Edebiyatımızın usta kalemi, İstanbul’un ve insanımızın ressamı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’da ömrünün son yirmi yılını yaşadığı, eserlerini fısıldadığı müze evi; bürokratik engeller ve bitmek bilmeyen tartışmalar bahane edilerek kapatılmıştır.

Restorasyonu tamamlanmış olmasına rağmen, kamuoyunun haklı çabaları ve yürütülen ısrarlı kampanyalar ne yazık ki karşılıksız bırakılmış; müze ev kapılarını ziyarete yeniden açmamıştır. Türk edebiyatının bu büyük çınarına ve onun kültürel mirasına reva görülen bu umursamaz tutum, edebiyat hafızamıza yapılmış büyük bir saygısızlık olarak varlığını sürdürmektedir.

Büyük ustanın aramızdan ayrılışının yıldönümünde, sesimizi ve haklı talebimizi Heybeliada’dan bir kez daha yükseltiyoruz. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın mirasına sahip çıkmak, onu yarınlara taşımak ve bu vicdani sorumluluğu haykırmak üzere yapacağımız basın açıklamasına tüm basın mensuplarını, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) üyelerimizi ve edebiyat dostlarımızı bekliyoruz.

Ustanın anısı karanlığa terk edilemez; Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evi derhal müze olarak açılmalı ve edebiyatımızın yaşayan hafızası olarak sonsuza kadar yaşatılmalıdır!

Basın Açıklaması Bilgileri:

·        Tarih: 16.08.2026

·        Saat: 14.00

·        Yer: Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi Önü / Heybeliada

Düzenleyici Kurumlar
Türkiye Yazarlar Sendikası

Ada Dostları Derneği 

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

Barış Manço Kültür Merkezi,
Caferağa Mah. Nail Bey Sokağı Kadıköy- İstanbul

Hesaplarımız: 

https://x.com/TYSendikasi

https://www.instagram.com/turkiyeyazarlarsendikasi/

https://www.youtube.com/@turkiyeyazarlarsendikas329

web sitemiz: https://turkiyeyazarlarsendikasi.org/

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR KİMDİR?

Hüseyin Rahmi Gürpınar, 17 Ağustos 1864’te İstanbul’un Ayazpaşa semtinde dünyaya geldi ve 80 yaşında, 8 Mart 1944te Heybeliada’da hayatını kaybetti.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında yazarlık kariyerine başlayan Hüseyin Rahmi, ilk eserlerini imparatorluğun çalkantılı nlerinde kaleme aldı ve Cumhuriyet döneminde de yazmaya devam etti. Ayrıca, parlamentoda yedi yıl milletvekilliği görevinde bulundu.

O dönemde yazdıklayla geçinen ender romancılardan biriydi ve çok okunan bir yazardı.

Hüseyin Rahmi’nin geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmesinin sebeplerinden biri, ndelik yaşamın sıradan hikayelerini ustalıkla anlatabilmesiydi. Kadınları iyi anlıyor ve kadın özgürlüğünün önemini vurgulayan ilk yazarlardan biri olarak kabul ediliyordu.

Bu yüzden kadınlar tarafından sevilir ve desteklenirdi.

HEYBELİADA KÖŞKÜ’NÜ TELİF GELİRİYLE YAPTIRMIŞTI

Heybeliadada hayatının son 32 yılını geçirdiği evi şu an müzeye nüştü. Bu evi, 1911de yayımlanan Şıpsevdi romanından kazandığı 700 altın lira ile yaptırdı. Tevhidi Efkâr gazetesi, adada yalnız yaşadığını iddia etse de, aslında Miralay Hulusi Bey adlı yakın dostuyla bu evde birlikte yaşıyordu. Ev alışverişini Hulusi Bey yaptığı anlar. Hulusi Bey, Hüseyin Rahmi’nin çocukluğundan beri arkadaşı olup, 1933’te ölünceye dek onunla yaşamıştı. Ölümünden sonra Gürpınar, yakın dostunun yanına gömülmeyi vasiyet etti ve bu istek yerine getirildi. Şu anda Heybeliada Abbas Ağa Mezarlığı’nda yan yana yatmaktadırlar.

Köşkün hikayesi oldukça karmaşık bir geçmişe sahip. Hüseyin Rahmi'nin köşkü, ilk olarak 1964 yılında miraılaGülçin ve Abdullah Tanrınınkulu tarafından İl Özel İdaresine satıldı.

Bir süre bekçinin kontrolünde bırakılan köşk, 1983 yılında ltür ve Turizm Bakanlığı'na devredildi ancak somut bir ilerleme olmadı. 1987’de Adalar Belediyesi’nin isteği üzerine kültür hizmetlerine tahsis edildi. Henüz bir çözüme ulaşamamış ve harabe halde olan köşk, Mustafa Farsakoğlu’nun Adalar Kaymakamlığı’na atanmasıyla birlikte yeni bir döneme girdi.

Farsakoğlu’nun öncülüğünde bir grup öğretmen ve tüphaneci çalışmalara başladı. Uzun yıllan ihmaliyle harap olmuş eşyalar titizlikle onarılıp düzenlenirken ciddi bir çaba sarf edildi.

Kitaplar ve badeğerli yalar yük hasar görmüştü ancak iki yıllık yoğun çalışma sonucu büyük ölçüde yenilendi.

Heybeliada’daki Hüseyin Rahmi Köşkü ark bir müze olarak ziyaretçilerini ağıryor ve yazarın ruhunu yaşatmaya devam ediyor.

En etkileyici yerlerden biri ise yazarın çalışma odası olarak tanımlanıyor.

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR’IN ‘GENEL AHLAKA AYKIRI YAYIM’ SAVIYLA YARGILANMASI

Dün sabah saat on birde, Beşinci Ceza Mahkemesinde, yazar Hüseyin Rahmi ve 'Son Telgraf' Mesul Müdürü Fevzi Lütfü aleyhinde, 'Genel ahlaka aykırı yayım' davası görüldü. Dava, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Ben Deli miyim?" başlıklı yazısı nedeniyle açılmıştı.

26 Eylül 1924 tarihli Tevhidi Efkâr gazetesi, haberi şu şekilde aktarmaya devam ediyordu:

Salonda yaklaşık beş yüz kişi vardı. Dinleyiciler arasında birçok doktor, hâkim, subay ve kendilerine ayrılan yerlerde oturan kanlar dikkat çekmekteydi. Mahkemeyle ilgili bilgiler verdikten sonra gazete, Hüseyin Rahmi'nin şu sözlerini aktarıyordu: "Babamın adı Said'dir, paşa rütbesindedir. Heybeliada’da oturuyorum, yazarlık yapıyorum. Çocuklarım yoktur. Benim kabahatim zaman zaman nezahatten uzak, açık söylememdir. Yalandan hoşlanmayan dürüst kalemim, sanat gereği konunun derinliklerine inmektedir."

Tam 76 yıl önce, Heybeliada’da oturan yazar Hüseyin Rahmi’nin kaılaştığı bu dava, cumhuriyetin ilk yıllarında sansürle mücadelenin sıra dışı örneklerinden biri oldu. Edebiyan ilginç simalandan seyin Rahmi Gürpınar, davadan beraat etti. Kararı dinlerken kendisini desteklemeye gelen kadın okuyucularını reverans yaparak selamlaması gazetelerde alaycı dille yer aldı.

Bu gelişme üzerine Tevhidi Efkâr gazetesine yazdığı kısa mektubunda Gürpınar, kadınları neden selamladığını açıkladı. Gazete, mektuptan şu şekilde değerlendirme yaptı: stadın mektubundan anlaşılıyor ki, genç hanımların alkışları üzerine ruhu gençlmiş, nazik ellerin çırpınışı karşısında kalbi de heyecanlanmış. Sanatçının dikkatini erkeklerden çok nazenin olanların çekmesi bunu destekler nitelikte. Üstadın 'Melek zümresi' tabirini kullanması ise hanımların kendisi için koruyucu melekler olduğunu anlatmak istidir. Eğer ki yazar, kendi için çırpınan hanım elleriyle gerçekten bahtiyar olmuşsa bu durum, seyin Rahmi için 'beraat' kararının yanı sıra bir saadet anlamına da geliyor… Heybeliada’da tek başına yaşayan yazar için bundan daha büyük bir onur olabilir mi?"


Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)