları dünyanın sandıklarından çok daha büyük olduğunu fark ediyorlar.
Arayıcı’nın dünyasında insanlar yıllardır kapalı yapılara ve yapay ortamlara sıkışmış durumda. Doğa, geçmişte kalmış bir hikâye gibi anlatılıyor. Öyle ki gerçek yağmuru ilk kez gören bir insan için gökyüzünden düşen birkaç damla bile başlı başına bir keşfe dönüşebiliyor.
Bu küçük ayrıntı, romanın dünyasını anlatan büyük olaylar kadar önemli.
Çünkü Arayıcı Günlükleri yalnızca insanlığın geleceğinde nelerin olabileceğini sormuyor. Aynı zamanda insanlığın geçmişte neleri kaybettiğini de soruyor.
Yasak teknolojiler, kayıp bilgiler, unutulmuş topluluklar, eski kayıtlar ve geleceğe ilişkin kehanetler devreye girdikçe okur, başlangıçta birbirinden bağımsız görünen olayların aslında çok daha büyük bir hikâyenin parçaları olduğunu fark etmeye başlıyor.

Cem Can, Arayıcı Günlükleri, Paris yayınları, 2025
Cem Can’ın anlatımındaki önemli taraf da burada ortaya çıkıyor. Roman bütün cevapları hemen vermek yerine okuru karakterlerin peşinden sürüklüyor. Bir bölümde Mars Kolonisi’nin siyasi dengelerini izlerken birkaç sayfa sonra kendinizi bir uzay aracındaki acil durumun ortasında bulabiliyor; ardından bir istihbarat görüşmesine, gizli bir plana veya insanlığın geçmişine ilişkin çok daha eski bir sırrın izine geçiyorsunuz.
Bu nedenle Arayıcı Günlüklerini yalnızca “Mars’ın da dâhil olduğu bir bilimkurgu romanı” olarak tanımlamak eksik kalır.
Bu, politik bilimkurgu ile uzay macerasını, distopyayı, gizemi ve klasik pulp heyecanını aynı potada buluşturan bir roman.
Dolayısıyla kitabın hitap ettiği okur da yalnızca bilimkurgunun felsefi ve teorik tarafını sevenlerden oluşmuyor. Uzay gemilerini, kolonileri, teknolojik ayrıntıları, gizli planları, kayıp uygarlıkları ve “bir sonraki bölümde ne olacak?” duygusunu seven okur için de hikâyenin başka bir karşılığı var.
Özellikle klasik bilimkurgu maceralarının ruhunu özleyen; Arthur C. Clarke, Isaac Asimov ve Frank Herbert gibi isimlerin açtığı yoldan gelen, ancak günümüzün politik ve toplumsal meselelerini de hikâyenin içinde görmek isteyen okurlar bu dünyada kendilerine tanıdık bir şey bulabilirler.
Çünkü Cem Can’ın yaptığı şey, geçmişin bilimkurgusunu olduğu gibi taklit etmek değil. Daha çok, türün eski bir sorusunu yeniden hatırlatmak: Peki, sonra ne olacak?
Büyük fikirler elbette önemli. İnsanlığın geleceği, teknoloji, siyaset, yapay zekâ ve hayatta kalma mücadelesi de öyle. Ama bilimkurgu bütün bunların yanında, macera ve merak duygusu yaratabilen; okuru gizemlerin peşinden sürükleyen, cevapları merak ettiren ve bir sonraki sayfaya geçme isteği uyandıran romanlara da yeniden kucak açmalı.
Arayıcı Günlüklerinin yaptığı da tam olarak bu…
CEM CAN KİMDİR?
Cem Can, 1982 yılında İstanbul’da doğdu. Bilgisayar mühendisidir ve profesyonel yaşamında yazılım projeleri geliştirmektedir. Lise yıllarında öğretmenlerinin teşvikiyle öykü yazmaya başladı.
2019 yılında yayımlanan Yüksek Doz Çürüyüş – 5 Yazar 5 Distopya adlı antolojide Soggarth adlı novellasıyla yer aldı. Aynı yıl yayımlanan Yerli Bilimkurgu Yükseliyor 2019 seçkisinde ise Seha adlı öyküsü okurla buluştu. Son olarak, 2024 yılında Paris Yayınları tarafından yayımlanan Radyoaktif Düşler – Akdeniz Bilimkurgu Antolojisi'nde Sahtekâr adlı öyküsüyle yer aldı. Radyoaktif Düşler, Kanada dahil olmak üzere farklı ülkelerde de yayımlandı.
Ünver Alibey
Gercekedebiyat.com
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.