21 Ekim 2026
Son Dakika

Neden hepimiz akıllı telefonlarımızı bir kenara bırakmalıyız? / August Lamm

Akıllı telefonlar yüzünden kamusal alanlarla ilişki olanaksız oldu. Sürekli 'çevrimiçi' olduğumuzda neler kaybediyoruz? Akıllı telefonlardan kurtulmak mümkün mü? New York'un kuzeyinde yaşayan görsel sanatçı ve teknoloji kullanımını azaltma savunucusu August Lamm'e göre, aslında başka bir yaşam biçimi daha var ve bu çok daha iyi.

Neden hepimiz akıllı telefonlarımızı bir kenara bırakmalıyız? / August Lamm

Birçoğumuz, gün boyu telefonumuza bağlı kalmamaktan; sürekli gelen bildirim sesleri ve mesaj uyarılarıyla bölünmekten kurtulmayı hayal ediyoruz.

Ancak muhtemelen akıllı telefon olmadan yaşayamayacağınızı düşünüyorsunuz. Peki, yol tarifi almanız, konser biletlerinizi göstermeniz ya da restoran menülerine QR kodları aracılığıyla ulaşmanız nasıl mümkün olacak?

New York'un kuzeyinde yaşayan görsel sanatçı ve teknoloji kullanımını azaltma savunucusu August Lamm'e göre, aslında başka bir yaşam biçimi daha var ve bu çok daha iyi.

Lamm, "Akıllı Telefona İhtiyacınız Yok: Telefonunuzu Basitleştirerek Hayatınızı İyileştirmek İçin Pratik Bir Rehber" (You Don’t Need a Smartphone: A Practical Guide to Downgrading Your Phone and Upgrading Your Life) adlı yeni kitabında, akıllı telefon kullanmamanın getirdiği faydaların, yaşanabilecek zorluklardan çok daha ağır bastığını savunuyor.

Kendini bağımlı hisseden ve ekran başında geçirdiği vaktin, sanat üretmeye ayırdığı zamandan daha fazla olduğunu fark eden Lamm, 27. yaş gününden hemen sonra, 2022 yılında akıllı telefonunu hayatından çıkardı.

Kitabı, kişisel deneyimlerini, neden sizin de aynısını yapmanız gerektiğine ilişkin noktaları ve bu süreci nasıl başarılı bir şekilde yürütebileceğinize ilişkin tavsiyeleri içeriyor.

Akıllı telefon kullanan 12 yaşındaki çocukların, 14 yaşına geldiklerinde yeme bozukluğu geliştirme olasılıkları daha yüksek.

Onun bu görüşünü destekleyen pek çok bilimsel veri mevcut. ABD Sağlık Bakanlığı (Office of the US Surgeon General) verilerine göre, 13-18 yaş arası gençler günde ortalama sekiz saatten fazla zamanlarını ekran başında geçiriyor. Ekran başında çok fazla vakit geçiren bireylerin ise fiziksel ve zihinsel sağlıklarının, genel esenliklerinin daha düşük olduğu görülüyor.

Kitaptan bir bölümü yayımlıyoruz:

Günümüzde “ulaşılabilir” kelimesini, ağırlıklı olarak dijital dünyadaki erişilebilirliği, yani bir kişinin mesajlara veya e-postalara ne kadar hızlı yanıt verdiğini ifade etmek için kullanıyoruz.

Şu an mesaj attığınızda anında yanıt alacağınızdan emin olduğunuz biri var mı? Bu tür insanlar, dijital yaşamlarını sürdürmeye o kadar odaklanmışlardır ki, gerçek hayatta genellikle daha az “ulaşılabilir” olurlar.

Kamusal alanlarda, insanların dış dünyaya açık olması (ulaşılabilirliği) nadir görülen bir durum haline geldi. Neredeyse hiç kimse çevresinin farkında değil; kimse sohbete açık değil ya da sosyal ve çevresel ipuçlarını algılamaya istekli değil. Geçenlerde havaalanında bir otobüse bindiğimde, hangi terminalde inmem gerektiğini bilmediğimi fark ettim. Panik içinde yanımda oturan ve üzerinde havaalanı üniforması olan bir adama döndüm. Tam konuşmaya başlayacakken, adamın gürültü engelleyici kulaklıklar taktığını ve telefonundan basketbol maçı izlediğini fark ettim. Elbette omzuna dokunabilirdim ama vaktim kısıtlıydı; üstelik kendisi benimle etkileşime girmek istemediğini açıkça belli etmemiş miydi?

İnsanların dış dünyaya açık olması, onları kamusal bir kaynak haline getirir; onlardan tavsiye veya yol tarifi isteyebilir, kötü hava koşullarında ya da uçuş rötar yaptığında dertleşebilir, hatta tuvalete gitmeniz gerektiğinde bavulunuza veya köpeğinize göz kulak olmalarını rica edebilirsiniz.

Başkalarının dış dünyaya kapalı olması o kadar rahatsız edici ve işlevsizleştirici bir durum ki, buna karşı tek savunmamız biz de kendimizi dış dünyaya kapatmak oluyor.

Bir yabancıya yardım etmeniz gereken anlarda, içinizde bir gurur duygusu yükselir. Birinin gününe dokunmuş, yabancıların iyiliğine olan inancını pekiştirmiş olursunuz. Birbirimizle ne kadar çok konuşursak, korkacak o kadar az şeyimiz kalır.

Herkesin tamamen dijital dünyaya gömüldüğü ortamlarda, birbirimizle hiç konuşmuyoruz. Gözler asla buluşmuyor. Kendiliğinden gelişen hiçbir şey yok; sadece bir durağanlık hakim.

Bekleme salonları; günümüzde yaygın olan o sessiz, kendi içine kapalı ekranlara dokunma ve kulaklık dinleme halinin aksine; kitaplar, oyunlar ve sohbetlerle canlı olmalıdır. İnsanlar, topluluk içinde gelişip serpilirler. Ulaşılmaz olduğumuzda, duyusal izolasyonumuzdan anlamlı bir bağ kurmamıza yetecek kadar uzun süre nadiren çıkarız.

Yine de kendimizi ulaşılabilir kılmaya istekli değiliz. İki soru:

1-Ekranların ve gürültü engelleyici kulaklıkların olmadığı kamusal alanları ziyaret etmeyi tercih eder miydiniz?

2-Bir dahaki sefere trendeyken, doktor muayenehanesinde veya ödeme kuyruğunda beklerken dijital medyadan vazgeçmeye istekli misiniz?

Çoğu insan ilk soruya "evet", ikinci soruya ise "hayır" yanıtını verecektir. Bunun nedeni sadece ekran bağımlılığı değildir; ekranlarımızdan daha iyi bakacak başka bir şey bulamamamızdır. Akıllı telefonun, kamusal bir alanda bazen en az bunaltıcı ve en uyarıcı şey olduğu bir toplum inşa ettik. İçinde yaşadığımız toplum, çevresiyle etkileşime girmeye cesaret eden o az sayıdaki insanın, kendilerine karşılık verecek gözler veya kulaklar bulamadığı bir toplumdur.

İronik bir biçimde, ekranlara bakmak, kamusal alanlarımızın içler acısı halinden kopmamızı sağlar. Kayıtsız ruhlardan oluşan bir kalabalıkla yüzleşmeye dayanamayız. Bu, kitlesel bir reddediştir. Başkalarının ulaşılmazlığı o kadar rahatsız edici, o kadar işlevsizleştiricidir ki, tek savunmamız kendimizin de ulaşılmaz hale gelmesidir.

CEP TELEFONU ve SOSYAL YAŞAM

Sosyal anlamda ulaşılmaz olmayı, bir reddedilme döngüsü olarak görmeye başladım. Restoranlarda, genellikle bu döngüye hapsolmuş çiftler gözlemliyorum.

Örneğin, X kişisi bir hikâye anlatırken Y kişisi telefonunu çıkarır; X, Y'nin dikkatinin dağıldığını fark edene dek birkaç saniye daha konuşmaya devam eder; ardından X'in sesi kesilir ve o da kendi telefonunu çıkarır.

Sonra Y, telefonundaki işini bitirip başını kaldırdığında, X'in başka bir şeyle meşgul olduğunu görür. Y, telefonunu tekrar eline almadan önce bir an bekler ve döngü böylece devam eder.

Bunun gibi durumlarda telefonlarımız, boş durmuyormuşuz ve aranıyormuşuz gibi görünmemizi sağlar. Can sıkıntımızı ve yalnızlığımızı hafifletirler. Acımızı yatıştırırlar. Gördüğümüz "hakarete" aynı şekilde karşılık verirler.

Dünyayı reddetmeyi, reddedilme duygularıyla başa çıkmanın bir yolu olarak kullanırız. Biz reddederiz ve biz de reddediliriz. Kimse bize dikkat etmiyor, biz de kimseye dikkat etmiyoruz; dünya düşmanca bir yere dönüşüyor. İnternet ise buna tezat biçimde, acının bize ulaşamadığı —fakat gerçek olan hiçbir şeyin de giremediği— huzur verici bir vaha haline geliyor.

Akıllı telefonum olmadığında, bu dışlanma döngüsüne dahil olamıyorum. Yine de buna tanıklık ediyorum. Arkadaşlarım akıllı telefonlarını kullanırken, ben öylece oturuyorum; sanki bir şey kanıtlamaya çalışıyormuşum gibi görünüyorum. Bu durum herkesi huzursuz ediyor.

Peki ya bir yemek sırasında kitap çıkarıp okumaya başlasaydım, arkadaşlarım da benim gerçek dünyaya dönmemi bekleseydi? Bu kesinlikle kabul edilemez olurdu. Akıllı telefon kullanımı da bundan farksız olmalı.

Eğer daha basit bir teknolojiye geçmeyi seçerseniz, bu telefon kontrollerinin düşündüğünüzden çok daha uzun sürdüğünü fark edeceksiniz. Kullanıcı için birkaç saniye gibi hissettiren şey, aslında sessizce ekrana dokunarak geçirilen uzun bir zaman dilimidir. Bu anların geçmesini beklemek rahatsız edicidir; ancak şikâyet etmek, karşı tarafta kırgınlığa yol açabilir. İlişkilerinize zarar vermeden bu dışlanma döngüsünü kırmak istiyorsanız, yapabileceğiniz en iyi şey, sessizce bir alternatif sunarak örnek olmaktır.

TEKNOLOJİ HASSAS KONU

Başkalarının davranışlarından şikâyet etmediğiniz zamanlarda bile...

Akıllı telefon kullanımı söz konusu olduğunda, sizin bu cihazlardan tamamen uzak duruyor olmanız, çevrenizdekilerin kendilerini yargılanmış hissetmelerine yol açabilir.

Teknolojiyle kurduğunuz ilişki, dünyayla olan ilişkinize bir şeyler söyler. Bu yüzden ayıplanmak ya da utandırılmak hiç de hoş bir durum değildir.

Yürüttüğüm farkındalık çalışmalarının beklenmedik bir sonucu olarak, insanlar artık yanımda akıllı telefonlarını kullanırken mahcubiyet duyuyorlar. Yol tarifi ararken ya da bir mesaj yazarken, "Kusura bakma, muhtemelen bundan nefret ediyorsundur," diyorlar. Ben ise "Sorun değil! Hiç rahatsız olmuyorum," diye karşılık veriyorum. Aslında bu tam olarak doğru değil; akıllı telefonların her yere bu denli nüfuz etmiş olması beni rahatsız ediyor; özellikle de tanıdıklarımın çoğu bu cihazlardan nefret ettiğini iddia ederken.

Ancak katı ve üstten bakan bir tavır takınmak, kimseyi bu alışkanlığı bırakmaya ikna etmeyecektir.

Diğer bağımlılık türlerinde işe yaramadı ki, bunda işe yarasın?

İnsanlar bir değişime hazır olmadıklarında, hatta belki de bir değişimin mümkün olduğunun bile farkında olmadıklarında, yapabileceğiniz en iyi şey kendi yolculuğunuzu paylaşmaktır: Önceden nasıl hissediyordunuz, neler yaptınız ve sonrasında nasıl hissettiniz? Bu, karşınızdaki kişiye dışarıdan hiçbir baskı hissetmeden konu üzerinde düşünmesi için bir alan tanır.

Açıkça yargılayıcı olmak, savunma mekanizmalarını tetikler. Yirmili yaşlarımın başında, kapaklı bir telefon kullanan ve sosyal medya üzerine yaptığım işleri açıkça onaylamayan bir adamla birlikteydim.

O aylar boyunca iç sesim sürekli kendimi savunmakla meşguldü: Para kazanmak için akıllı telefona ihtiyacım vardı; düzenli paylaşımlar rakamlarımı yüksek tutuyordu; o maaşlı bir öğretmenlik işine sahipti, bense geçim mücadelesi veren bir sanatçıydım; beni nasıl yargılayabilirdi ki! Ben henüz fark etmeye hazır değilken, bu adam akıllı telefonumun beni mutsuz ettiğini söylemişti. İlişkimiz bittikten yıllar sonra, aynı sonuca bizzat kendim vardım.*

Teknoloji hassas bir konu. Hem kişisel hem de siyasi; hem yerel hem de küresel. Teknolojiyle kurduğunuz ilişki, dünyayla olan ilişkinize bir şeyler söyler. İçten içe kendinize haksızlık ettiğinizi bilseniz bile, bu yüzden ayıplanmak ya da utandırılmak hiç de hoş bir şey değildir.

Diyelim ki partnerinizin, birlikte geçirdiğiniz kaliteli zamandan çalan bir "ekranda gezinme" (sürekli kaydırma yapma) alışkanlığı var. Bu konuyu doğrudan, tam o anın içinde gündeme getirmek, kavgacı bir tutum olarak algılanabilir. Partneriniz buna karşılık olarak “Önemli bir şeyle uğraşıyorum,” “Bu filmi zaten izlemiştim, o yüzden dikkatimi vermeme gerek yok,” ya da “Lütfen iş çıkışı biraz rahatlamama izin ver,” gibi yanıtlar verebilir.

İnsanlar, anlık geri bildirimlere genellikle olumlu tepki vermezler; üstelik bu yaklaşım, genel bir eğilimden ziyade tek bir olaya gereğinden fazla odaklanılmasına yol açabilir. Bu nedenle, birinin telefon kullanımıyla ilgili bir konuyu açacaksanız, bunu rahat bir ortamda ve ekranlardan uzak bir zamanda yapmanızı öneririm. Böylece durum, bir saldırıdan ziyade, teknolojinin ilişkinizi nasıl etkilediğine dair açık bir fikir alışverişi gibi hissedilecektir.

Konuyu açtığınızda, partnerinizin sizi değil de cihazını tercih ettiği anlarda neler hissettiğinize odaklanmaya çalışın. Birlikteyken orada bulunmaya ve birbirinizi dinlemeye ne kadar değer verdiğinizi ifade edin. Kendi dikkatinizin dağıldığı (herhangi bir nedenle) ve partnerinizin ihtiyaçlarını karşılayamadığınız zamanlar için sorumluluk almayı da ihmal etmeyin. Bunu, aranızdaki bağı daha güçlü ve güvenli kılmak adına bir fırsat olarak görün. Ortak değerleriniz ve geleceğe dair umutlarınız üzerine konuşun.

“Kaliteli zaman” kavramını yeniden değerlendirin; belki de bu zaman dilimi, teknolojiyle daha az iç içe olabilir. Birlikte yeni aktiviteler denemek isteyebilirsiniz. Hatta ister doğa yürüyüşü yaparken ister yemek yerken, belki de telefonlarınızı tamamen bir kenara bırakmayı tercih edebilirsiniz.

* Büyük bir hayal kırıklığıyla öğrendim ki; geçen yıl ona teşekkür etmek için ulaştığımda, akıllı telefona geçtiğini söyledi.

August Lamm

(Yazarın You Don’t Need a Smartphone: A Practical Guide to Downgrading Your Phone and Upgrading Your Life - Akıllı Telefona İhtiyacınız Yok: Telefonunuzu Basitleştirerek Hayatınızı İyileştirmek İçin Pratik Bir Rehber- adlı eserinden alınmıştır. Kitap Penguin Random House, LLC bünyesindeki Knopf Doubleday Publishing Group’un bir markası olan Vintage Books tarafından yayımlanmıştır. (Kaynak Literary Hub)

Gercekedebiyat.com

Yorumlar

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayınlanır.

İlgili İçerikler