dogan-karaagac-toplumsal--20260906025657002.jpg


SOSYOLOJİK SOSYAL PSİKOLOJİ - 2

İnsanın bütün yönelim ve davranışlarını, duygu ve düşün dünyasını belirleyen şey toplumsal varoluşudur.

İnsanın insanlaşmasını belirleyen şey toplumsallığıdır. Bu durumda her bir insanın her türlü etkinlik ve yetkinliği (her türlü yetenek ve becerileri, üretkenlik ve yaratıcılıkları) toplum ile beraber olduğu için olabilen şeylerdir.

Toplumsallık denen gerçeklik aslında kişideki gelişmeleri kamçılayan ve ortaya çıkaran zemini ifade eder.

Birey psikolojisini belirleyen iki ana damardan söz etmek isabetli olur.

Birincisi insanın biyogenetik yapısıdır. Doğuştan kendisinde var olan temel güdülerin insanı güdüşüne bağlı olarak oluşan psikolojidir.

Bu temel güdüleri kısaca adlandıralım:

Nefes alıp verme
Yeme- içme
Cinsel arzu
Yaşama isteği
Ölüm korkusu
Uyku

Bu güdüler tüm yaşamımız boyunca bizi güden temel güdülerdir. Hayatımızın her anında bunlar vardır ve bunlara göre bir yaşam yolcusu olmak zorunda kalırız.

Ancak bunlar birey psikolojisinin oluşmasında iki ana kaynaktan biridir. Ve sadece bu kaynak üzerinde insan olunamaz. Zira bu güdüler sadece biz insanlara özgü değildir. Tüm canlılarda bu temel güdülerin var olduğu gerçeğine bakarak bunların insanlaşmaya tek başına yol açmayacağını- açmadığını söyleyebiliriz.

İnsanlaşmak için esas gerekli olan ikinci ana kaynak, toplumsal oluştur.

Toplumla birlikte olmak keyfi bir seçenek değildir.

Türümüzün hiç bir mensubu tek başına doğada yaşama güç getiremediğinden birlikte (grup, topluluk, kom halinde) yaşamaya mecburdur.

Demek ki toplumsal oluş keyfi bir tercih değil, mutlak bir zorunluluktur.

Zorunluluk yasası burada gerçek anlamını bulmaktadır.

Toplumsal birlikte olma hali türümüzün insanlaşmasını - sosyalleşmesini belirleyen asal kaynaktır.

Bu zorunluluk yasası olmasaydı türümüz insanlaşmayı bir yana koyalım, hayatta kalamaz - tutunamaz ve yok olur giderdi.

Ancak ve ancak toplumla birlikte yaşama güç getirebilme gerçekliğimizi göz önünde tutarak durumu anlamaya çalışalım.

Toplumsal birlikte olma zorunluluğu türümüz mensuplarında ne tür gelişmelere yol açmakta ve bireysel ruh dünyamız nasıl oluşmaktadır?

Toplum içine temel güdülerle doğan ve sıfır yetenek sahibi olan her bebek yaşam içinde (doğuş sonrası) sosyal duygular edinir.

Bu sosyal duygulara sosyal güdüler de diyebiliriz. Ya da sonradan edinilmesi gerçeğine binaen tali güdüler de denilebilir.

Bunlar insanlaşmamızı sağlayan güdüler olması ve toplumsallık ürünü olması hasebiyle sosyal güdüler olarak adlandırdığımız güdülerimizdir.

Bunları öfke, nefret, kıskanma, kazanma hırsı, sahip olma isteği, boyun eğme ve köle olma arzusu, otorite olma, liderlik arzusu, yıkıcı arzular, ölme ve öldürme isteği, kızma, sevme, sayma, büyüme isteği, acıma, merhamet, muhakeme, muhasebe, mukayese, empati vb. olarak isimlendirebiliriz.

Yaşamda, doğduktan sonra edindiğimiz bu sosyal duygular da bizleri güden sosyal güdülerimizdir.

Bunları toplumla birlikte olduğumuz için edinir edinebiliriz.

Toplum olmadan bu sosyal güdüler olmaz oluşamaz.

Bu izahtan sonra ancak şimdi sosyolojik sosyal psikolojiye eğilebilir ve nasıl oluştuğuna dair bir açıklamaya geçebiliriz.

Doğan Karaağaç
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler