sevgi-soysal-nadir-avsaro-20260609133552030.jpg


Sevgi Soysal, Türk edebiyatının yalnızca güçlü kadın yazarlarından biri değil, aynı zamanda yaşadığı dönemin siyasal, toplumsal ve duygusal çalkantılarını kendi hayatında derinden taşıyan sıra dışı bir aydındı. Onun yaşamına bakıldığında, edebiyat ile hayat arasındaki sınırların neredeyse tamamen silindiği görülür. Yazdıkları kadar yaşadıklarıyla da dikkat çeken Sevgi Soysal, aşkları, evlilikleri, dostlukları, siyasi mücadeleleri ve özgürlük arayışıyla Cumhuriyet dönemi kültür hayatında unutulmaz bir iz bırakmıştır.

1960’lı ve 1970’li yılların Ankara’sında şekillenen entelektüel çevreler içinde yetişen Soysal, kadın kimliğini, bireysel özgürlüğü ve toplum baskısını cesurca ele alan diliyle dönemin erkek egemen edebiyat anlayışına güçlü bir itiraz getirmiştir. Sevgi Soysal’ın hikâyesi yalnızca edebiyatla sınırlı değildir. Siyasal görüşleri nedeniyle gözaltına alınmış, sürgün edilmiş, baskılar yaşamış, bütün bunları ise edebiyatına dönüştürmeyi başarmıştır.

Sevgi Soysal’ın edebiyatımıza yaptığı katkıları, kendine özgü anlatım dünyasını, siyasi yaklaşımını ve özel hayatındaki kırılmaları birlikte ele alarak, onun neden hâlâ Türkiye’nin en etkileyici kadın yazarlarından biri olarak anıldığını anlamaya çalışmak gerekir.

Sevgi Soysal, 1936 yılında İstanbul'da doğdu. Babası, Selanik göçmeni bir aileden gelen Mithat Yenen, annesi Alman bir hanım olan Anneliesse Rup'tur (evlendikten sonra Aliye adını aldı). Çocukluğu Ankara'da Selanik Caddesi ile Yenişehir semtinde geçti. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Arkeoloji bölümünde okumaya başladı.

SEVGİ SOYSAL İLE ÖZDEMİR NUTKU

Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde arkeoloji okumaya karar verir. Bu kararında lise mezuniyetinin hemen öncesinde tanıştığı, kendisinden beş yaş büyük yakışıklı, iyi dans eden, piyano çalan Özdemir Nutku’nun aynı üniversitede öğrenci olmasının da payı vardır. İki genç tanıdıkça birbirlerinden etkilenirler. Nutku’nun çevresindeki arkadaşları daha çok genç edebiyatçılardır. Kendisi de şiirler yazar, yazdıkları dergilerde yayımlanır, dönemin genç şairleri arasında adı geçer.

Sevgi 19, Özdemir 24 yaşındadır. İki ailenin de bu evliliğe rızası yoktur. Bunu erken alınan bir karar olarak görürler. İlk evlerini fakülteye yakın olması isteğiyle Sıhhıye’de tutarlar. Bir yıl sonra Almanya’da bir üniversite, tiyatro eğitimi alması için Özdemir’i davet eder. Sevgi ve Özdemir, Almanya’ya birlikte gitmeye karar veririler. Eşini yalnız bırakmak istemeyen Sevgi’nin onunla birlikte derslere girmesi, tiyatroya ilgisini artırır. Sevgi, 1958 yılında anne olur.

Bir yıl sonra Almanya’dan dönen Özdemir, Ankara Üniversitesi Tiyatro Enstitüsünde asistan olarak çalışmaya başlar. İlk gençlik yıllarında yazar olmayı aklından bile geçirmeyen Sevgi bu ortamda edebiyata yönelir. Yazdığı öyküleri, Özdemir daktiloya çeker, dolayısıyla eşinin yazdıklarının ilk okuru olur. Sevgi zaman zaman yazdığı öyküleri arkadaşlarıyla da paylaşır. Özdemir Nutku ile ilişkisi, özellikle tiyatro, çeviri ve Batılı edebiyat anlayışıyla daha yoğun temas kurmasına katkı sağladı. İkilinin ortak yönlerinden biri, dönemin geleneksel aile yapısından uzak, daha özgür ve entelektüel bir yaşam biçimine yakın olmalarıydı.

Ancak bu birliktelik uzun ömürlü olmadı. Sevgi Soysal’ın giderek daha bağımsız bir kişilik geliştirmesi, edebiyat çevrelerinde daha aktif hâle gelmesi ve hayatı daha özgür yaşama isteği, evlilikte uzaklaşmalara neden oldu. Özdemir Nutku daha disiplinli ve akademik bir çizgide ilerlerken, Sevgi Soysal duygusal ve toplumsal olarak daha hareketli bir yaşamın içine yöneliyordu. Bu farklılıklar zamanla ilişkinin sona ermesine yol açtı.

SEVGİ SOYSAL İLE BAŞAR SABUNCU

Sevgi Soysal ile Başar Sabuncu arasındaki ilişki, 1960’lı yılların Ankara sanat çevresinin en dikkat çekici birlikteliklerinden biri olarak görülür. Bu ilişki yalnızca bir evlilik değil, tiyatro, edebiyat, özgürlük arayışı ve dönemin bohem kültürüyle şekillenmiş yoğun bir duygusal yakınlıktı. Aynı zamanda Sevgi Soysal’ın kadın kimliği, bireysel özgürlük ve aşk anlayışının hayatındaki en belirgin kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilir.

Sevgi Soysal da Ankara Meydan Sahnesi’nde çalışırken, kendisinden yaşça küçük olan Başar Sabuncu ile tanıştı. Kaynaklarda, Sabuncu’nun Soysal üzerinde güçlü bir duygusal etki bıraktığı belirtilir. Bazı biyografik anlatımlarda, ilişkinin Özdemir Nutku askerdeyken başladığı aktarılır. Sevgi Soysal ile Başar Sabuncu 1965 yılında evlendi. Evlilikleri sırasında tiyatro ve sanat çevreleriyle ilişkileri sürdü. Sevgi Soysal TRT’de çalışıyor, öykü ve romanlarını yayımlıyor, Başar Sabuncu ise tiyatro ve sinema alanında üretim yapıyordu.

Bu yıllar aynı zamanda Sevgi Soysal’ın edebi açıdan en önemli dönüşüm dönemlerinden biridir. Özellikle kadınlık hâllerini, bireysel sıkışmışlığı, evlilik kurumunu ve özgürleşme arzusunu anlattığı eserlerinin temelinde bu dönemde yaşadığı duygusal deneyimlerin izleri görülür.

Ancak bu evlilik de uzun sürmedi. Kaynaklar, ilişkilerinin zamanla yıprandığını ve 1970 yılında ayrıldıklarını belirtir. Sevgi Soysal’ın giderek daha politik bir çizgiye yönelmesi, iç dünyasındaki yalnızlık hissi ve duygusal arayışları, bu dönemde ilişkiyi zorlayan unsurlar arasında gösterilir. Bu ilişkinin önemli yanlarından biri de, Sevgi Soysal’ın kadın özgürlüğü anlayışını doğrudan yaşamına taşımış olmasıdır.

SEVGİ SOYSAL İLE MURAT BELGE

Sevgi Soysal ve Murat Belge arasındaki ilişki, Türk edebiyat ve düşünce tarihinin en karakteristik, entelektüel derinliği yüksek ve siyasi bedellerle yoğrulmuş beraberliklerinden biri olarak kabul edilir. Bu birliktelik, 12 Mart Muhtırası’nın yarattığı baskıcı iklimde, her iki ismin de siyasi nedenlerle tutuklu bulunduğu cezaevi koşullarında filizlenmiştir.

Sevgi Soysal, TRT’deki görevinden alınması ve ardından gelen sürgün ile hapis süreçlerinde, Murat Belge ile ortak bir dünya görüşü ve entelektüel merak ekseninde yakınlaşmıştır. “Yürümek”, “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” ve “Tante Rosa” gibi eserlerinde kadın kimliği ile özgürlük arayışı arasında güçlü bağlar kurulmuştur. Bu nedenle, dönemin erkek entelektüelleriyle adı zaman zaman magazinsel ya da dedikodu düzeyinde anılmıştır.

İkilinin birlikteliği, Sevgi Soysal’ın Başar Sabuncu’dan ayrılmasının ardından gerçekleşmiştir. Bu dönem, Sevgi Soysal’ın yazınsal anlamda en olgun ve üretken evrelerinden birine tekabül eder. Murat Belge, Soysal’ın eserlerindeki estetik ve siyasi katmanları en iyi çözümleyen eleştirmenlerden biri olmuştur.

SEVGİ SOYSAL İLE MÜMTAZ SOYSAL

1969 sonu 1970 başı zor günlerle gelir Sevgi Soysal’ın yaşamına. 30’lu yaşlarının başında genç bir kadın, otistik oğluyla yaklaşan 12 Mart’ın iş yerlerinden evlere kadar sızan ağırlığıyla birliktedir. Sevgi Soysal ile Mümtaz Soysal arasındaki ilişki, yalnızca bir evlilik değil, aynı zamanda Türkiye’nin 1960’lı ve 1970’li yıllardaki siyasal, entelektüel ve duygusal atmosferini yansıtan önemli birlikteliklerden biri olarak görülür. Bu evlilik, iki güçlü entelektüelin ortak düşünsel zeminde buluşmasının yanı sıra, baskılar, sürgünler, hastalıklar ve siyasi mücadelelerle örülü bir hayat arkadaşlığına dönüşmüştür.

Sevgi Soysal’ın TRT’de çalıştığı yıllarda program sorumlusu Sevgi Soysal, o günlerde Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Anayasa profesörü Mümtaz Soysal ile bir röportaj yapar. Birbirlerinden etkilenirler. Sevgi Soysal bu evlilikten sonra “Soysal” soyadını kullanmaya başladı.

12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında hem Sevgi Soysal hem de Mümtaz Soysal siyasi baskılara maruz kaldı. 1972 yılında Sevgi Soysal sürgün cezasıyla Adana’ya gönderildi. Mümtaz Soysal da benzer biçimde siyasi baskılarla karşı karşıyaydı. Kaynaklarda Mümtaz Soysal’ın Sevgi Soysal üzerinde sakinleştirici ve dengeleyici bir etkisi olduğu sık sık belirtilir.

Bu evlilikten iki kız çocukları oldu: Defne ve Funda. Aile yaşamı, Sevgi Soysal’ın yazılarında doğrudan görünmese de, özellikle kadınlık, annelik ve özgürlük arasındaki gerilimlerde hissedilir. Ancak bu birliktelik uzun ve huzurlu bir hayat süremedi. Sevgi Soysal’a 1975 yılında meme kanseri teşhisi konuldu. Tedavi için bir süre Londra’da bulundu. Hastalık dönemi hem fiziksel hem duygusal açıdan oldukça ağır geçti. Mümtaz Soysal bu süreçte yanında oldu. Sevgi Soysal, 22 Kasım 1976’da henüz 40 yaşındayken yaşamını yitirdi. Ölümü, Türkiye edebiyat ve düşünce dünyasında büyük yankı uyandırdı.

SEVGİ SOYSAL’IN AŞKLARI

Sevgi Soysal, Türk edebiyatında yalnızca romanları ve öyküleriyle değil, yaşama biçimi, duygusal ilişkileri ve özgür tavrıyla da çok konuşulan bir isim oldu. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yılların Ankara–İstanbul entelektüel çevrelerinde, onun adı pek çok yazar, gazeteci, tiyatrocu ve düşünürle birlikte anıldı.

Sevgi Soysal’ın adı daha sonra pek çok erkek yazar ve düşünürle birlikte anıldı. Bunlardan biri Fethi Naci idi. Fethi Naci, Sevgi Soysal’ın eserlerini önemseyen eleştirmenlerden biriydi. Benzer biçimde Doğan Özgüden ile ilgili anlatılar da çoğunlukla politik yakınlık çevresinde şekillenir. 1960’lı yılların sol yayıncılık ortamında, özellikle dergi çevrelerinde yollarının kesiştiği bilinir. Ancak mevcut biyografik kaynaklar, bu ilişkinin romantik boyutunu doğrulamaz. Aynı durum Vedat Türkali için de geçerlidir. Vedat Türkali ile Sevgi Soysal, aynı politik-edebi dünyanın insanlarıydı, ikisi de aşkı, özgürlüğü ve politik mücadeleyi edebiyatın merkezine koyuyordu.

Aslında Sevgi Soysal’ın adı etrafında oluşan “gönül hikâyeleri”, biraz da onun edebiyatındaki kadın karakterlerden kaynaklanıyordu. Bugün Sevgi Soysal’ın aşk hayatı hâlâ konuşuluyor çünkü o, Türkiye’de kadınların yalnızca “eş” ya da “anne” kimliğiyle tanımlandığı bir dönemde kendi duygusal hayatını saklamadan yaşayan nadir kadın yazarlardan biriydi. Bu nedenle Sevgi Soysal’ın gönül ilişkilerini değerlendirirken, onları magazinsel ayrıntılar olarak değil, onun özgürlük arayışı, kadınlık deneyimi ve edebiyatıyla iç içe geçmiş yaşamının bir parçası olarak görmek daha doğru olacaktır.

Yapıtlarında kadın sorununu, kadın-erkek ilişkilerini, ağırlıkla da Türkiye'de 1960'lar ve sonrası yaşanan toplumsal siyasi ile olayları ele aldı. Sevgi Soysal, yalnızca romanlarıyla değil, yaşam biçimi, düşünsel cesareti ve çağının kalıplarına karşı geliştirdiği tavırla da Türk edebiyatında özel bir yere sahip olmuştur. Sevgi Soysal’ın edebiyatında aşk, romantik bir masaldan çok, insanın kendini arayışının bir parçasıdır. Evlilikleri, ilişkileri ve duygusal yakınlıkları da bu arayışın izlerini taşır. Siyasi baskılar, sürgün yılları ve hastalıklarla geçen kısa ömrüne rağmen, Sevgi Soysal ardında güçlü bir düşünce mirası bırakmıştır.

Belki de Sevgi Soysal’ı unutulmaz yapan şey, hayatı ile edebiyatı arasında kurduğu o samimi ve cesur bağdır. O, yaşadığını yazmış, yazdığını ise yaşamaktan korkmamıştır. Bu nedenle Türk edebiyatında yalnızca önemli bir kadın yazar olarak değil, düşünceleri ve yaşamıyla bir döneme meydan okuyan güçlü bir entelektüel olarak anılmaya devam edecektir.

Nadir Avşaroğlu
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler