26 Ekim 2026
Son Dakika
Nadir Avşaroğlu
Nadir Avşaroğlu

Kartpostallı yıllar

Bir zamanlar insanlar / Birbirlerine kartpostal gönderirdi.

Kartpostallı yıllar

Bir zamanlar insanlar

Birbirlerine kartpostal gönderirdi.

 

Öyle bir tıkla, bir dokunuşla değil,

Bir kırtasiyenin önünde durup

Renk renk kartpostalların arasından

Seçim yaparak, eline aldığı kartı

Her birini uzun uzun inceleyerek,

Hangisinin göndereceği insana

Daha çok yakışacağını düşünerek…

 

Bazen bir çiçeğin güzelliğine kapılır,

Bazen bir manzaranın içinde kaybolur,

Bazen de üzerinde iki satır yazı bulunan

Küçücük bir kartın kocaman bir özlemi

Anlatabileceğine inanırdı insanlar.

 

Alması da güzeldi, göndermesi de.

Hatta belki de en güzeli,

Kartpostalın henüz yerine ulaşmadığı

O bekleyişti.

 

Çünkü kartpostal göndermek,

Yalnızca bir haber vermek değildi.

Birini hatırlamak, onu uzakta da olsa

Hayatının bir köşesinde taşımak,

Aradaki mesafeye rağmen

Gönül bağını canlı tutmaktı.

 

İnsan, kartpostalın üzerine

Birkaç cümle yazarken

Karşısındaki insanı düşünürdü.

Onun yüzünü, sesini, gülüşünü hatırlardı.

Belki birlikte geçirdikleri

Bir günü yeniden yaşar,

Belki de bir türlü söyleyemediği

Sözleri birkaç satıra sığdırmaya çalışırdı.

Sonra kartı çevirir,

Adresi dikkatle yazar,

Pulu yapıştırır ve onu

Dünyanın görünmeyen yollarına uğurlardı.

Gerisi zamana kalırdı.

 

Bugün bir mesajın saniyeler içinde

Dünyanın öbür ucuna ulaşmasına

Alışmış insanlara, bir kartpostalın

Günlerce yolda kalması tuhaf gelebilir.

Oysa o günlerde beklemek,

Hayatın doğal bir parçasıydı.

Haberler beklenir,

Mektuplar beklenir,

Uzaktaki birinden gelecek

Birkaç satır beklenirdi.

Beklemek, insanın sabrını sınadığı

Kadar hayal gücünü de beslerdi.

Acaba aldı mı?

Acaba beğendi mi?

Okurken gülümsedi mi?

 

Kartpostalın yerine

Ulaşıp ulaşmadığını bilmeden bile

İnsanın içinde bir sevinç dolaşırdı.

Çünkü gönderilen şey yalnızca

Bir kağıt parçası değil,

Biraz da insanın kendisiydi.

 

Bayramlar yaklaşınca kırtasiyelerin

Vitrinleri başka türlü güzelleşirdi.

Raflara dizilmiş kartpostalların

Üzerinde güller, karanfiller,

Güvercinler, camiler,

Karla örtülmüş köy evleri,

Işıl ışıl çam ağaçları ve

Uzak ülkelere ait büyülü

Manzaralar olurdu.

Kimileri altın yaldızlı,

Kimileri simli, kimileri pullu,

Kimileri müzikliydi.

Açıldığında içinden şekiller çıkan,

Hareket ediyormuş gibi görünen,

Işığa tutulduğunda parlayanlar…

 

Bir kartpostalın güzelliği,

Üzerindeki resimden ibaret değildi.

Onu güzel yapan,

Kimin gönderdiği ve

Kimin alacağıydı.

 

Bir de UNICEF kartları vardı.

Onlar, kartpostal dünyasının

Biraz daha özel, biraz daha sanatsal

Yüzünü oluştururdu.

Farklı çizimleri, özgün tasarımları,

Özenli zarfları ve kutularıyla

Diğerlerinden ayrılırlardı.

 

Kırtasiyelerin bir köşesinde,

Sanki sıradan kartpostallardan ayrı

Bir dünyaya aitmiş gibi dururlardı.

 

Onları görmek bile insana

Başka bir duygu verirdi.

Bir kutunun kapağını açmak,

İçinden çıkan kartları tek tek incelemek,

Hangi kartın kime gönderileceğini

Düşünmek başlı başına bir törendi.

Bugün alışverişin çoğu zaman

Birkaç saniyelik bir işleme

Dönüştüğü dünyada,

O kutunun içindeki kartları

Seçmenin verdiği zevki

Anlatmak kolay değil.

 

Çünkü eskiden bazı şeylere

Sahip olmak için önce

Onlara zaman ayırmak gerekirdi.

Bir kırtasiyeye girmek,

Rafların önünde oyalanmak,

Kartların arkalarını çevirmek,

Üzerlerindeki yazıları okumak,

Karar veremeyince

Yeniden başa dönmek…

 

Bütün bunlar, aslında

Kartpostal satın almaktan

Çok daha fazlasıydı.

İnsan, göndereceği kişiye

Ayıracağı zamanı daha

Dükkandayken harcamaya başlardı.

Seçmek, sevmenin bir biçimiydi.

 

Kartpostalın asıl hikayesi ise

Ön yüzünde değil, arkasında başlardı.

 

Günümüzde bir sahafa gidip

Eski kartpostalları karıştırın.

Üzerindeki resme değil,

Önce arkasına bakın.

Tarihi okuyun.

Yazıyı inceleyin.

Belki bir aşkın,

Belki bir dostluğun,

Belki de bir bayram sabahının

İzine rastlarsınız.

 

O kağıt parçasını

Yazan insanı tanımazsınız,

Hikayesini bilemezsiniz.

Ama bir zamanlar onun da

Birini özlediğini,

Birini düşündüğünü,

Birine ulaşmak istediğini anlarsınız.

İşte o zaman, aradan

Onlarca yıl geçmesine rağmen

Hiç tanımadığınız biriyle

Aynı duyguda buluşursunuz.

 

Ve belki de o an,

Kartpostalların neden hala

Güzel olduğunu anlarsınız.

 

Çünkü bazı şeyler eskimez,

Yalnızca biçim değiştirir.

Özlem eskimez, sevgi eskimez,

Hatırlanma arzusu eskimez.

 

İnsan, kendisini düşünen

Birinin varlığını bilmek ister.

Adının bir yerde anılmasını,

Birinin aklına gelmesini,

Bir başkasının hayatında

Küçük de olsa bir yerinin

Olduğunu hissetmek ister.

Kartpostallar bütün bunları,

Bazen birkaç kelimeyle anlatırdı.

 

Ankara’da Zafer Çarşısı’nda gördüm

Hala kartpostallar satılıyor

 

Oraya gidin, güzel bir kartpostal seçin.

Bir manzara, bir çiçek, bir şehir resmi…

Arka yüzüne birkaç cümle yazın.

Uzun uzun anlatmanız gerekmiyor.

Birini düşündüğünüzü, onu özlediğinizi,

Hayatınızda yeri olduğunu yazmanız yeter.

Bir pul yapıştırın, adresi yazın

ve postaya verin.

 

Belki karşıdaki insan önce şaşıracak.

Sonra kartı eline alıp arkasını çevirecek.

Yazdıklarınızı okuyacak, belki gülümseyecek,

Belki de duygulanacak.

 

Sonra kartpostalı atmaya kıyamayacak,

Kitaplığının bir köşesine koyacak,

Çalışma masasının üzerine bırakacak

Ya da evinin bir duvarına iliştirecek.

 

Ve siz, farkında olmadan

Bir başkasının gününe küçük

Bir güzellik bırakmış olacaksınız.

 

Kim bilir,

Yıllar sonra o kartpostal da

Bir sahafın rafında,

Eski bir kitabın arasında ya da

Bir çekmecenin dibinde bulunacak.

Onu bulan biri, sizin yazdığınız

Birkaç satırı okuyacak ve

Bir zamanlar sizin de

Birini düşündüğünüzü anlayacak.

 

İşte o zaman, kartpostal yalnızca

Bir haberleşme aracı olmaktan çıkacak,

Zamanın içinden geçip geleceğe ulaşan

Küçük bir hatıraya dönüşecek.

 

Kartpostallı yıllar geride kaldı belki.

Ama birini düşünmenin,

Ona zaman ayırmanın ve

Bunu el yazısıyla anlatmanın

Güzelliği hala bizimle.

 

Belki de bir kartpostalın asıl mesajı,

Üzerinde ne yazdığı değil,

Bütün bunları yapmaya değer bulduğumuz

Birinin hala var olmasıdır.

 

Kısacası, Kartpostallı yıllar

Bir zarfın içine sığan hasretti

Nadir Avşaroğlu

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

Nadir Avşaroğlu — Diğer Yazıları

Tümü →