Şükufe Nihal (Başar) Hanım
Şükufe Farsça kökenli bir isimdi, açmamış çiçek, tomurcuk anlamına gelirdi... Şükufe Nihal adı gibi açmadan solan bir çiçek olarak bu dünyadan göçtü gitti.
Şükufe Nihal Hanım, Türkiye'nin önemli toplumsal değişmeler geçirdiği bir dönem olan 1919-1960 yılları arasında şiir, öykü ve romanlar yayımlamış bir edebiyatçıdır. Bazı şairler büyük akımlar kurar, bazıları çağları değiştirir. Şükufe Nihal ise başka bir şey yaptı. Türk edebiyatında kadın kalbinin sesini meşru ve görünür kıldı. Bu bile tek başına kalıcı bir mirastır. Şükufe Nihal Hanım, Türk edebiyatında yalnızca bir şair ve romancı olarak değil, aynı zamanda öncü bir kadın aydın olarak da önemli bir yere sahiptir. Onun adı, şiirle fikrin, duyguyla mücadele ruhunun birleştiği bir çizgide anılır. Cumhuriyet’e uzanan değişim yıllarında kalemini yalnız estetik için değil, kadınların toplum içindeki yerini savunmak için de kullanmıştır. Şükufe Nihal’in hayatında aşk, yalnızca biyografik bir olay değil, eserlerine sinmiş bir duygusal iklimdir. Onun şiirlerinde hissedilen kırgınlık, bekleyiş, içli sevinç ve hayal kırıklıkları yaşanmış duyguların izini taşır. Hayatında evlilikler yaşamış, duygusal ilişkiler kurmuş, fakat aşkı çoğu zaman huzurdan çok iç çatışma halinde yaşamış bir sanatçı izlenimi bırakır. 1919'da Darülfünun’un Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nü bitirerek “Türkiye’de Darülfünun’dan mezun ilk kadın” unvanının sahibi olmuştur. 15 Haziran 1923'te Nezihe Muhittin ile birlikte Kadınlar Halk Fırkası'nın kuruluşuna katılan Şükufe Nihal, ilk kadın partisinin genel sekreterliği görevini yürütmüş ve kadınların seçme ve seçilme hakları konusunda verdikleri mücadelenin başında yer alan ilk isimlerden olmuştur. 1912’de ailesinin etkisiyle Mithat Sadullah Bey ile evlendi. Mithat Sadullah Bey ile evliliğinden bir oğlu oldu. Oğlunun dünyaya gelişinden kısa bir süre sonra eşinden ayrıldı. Cumhuriyetin ilanından sonra, kadınların siyasi haklarını kazanması için mücadele eden Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1924’te kurulan dernek, 1935’te kendini feshedene kadar faaliyetlerini sürdürdü. Şükufe Nihal derneğin 1925-1927 yılları arasında yayımlanan Türk Kadın Yolu adlı dergisinin yazarları arasındaydı. Şükufe Nihal Hanım, 1953’e kadar İstanbul’da çeşitli okullarda çalıştı. Darülmuallimat'ta, Bezmiâalem İnas Sultanisi'nde ve Sultani'nde coğrafya öğretmenliği ve Nişantaşı, Kandilli ve Kadıköy Kız liselerinde edebiyat öğretmenliği görevlerini sürdürdü. Yazar Pınar Kür’ün annesi ve şair, öğretmen Halide Nusret Zorlutuna’nın da kardeşi olan İsmet Kür Şukufe Nihal için şunları yazar: “Şukufe Nihal hemen her görenin âşık ya da hayran olduğu kadınlardandı. Güzel denemezdi, gözleri çukurdu ve ufaktı. Boyu uzun değildi. Beden hatlarıysa dikkati çekmekten uzaktı. Ne var ki, zarifti, her zaman bakımlı ve çok şıktı. Dünyaya metelik vermeyen, kendine güvenen bir havası vardı. Onu bu kadar çekici yapan da işte bu dünyaya metelik vermeyen haliydi.” Yıllar boyunca onu besleyen en önemli kaynak, evinde düzenlediği ve devrin önemli edebiyatçılarını bir araya getiren toplantılar oldu. Bu arda devrin şairlerinin aşkları ile tanındı. Ona aşık edebiyatçılar arasında Nazım Hikmet, Ahmet Kutsi Tecer, ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in adları sayılmaktadır. Ayrıca Servet-i Fünun'un ünlü öğretici metin yazarı Cenap Şahabettin'in kardeşi şair Osman Fahri Şukufe Nihal'e âşık olan sanatçılar arasındaydı. Devrinin neredeyse tüm önde gelen gazete ve dergilerinde şiirlerini ve özellikle kadın sorunları üzerine makaleler yayımladı. Hayatının son yıllarına kadar Türk Kadını dergisinin yazarları arasında yer aldı. Nazım Hikmet ona aşıktı. Faruk Nafiz Çamlıbel, ona olan sevdasını dizelere döktü. Cenab Şahabeddin’in kardeşi şair Osman Fahri, Ona olan aşkına karşılık bulamayıp canına kıydı. Şair Ahmet Kutsi Tecer, ona tutkundu. Edebiyatçı Mithat Sadullah Sander ve Politikacı Ahmet Hamdi Başar ile evlendi. Yaşamı köşkte başlayıp huzurevinde biten Şair, yazar, öğretmen Şükufe Nihal’in Ruhunun derinliklerinde yaralar açan aşk hikayeleri.. ŞÜKUFE NİHAL ve OSMAN FAHRİ AŞKI İlk eşi biraz da ailesinin ısrârı ile çok genç yaşta evlendiği Türkçe öğretmeni Mithat Sadullah (Sander) Beydi. Zorla evlendirildiği eşinden iki sene sonra ayrılmıştı. Şükufe Nihal’in bu zor günlerindeki dert ortağı Osman Fahri’ydi. Genç şair, yıllardır sakladığı hislerini o günlerde açığa çıkardı. Mithat Sadullah ile birlikte Arkadaş adlı edebiyat dergisini çıkaran Osman Fahri. Cenap Şahabettin’in ana bir baba ayrı üvey küçük kardeşi edebiyatçı, şair ve ressam olan otuz yaş civarında genç adam; Osman Fahri. Osman Fahri Şükufe Nihal’e çılgınca âşıktı. Bu ayrılık onu cesaretlendirmiş, hislerini sevdiği kadına açıklamıştı. Ama aldığı cevap olumsuzdu. Osman Fahri, bir arkadaşının karısına âşık olmayı kendisine yakıştıramadığı için İstanbul'dan uzaklaşmak ister. Tayinini çıkartarak Elazığ'a gider. Anadolu, Osman Fahri'ye İstanbul'daki sevgiliyi unutturmaz, derin buhran anları yaşar. Osman Fahri karşılıksız aşkı yüzünden mecnun olur. İstanbul’u terk edip öğretmenlik yapmaya başladığı Elazığ’da da huzur bulamaz ve platonik aşkını unutamaz. Hepsi boşunadır, sevdiği kadından tamamen ümidini kestiği günlerde kararını verir. Yaşadığı ruh acılarına ve belirsiz bir arada kalmışlığa dayanamadığından olsa gerek, bir bunalım anında tabancası ile intihar seçer ve kısa bir süre sonra da vefat eder. Hayali kurulan ideal aşk, yitirilen bir ideale dönüşür ve bu durum, Şükufe Nihal’in en büyük dramı olur. Bu hatıranın Şükufe Nihal’de çok derin izler bıraktığı, hatta onun da dengesini sarstığını söylenebilir. Şükufe Nihal’in, karşılıksız aşkı yüzünden intihar eden Osman Fahri’yi yaşamı boyunca hiç unutmadı, unutamadı. Şükufe Nihal, Osman Fahri’ye karşı o günlerde bir şeyler hissetmiş miydi? Bilinmiyor. Bilinen Şükufe Nihal’in, karasevda yüzünden intihar eden Osman Fahri’yi yaşamı boyunca unutamadığı... ŞÜKUFE NİHAL ve FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA Edebiyat çevrelerinde Şükufe Nihal adı anılınca, ünlü şairlerimizden Faruk Nafiz'in adı da anımsanır. Faruk Nafiz Çamlıbel, 1928 yılında Erenköy'de halasının köşkünde, o günlerin tanınmış kadın şairlerinden Şukufe Nihal ile tanışmıştı. Şukufe Nihal, bu köşkün karşısında, sahile yakın bir köşkte oturmaktaydı. Faruk Nafiz'in halasının kızı olan İffet Halim Oruz'la arkadaştı. Üçü yazdıkları şiirleri bir birlerine okumaktaydı. Aralarına bazen Celal Sahir, Halide Nusret Zorlutuna, Behçet Kemal Çağlar ve Nazım Hikmet de katılır, İffet Halim Oruz'un şarkvari düzenlenen odasında toplanırlardı. Faruk Nafiz, aruzdan heceye geçişi bu grup içinde başlamıştı. Fâruk Nâfiz’in 1928’de yayınladığı Suda Halkalar kitabının “Macera ve Gençlik” bölümünde yazmış olduğu şiirde geçen kızın adı da “Nihal”dir. Aynı kitapta bulunan “Gurbet” şiirini de “Şükufe Nihal Hanımefendi’ye” diyerek Nihal’e ithaf etmiştir. Faruk Nafiz'in birçok şiirinin kahramanı Şükufe Nihal'di. Sakın bir söz söyleme... Yüzüme bakma sakın! Sesini duyan olur, sana göz koyan olur. Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın, Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur... Dilerim Tanrı'dan ki, sana açık kucaklar Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun, Kan tükürsün adını candan anan dudaklar, Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun! Edebiyat öğretmeni olan Faruk Nafiz Çamlıbel, evlilik teklifine Şükufe Nihal'den hep olumsuz yanıt alması üzerine sinirlenerek tayinini Ankara'ya çıkardı. Duygularını “Allahaısmarladık” şiirinde dile getirmişti. Faruk Nafiz, Ankara Lisesi'nde coğrafya öğretmenliği yapan Aziziye Hanım'la ani bir evlilik yaptı. Faruk Nafiz’in ansızın evlenmesi edebiyat çevrelerini çok şaşırttı. Azize Hanım’ın bir amansız hastalıktan ani ölümü ile perişan olan Fâruk Nâfiz, Azize’sinin arkasından o zor günlerini dile getiren bir şiir yazar. Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok Bir yer ki, sevenler, sevilenlerden haber yok Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok ŞÜKUFE NİHAL ve NAZIM HİKMET Şukufe Nihal’e âşık olan, hayranlık besleyen sadece Osman Fahri ve Fazıl Hüsnü Dağlarca değildir. Nâzım Hikmet de hayranlığını gizlemeyenlerdendir. “Halide Nusret Zorlutuna Bir Devrin Romanı‘nda isim vermez, ama Nâzım Hikmet olduğu söylenir. Sekiz on sanatkar arkadaşı edebiyat sohbetleri yaparak sıra sıra şairlerden biri kâğıda bir şeyler yazar ve Halide Nusret'in dizlerinin üzerinden Şükufe Nihal'e uzatır: “O da okuduktan sonra, gülerek, kâğıdı bana verdi. Bu gün gibi kâğıdını çizen yazarların o delişmen yazılarıyla aynen şu kelimeler yazılmıştı: “Ben sizin için çıldırıyorum, sizse bana aldırış bile etmiyorsunuz” yazılı bir kâğıt uzatıp vermiştir. Bu şahsın Nâzım Hikmet olduğunu ilk defa Emine Işınsu telaffuz etmiştir. Emine Işınsu Halide Nusret’in kızıdır. İsmet Kür’ün Yarısı Roman isimli anı kitabına (Everest Yayınları, 2006 ) nazaran da, ablası Halide Nusret ona Nâzım’ın “Bir Ayrılış Hikâyesi” şiirini Şukufe Nihal için yazdığını söylemiştir.” VE AHMET KUTSİ TECER Şükufe Nihal Hanım ile Ahmet Kutsi Tecer arasında yaşandığı söylenen yakınlık, Türk edebiyat çevrelerinde zaman zaman anılan, ancak ayrıntıları bütünüyle belgelenmiş, açık ve kesin bir aşk hikâyesi olarak kayıt altına alınmış bir ilişki değildir. Bu konu daha çok dönemin edebi çevrelerinde anlatılan hatıralar, mektuplar, dostluk ilişkileri ve yorumlar üzerinden şekillenmiştir. Bu nedenle meseleye kesin hükümle değil, edebiyat tarihinin ihtiyatlı diliyle yaklaşmak gerekir. Şükufe Nihal'in kendisi her zaman çok yakın bulduğu Halide Nusret kendisi ile yapılan söyleşide, bir başka şairin, Ahmet Kutsi Tecer'in de ona olan ilgisinden “…ve zannederim ki Ahmet Kutsi de Nihal'e bir miktar tutkundu” ifadesini kullanır. ŞUKÜFE NİHAL’İN SON YILLARI ve VEFATI Şükufe Nihal, ikinci eşi olan Ahmet Hamdi Başar'la İstiklal Savaşı yıllarında onun sosyal meselelerine duyduğu ilginin kendisinde uyandırdığı etki üzerine evlenir. Ahmet Hamdi Başar, mütareke yıllarında vatan savunmasıyla ilgili bazı gizli cemiyetlerin üyesidir. Buralarda etkin rol alır. Şükufe Nihal, kızı Günay’ı bu evliliğinden dünyaya getirdi. Ancak aradığı huzuru bulamadı, eşi sürekli politik beklentiler, arzular peşindeydi. 1960’ta Şükufe Nihal, iki çocuğunu alıp kimseye haber vermeden evden ayrıldı, boşandılar. Etrafında çok sevilen ve bakımlı olmaya özen gösteren bir insan olan Şükufe Nihal’in, günün modasını çok yakından takip ettiği de çeşitli gazete ve dergilerdeki fotoğraflarından anlaşılmaktadır. Kadınlı erkekli toplantılarda, “Geldikçe Şükufe sahn-ı meclis, Pürzemzeme gülistana döndü” diye övülen bir kadındı. 1962 yılında başına talihsiz bir olay geldi, kızından dönüp caddeyi karşıdan karşıya geçerken araba çarptı. Kaza sonucu birçok ameliyatlar geçirdi. Sol bacağı kısa kaldı ve yatağa mahkum oldu. Hayatının son yıllarını tek başına huzurevinde geçirdi. Çok sevdiği kızı Günay’ın hayata gözlerini yumması (1969) da yaşamla ilişkisinin tamamen kopmasına neden oldu. Yalnızlığı ve hüznü olanca şiddetiyle yaşadığı ve belki de geçmişin muhasebesini yaptığı son durağıdır huzur evi… Huzur evinde bütün ilişkileriyle hesaplaşır. Evlilikleriyle, kendine âşık olan herkesle iç hesaplaşması yapar. Bunlar arasında Nazım Hikmet, Fâruk Nâfiz ve Ahmet Kutsi Tecer de vardır. Bir tek, aşkı uğruna ölümü seçen ve yakın dostlarına, “Tek aşkım odur. Beni tek seven de odur. Nasıl ziyan ettim bu büyük aşkı” diye dert yandığı Osman Fahri'yle hesaplaşamaz. Son nefesini verdiği 24 Eylül 1973 yılına kadar onu düşünür ve 26 Eylül 1973 günü Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı'na gömülür. Son nefesine kadar Osman Fahri’yi hayalinde yaşatır ve ona duyduğu aşkla hayata veda eder. Adını Ankara Yenimahalle Şentepe’deki bir okul taşımaktadır. Şükufe Nihal İlköğretim Okulu; İstanbul Bahçelievler’de de bir sokak adını taşımaktadır; ‘’Şükufe Nihal Sokağı’’. Pek bilinmez, dile getirilmez ama, İstanbul’un Sultanahmet meydanında Halide Edip Adıvar mandacılığı savunurken, İstanbul’un Fatih semtinde ise, Şükufe Nihal on binlerce vatansevere ülkemizde ilk kez, “Bizim en büyük düşmanlarımız emperyalizmdir, ABD emperyalizmidir. İngiliz emperyalizmidir. Tüm dünya emperyalistleridir.” diye haykırıyordu… Gazeteci Cevat Fehmi’nin “İzdivaçta aşk lâzım mıdır?” sorusuna “İzdivaçta aşk birinci şarttır” diye cevap veren Şükufe Nihal, aradığı aşk’ı hiç bir zaman bulamamış, bulsa da yaşayamamış biri olarak adı gibi açmadan, açamadan solan bir çiçek olarak bu dünyadan göçtü gitti. “Şükufe” Farsça kökenli bir isimdi, Açmamış çiçek, tomurcuk” anlamına gelirdi... Şükufe Nihal adı gibi açmadan solan Bir çiçek olarak bu dünyadan göçtü gitti. Artık ne o aşklar kaldı, Ne de o Şükufe Nihal, Ne de Osman Fahri, ne de Fâruk Nâfiz… Hepsini unuttuk… Nadir Avşaroğlu













