Sana inanmışlık duygusuna bıraktım kendimi / Tacim Çiçek
Gecenin bir vaktiydi uyandığımda.
Belki de uyanıklıkla uyumak arasında bir andı, pek emin değilim; birinin adımı fısıldadığını duyar gibi olduğumda. ‘Gel’ diyordu, kime ait olmadığını bilemediğim o ses. Kendimi hep uyumadan önce açık bıraktığım, pazaryerine ve caddeye bakan salon penceresinin önünde buldum birden.
Gökyüzünü sarıp sarmalamış ama soluk çoban ateşleri gibi görünen yıldızlara baktım.
Gözlerimi o aydınlıktan alamadım bir süre.
Yüzümü çoktandır hissetmediğim tatlı bir serinlik okşadı. Kulaklarımda Ay soloları vardı o an. O sololar şarkılarındı senin. Biliyordum ve de anlıyordum. Çok özel şarkılardı çünkü. Yüzüm aydınlandı. İçim ısındı. Hafifledim sanki.
Çevremi sarıp sarmaladığını düşündüğüm sarmaşıklar, dikenler kayboldu, inan. Gözlerim daha bir başka görmeye başladı. Önünde durduğum pencereden başlayıp Ay’a kadar uzanan ışıklı bir yol gördüm.
O sesin bu yola koyulmamı istediğini anladım. Düşünmeden bu altın yola koyuldum. Çok kısa sürdü yürümem. Yolun sonunda kendimle karşılaştım.
Sanki devasa bir boy aynası konulmuştu yürüdüğüm altın yolun sonuna. Kendimi toparladım. Baktım. O an anladım ki ben Ay’dım. O an seni gördüm, altın yolun hemen solundaki boşlukta. Bir melektin sanki kanatların vardı, olduğun yerde duruyordun. Işıl ışıl gözlerine diktim gözlerimi.
Bir şeyler diyordun ama sesini duymuyordum. Sağırmışım gibi. Dudaklarını okumaya çalıştım, yapamadım. Seslendim sana, seni duyamadığımı söyledim ama aynı biçimde sen de duymuyordun beni. Şaştım o an. Bir arı kuşu gibi olduğun yerde durduğun boşluktan kalktın.
Bana yaklaştıkça ben de küçüldükçe küçüldüm.
Adeta bir elma kadar oldum.
Büyülendim. Etkilendim. Kendime gelemedim bir süre. Şaşkınla baktım sana sadece. Böyle de olsa bitmesin istedim senle olduğum o anlar ama her şeyin bir sonunun olduğu gibi bu tuhaf, inanılmaz anların da sonu geldi. İçim yandı. Gözlerim doldu…
İşte bir rüya olduğunu yaşadıklarımın gerçekten uyanınca anladım. Boşlukta duruyordun, bir arı kuşu gibi ve sapsarı kanatların vardı. Bana bir küçük paket verdin ve o boşlukta da aniden kayboldun. Üzgündüm. Hiçbir şey yapamamış ve de tek sözcük etmemiştim. Bağlanmış, büyülenmiş gibiydim o anda.
Paketi tutmuştum ve gittiğim yoldan da geri dönmüştüm. Sadece bunu yapabilmiştim ardından. Gözlerimi açtığımda ve yaşadıklarımın da aslında rüya olduğunu bildiğim hâlde odanın her yanında senin verdiğin paketi aradım. Olmadığına inanmak istemediğimden, kim bilir. O anda dış kapının zili zalim bir ses gibi yapıştı kulaklarıma, bir türlü bırakmadı da. Yarı uykulu ve oldukça da kızgın biçimde açtım kapıyı.
Özel bir dağıtımın kuryesiydi.
Yüz ifademi okumuş gibi, ‘Günaydın efendim sanırım uyandırdım ama bu sizin,’ dedi ve senin rüyamda bana verdiğin paket büyüklüğünde bir paket tutuşturdu elime. Ona hiçbir şey demedim, aldım verdiğini kapıyı kapattım. O andan sonra bir an için her şeyi unuttum, sakinleştim adeta. Yatağımın kenarına oturdum ve aceleyle paketi açtım. Sana ait birkaç fotoğraf ve kısa bir not çıkmıştı içinden.
Önce notu okudum: ‘Ruh terzinden sevgilerle…’ İçim içime sığmadı. Gözlerimi fotoğraflarından alamadım adeta ve evden de hiç çıkmadım. Çünkü fotoğrafların bir tür yapbozun parçaları gibi geldi bana ve oturup büyük resmi görmek istedim. Onları doğru biçimde birleştirdiğimde ortaya çıkacak olan gerçeği, yani resmi merak ediyordum…
Nota rağmen fotoğraflarından çıkardığım sonuç beklediğim gibi olmadığıydı. Aradan geçen zaman adeta bir zalim gibi anladığım gerçeği gözlerimin içine soktu. Beni senden uzaklaştırmaya çalıştı. Bunun doğru olmayacağını biliyordum ama yine de ayrılığın, hüznün ve de hasretin elinde oyunca olan zaman bana türlü oyunlar etti karşımda ki cazibelerine kapılayım ve de senden uzaklaşayım.
Senden vazgeçmem için üçü de ayrı ayrı zamanlarda ve karşı konulamaz güzellikte afetler olarak beni tavlayıp senden koparmak için hünerlerini sergilediler. Hiçbirinin aldatmasına kanmadım.
İçimdeki sana inanmışlık duygusuna bıraktım kendimi.
Oysa birinin büyüleyici güzelliğine, etkili gözlerine baksaydım o an uğruna ölüme gidip geleceğim biri olan seni kaybederdim. İçimde büyüyen sabır müthiş bir zırh oldu ve beni o zalim ve kılıktan kılığa girebilen üçlüye karşı korudu senin için. Ama kulaklarımı, benim beklediğimden yana kötüleyen seslerden koruyanım olmadı, olamadı. Ne yapsam da engelleyemiyorum içimi sana karşı karartmaya koşullu baldıran sözleri. O sözler ki sözel oklar olup kalbime saplanmaya çalışıyorlardı.
Sonunda bulabildim o sözlerden korumanın yolunu.
Hiçbir şey duymuyormuş gibi yaptım o sözlerin karşısında. Sesine odaklanıp kendimi hapsettim. Böylece kurtarabildim kendimi, sevdamı yıkmaya koşullu sözel oklardan. Ama bu da bir süre sonra beni sözel oklardan koruyamaz oldu.
Bir başka musibet musallat oldu bana.
Sarmaşık gibi sardı sesimi. Ne yaptımsa kurtaramadım sesimi ele geçiren üçlünün musibetinden. Etkisinde kaldım. Sesimi taklit edip seni benden ayırmaya çalıştılar.
Neredeyse ölecektim bu yüzden. Sabırdan, beklemekten ve senin nasıl davranacağını görmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.
İşte öylesine karmaşık gelgitler yaşadığım sırada o zalim üçlünün bir başka söz erinin benim adıma sana seslendiğini duydum kulaklarımla. Bağırmıyordu üstelik neredeyse ben bile zor işitebiliyordum ve anlıyordum onun dediklerini. İnanılmaz olan gerçekleşiyordu o bir şeyler derken sana beni karalamak, düşürmek için gözünden. Onun ağzından çıkan her sözcük yan yana geldikten sonra dil kuşlarına dönüşüyorlardı ve sıra sıra havalanıp gözden kayboluyorlardı.
Bu dil kuşlarının sana geldiklerini ve kulağına şakıdıklarını düşündüğüm an aklım başımdan gidiyordu; çünkü elimden hiçbir şey gelmiyordu.
Bir an önce kendimi de seni de kurtarmam gerekiyordu. Yine tek gücüm, dayanağım ve kaynağım olan sabra sığındım.
Bekledim.
Ne kadar zaman geçti hiç düşünmedim. Bir süre sonra tatlı bir sıcaklığın beni annem gibi kucakladığını hissettim.
Açtım yumduğum gözlerimi, gördüm ki bir aydınlık sarmış beni.
Gözlerim aydınlığa alışınca seni gördüm karşımda.
Işıldayan saçların, gülümseyen yüzün, ışıltılı gözlerinle karşılaşmak inanılmaz bir sevinç yarattı bende. Işıktan ellerinin içine aldın ellerimi.
O an eridim sandım.
Dokunma hissini bilirim ama bu bambaşka bir dokunmasıydı senin bana…
Gercekedebiyat.com
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.