Son Dakika

allahindan-bulursun-insallah-556388.webp


“Merhaba. Yazamadım kusuruma bakma bugünlerde tabiri caizse tam depresyon yaşıyorum mesela bugün kahve içebiliriz diye düşünmüştüm ama elimi kaldırmaya bile halim yok; iyi hissetmiyorum seninle sohbet iyi gelir diye düşünmüştüm ama…ne yapıyorsun sen nasılsın beni çekebilecek kadar iyi misin?” dedi sustu kısa bir an sonra devam etti. “Bol sigara, depresyon iyi gidiyor böyle…gelirim görmek istiyorsan beni? Anna Karenina filmi Köln'de bir sinemada oynuyormuş ancak günde bir kez saat 17.00 de. Üç saatlik bir film. İzleyebilir miyiz beraber? Ben seninle izlemek istiyorum o filmi? Sen istiyor musun? Neredesin neden hiçbir şey yazmıyorsun? Konuşmuyorsun?!..

Bugün Kalk’a gitmiştim sokaklarda seni görebileceğimi sandım...etrafa sağa sola baktım sen yoktun…sen yoksun…biricik sevenim benim. Senin sevgini gözlerinde görmek beni mutlu ediyor her zaman görüşelim lütfen.

Bazen delice düşünceler geçiyor aklımdan bir gün yine sev/sen beni
yine eskisi gibi.
Yine yeniden...
Yine sev yine sen... ara ya da yaz, görüşmek istiyorum senle. Seni görmek senle konuşmak istiyorum, görüşmek istemiyor musun benimle? sustun...

Sevinçleri düşürdüm yırtılan ceplerimden…”

“Ne istiyorsun?”

“En sonunda! Taze gelin gibi nazlanmana bir anlam veremedim ama?

“Ne olmasını bekliyordun ki? Sen seçimini yıllar önce yaptın. Yaşanmışı bir kez daha denemek istemiyorum…olmuyor işte ısrar etmenin bir anlamı yok sanırım...tek taraflı bir aşkla olmuyor. Benimle yaşanmışlığından dolayı pişman olup günah işlediğini, türbana girip Allah’a sığındığını ve onun izinden gideceğini söyleyen bir kadınla hiç olmaz. Daha düne kadar Laik, ilerici ve Atatürk’ün izinde gittiğini defalarca söyleyen, davranışlarıyla, anlatımlarıyla bunu ispat eden senin bu kadar çabuk dönüşün!?... O zaman benim için tekrar başını açarmışsın?”

“Buluşalım, kahve içelim konuşuruz hem yarın olabilir mesela, vaktin varsa?

Türban meselesini anlayamadım tam olarak ama daha önce konuşmuştuk. Beni aşan bir konuydu. Kocamın ailesi mecbur kıldı beni affetmek için. Oğullarına ihanetin bir bedeli, diyeti olacaktı onu ödedim. Ya adım orospuya çıkacaktı ve bizim aile içinde afarozlanıp dışlanacaktım yada bana dayatılan bu isteği kabul edecektim. Seçeneğim kalmamıştı…” dedi devam etti “Senden bir ricam olacak. Telefon kartı için kimlik bilgilerin gerekiyor altı ay geçince kapanacak. Doğum tarihi ve anne adı yeterli. Kahve içeriz hem konuşuruz…yalnız gönderdiğim mesajlara çok geç yanıt veriyorsun. Birkaç gün önce istemiştim bilgileri hala göndermedin rahatsız oluyorsan söyle yazmayım…”

Metin yanıt vermedi. Yine işi düşmüştü. Aramasının nedeni de Türkiye’deki kızkardeşinin kullandığı ve süresi dolmak üzere olan telefon kartıydı. Oysa bilgileri daha önce defalarca vermişti. Kendi doğum tarihini biliyordu. Annesini tanıyordu. Gülşah’ı eve götürüp ailesiyle tanıştırmış ellerini öptürmüştü yeni gelinleri olarak tanıtıp… Babası pek beğenmemiş, ‘köylü kurnazına benziyor oğlum dikkatli ol!’ diyerek kendisini uyarmış. Annesi ise Gülşah’ın kızkardeşini beğenmiş, onu almasını istemişti. Bir sigara yaktı… Bir süre önce yaptıkları telefon konuşmasında kendisinin artık namahrem olduğunu, elinin elime değmesinin günah olduğunu anlatırken, cinsel özlemlerinin dayanılmaz boyutlara ulaştığını ve kendisiyle acilen sevişme isteğini açıklayıp kendisine çırılçıplak resimlerini göndermiş kendisinden de organının resimlerini çekip  göndermesini istemiş sonra da Face’te sanal seks yapmışlardı birbirlerinin çıplak resimlerine bakıp, yaşadıkları sevişmeleri anımsayarak…İki terli bedenin birbirine yapışıp, tenin  çağrışımlarını yaşamadan; dudaklarının, kadınlığının ıslaklığını hissetmeden, memelerine dokunmadan, vücutlarının yaşadığı depremleri, sel felaketlerini, gökkuşağının yedi rengini görmeden, birbirlerinin derinliklerine inmeden, sevişme sonrası yaşanan tatlı, masum ve mutlu yorgunluğun tadını çıkarmadan sevişilmeyeceğini o gece anlamıştı…

“Allah kahretsin! iki kelime konuşacaksın, yazacaksın kırk dereden su getiriyorsun kardeşim. Göndermeyeceksen göndermiyorum de mertçe…”

“Tamam! O zaman kardeşin kendine yeni bir kart alsın… Ayrıca, canım ne zaman isterse o zaman yazarım veya yazmam. Sen kim oluyorsun da bana hesap soruyorsun? Beş yıl süren beraberliğimizde benim doğum tarihimi, eski kaynananın adını bilmene karşın bana sorma duyarsızlığın, bana olan ilginin gerçek yüzünü Osmanlı tokadı gibi bir kez daha vurdu… Bir daha da bana yazma lütfen. İstemiyorum. Bana zarar vermeye başladın…”

Kendi tutarsızlığı, dengesizliği, kesin bir karar verememesi bir sürü olayı yaratıyordu. Son bir haftadır düşüncelerinde birike birike kafasını ağırlaştıran sorunların en büyüğü olan Gülşah’tan kopamıyordu bir türlü. İnsanın en ilkel ve en içgüdüsel yanı olan duygularını kullanmasını çok iyi başarıyordu. Damarlarındaki kan gibi gönlündeki kıpırtıları, sevişme soluklarının rüzgarıyla darmadağın ediveriyordu her karşılaşmalarında, konuşmalarında… şaşkın ve çaresizdi.  

Gülşah sesini yükseltti, “Esas sen kim oluyorsun? sen de bir şeyler yazıyor söylüyorsun; sen kim oluyorsun? hesap sorduğumu da nerden çıkartıyorsun? Aklına mukayyet ol bence. Ne istiyorsun ki benden? Hala böyle konuşabilme cesaretini nasıl gösteriyorsun? Her şeyimi başıma vurup elimden almadın mı? Beni toy cahil kimsesiz bulup üzerimde baskı kurdun, beni asla yapamayacağım şeylere zorladın, çaresizliğimi kimsesizliğimi fırsat bilip kendi emellerin uğruna harcadın. Şimdi hangi hakla ve gerekçeyle bugün bunları söylüyorsun? Ben herşeye rağmen dostça davranırken bir kahvenin bile kırk yıl hatırı varken sen bugün hala olgun bir şekilde davranamıyorsun, hala bana hala söz söyleyebiliyorsun…” dedi sustu. Önce çakmağın sesini sonra sigaradan derin bir nefes alıp dumanları karşısına bakarak üflediğini hissetti. “Ben kimim biliyor musun? Ben hayatına izinsiz girip mahvettiğin kişiyim. Çekip giden babasını ölüme terk etmek pahasına babasının bakıcısı olan çingene parçasıyla evlenen sensin anlıyor musun? Bugün bana söz söylemeye ne hakkın olduğunu düşün bir, canın ne zaman isterse o zaman yazamazsın; ya yazarsın ya yazmazsın anladın mı? canın ne zaman isterse değil. Kartın canı cehenneme demiştim ben sen hala karta dair fikir beyan ediyorsun. İşte doğum tarihim desen birsey kaybedecektin sanki? Kart gitti sen de gittin böyle daha iyi oldu bence. Fazlasına elim gitmiyor…”

Metin sigarasından bir duman alıp balkon kapısını açtı. Gökyüzü katman katman kara bulutlarla kaplanmış gece ürkütücü, zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Yaşam kara bir bulut olmuş mavi gökyüzünü siyah renge boyayarak hızla akıp kendinden uzaklaşırken içinin derinliklerinde kımıldamaya başlayan sesler yüreğinin içine yerleşmeye çalışan acılı şarkıları gazelhan gibi söylemeye başladı… "Seni dinliyorum. Lütfen devam et. Sen içindeki öfkeni, bana karşı biriktirdiğin olan tüm suçlamaları boşalt sonra hepsine yanıt veririm istersen…”

Gülşah güldü. “Şimdi öyle oldu demek! Sen karından ayrıldın mı? onun korkusundan bana yazamıyorsun fakat acısını da benden çıkarıyorsun.” dedi sustu. Sigarasından bir nefes çekti hırsla. “İyi şeyler görmek söylemek işitmek taraftarıyım ben her zaman kavgasız gürültüsüz de çıkıp gidebiliriz hayatlarımızdan; dostça karşılaşıp oturup kahve de içebiliriz her zaman, içebilmeliyiz, artık hiçbir davamız yok alıp veremediğimiz yok öyle değil mi? bu halde kırıcı olmak neden? neden beni anlayamıyorsun en çok senin anlaman gerekirken…Bana çok büyük kötülük ettin. Tüm hayatim mahvoldu. Bunun bedelini kim nasıl ödeyecek? Bunları hak edecek ne yapmıştım ben? Her şeyin suçlusu ben oldum. Seni ele vermedim! Senin gözünde de kötü ben oldum. Cahildim, aptaldım, saftım sen bana hic acımadın. Yaptıkların yüzünden lanetlendim ben. Seviyordun değil mi kapına gelsem evine bile almazdın öyle seviyordun hayatımı mahvedecek kadar cehennem olup gidip evlenecek kadar öyle sevgi yere batsın! ”
“Bitti mi? Konuşabilir miyim?”

“Hayır! Daha bitmedi. Sana karşı çok doluyum. Dinle. Madem o hataları yaptırdın bari arkamda dursaydın, bari sahip çıksaydın gidip evlenmeseydin. O çingeneyi bir daha bulamaz mıydın? lanet olsun sırf kendini düşünüyorsun bu kadar bencil olmamalıydın. Seninle ara sıra görüşmemi bile istemiyorsun artık çünkü karın istemiyor sen onun esiri olmuşsun. Nerde bana verdiğin değer nerde yuvamı yıktıracak kadar bana duyduğun sevgi? hikaye bunlar cahil kimsesiz bir kadını kandırmalar bunlar. Hayatımın içine ettin; hiçbir şeyin arkasında durmadın sevgiyi rezil ettin, zayi ettin, kendine alet ettin, bencilliğine beni kurban ettin dilerim bunun bedelini en ağır şekilde ödersin. Dilerim tüm sevdiklerinden ihanet görürsün!  Beni yuvama ihanet ettirdin. Benim yüzümü yere eğdin, bunun sonuçlarını sen bilemez miydin; birazcık insaflı olamaz mıydın beni bana bırakamaz mıydın şimdi yaptığın gibi çekip gittiğin gibi o zaman bunu yapamaz miydin? Hayatım cehenneme döndü bu günahın azabı her gün üzerimde bir gün olsun eksilmedi, bir düşman bıraktın benim hayatıma, evime. Bunun bedelini hic düşündün mü? bunun ne demek olduğunu, çekip gidecek olsam çocuklarımı bırakacak gücüm yok yalnız çaresiz tükenmekteyim kimden sorayım ben bunun hesabını, kime gideyim sen dahi benimle konuşmak istemiyorsun beni bir başıma bıraktın. Bunları görerek bir kelime olsun yazmıyorsun bile. Senle görüşmek istiyorum anlamıyor musun sana ihtiyacım var, senle baş başa olmaya ihtiyacım var, neden anlamıyorsun o kadar söyledim buluşalım diye nasıl anlatmalıyım ki ben bunu sana su anda simdi buluşalım yalnız olalım. Sadece ikimiz olalım ıssız bir tenhada olalım eskiden olduysa simdi neden olmuyor seninle cok şey paylaştım yine sen ol istiyorum başkası zaten yok. Üzgünüm ama hayat başka şans vermiyor bana yaz beni ara beni al uzaklara gidelim çabuk ol gecikme lütfen...beni senin kadar kimse sevemez... yaşattığın tatları kimse tattıramaz...uzun zamandır bunlar düşüncemden çıkmıyor sevişmelerimizin hayalleriyle yaşıyorum artık. Senle buluşmak istiyorum iki yabancı gibi değil eskisi gibi...sana kızdıysam benimle buluşmayı kabul etmediğin için bana eski ilgini sevgini göstermediğin için ama söylemeye cesaretim yoktu yanlış anlamadın her şeyi doğru anladın.

Düşün şimdi sadece ikimiziz, yalnızız kimselerin olmadığı bir sessizlikteyiz seninleyim beni en çok seven seninle, her şeyimle beni seven seninle bana eşsiz unutulmaz hazlar tattıran seninle. Çok mutlu olacağız inan o gün dünyalar bizim olacak her şey istediğimiz gibi olacak yasaklar korkular olmayacak seninle mutluluğu yeniden yasamak istiyorum… (karına bir bahane uydur bilmesin buluşacağımızı) ya da… unut beni unuttuğun gibi... yazdıklarımı…söylediklerimi…” dedi sustu. Derin bir nefes aldı.

“Bak canım seninle kavga etmek istemiyorum…ben seni; derinliklerine dokunarak tenindeki tüyler arasında gezindiğim, gizemli tatlarını kucakladığım, tüm bedenime doldurup yangınlar başlattığım günlerin şehvetli saatleriyle anmak istiyorum…Kadıköy iskelesindeki canlı müzik yapan Deniz Atı restorandan seviştiğimiz için kovulduğumuz o gecenin içinde yaşatmak istiyorum. Kadıköy’den Kartal’a bindiğimiz takside seviştiğimiz için şoför tarafından yarı yolda indirildiğimiz macera dolu gecelere ve günlere tanık olan beş yıllık cinsel yaşantımızın mutlu anlarında sürdürmek istiyorum…” dedi Gülşah’ın kendisine gönderdiği çırılçıplak resimlerinin olduğu dosyayı açtı… "Ama sen anlamsız bir şekilde yaşananlardan sadece beni sorumlu tuttuğunu görünce içimin kapanıklığı çoğalmaya ve iyimserliğimi kemirmeye başladı. Karamsarlığın bütün renkleri kara gösteren cehennemine doğru direnemeyeceğim bir şekilde beni girdabına alıp içine çekiyor. Kızgınlık ve  öfkenin tüm boyutlarını bana yaşatıyor ve sana karşı koruma içgüdüsüyle tepki  gösteriyor… Bana karşı olan ilgisizliğin, umarsızlığın, çıkar dolu isteklerinin dışında arayıp sormayışın sadece sevişmek için beni araman sana olan ve içimde yaşatmaya çalıştığım sevgi kırıntılarını balkonuma konan serçelere dağıtmaya başladım artık. Sen bu tutumunu devam ettirirsen sadece içi boş adın bir anı olarak kalacak sanırım…” dedi derin bir nefes aldı…karşısında bacaklarını açarak defalarca seviştiği yatakta alt dudaklarını eliyle aralayıp ciğer rengi organın içini gösteren resme baktı…” Diğer bilmediğin bir konu ise benim o kadınla bir ilişkim olmadığıdır. O ayrı odada yatıyor ve aramızda cinsellik yaşanmıyor. Yaşanamaz da. Belki de şu anda bizim tüm konuşmalarımızı duyuyordur. Önemli değil benim için çünkü o babamın zoruyla yapılmış bir evlilikti. Sevgi evliliği değil…Boşanmak istiyorum ama istemiyor…” dedi yeni bir sigara yaktı öfkeyle…

Metin’in anlattıklarından umutlanan Gülşah, “Elbet bir gün buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak... Buluşalım hatta. Sevişelim...düşündüm de sevişmeliyiz seninle. Özledim çok... sevişmeyi seninle. Seni yanımda hissediyorum şu an ve içim titriyor delice çarpıyor kalbim…”

“Sevgili Gülşah, kiminin kalbinde seninki gibi bir sivilce kiminin de benim gibi bir yanardağ vardır…”

“Yanımdasın öpüyorsun dudağımı seviyorsun beni gözlerin gözlerimde ellerin ellerimde…”

“Evet buna benzer günler hatırlamaya başlıyorum yavaş yavaş…”

“Yanardağlar volkanlar gibi patlıyor benim içimde. Seni, sevişini sevişmelerimizi düşündükçe...”

“Ama ben artık yaşlılık merdivenlerine basmış birisiyim…birisini öpmeyeli de çok uzun zaman oldu. Nasıl öpülür unuttum. Nasıl sevişilir, neler yapmam gerekiyor?”

“Buzdağları gibi eriyor içim seni düşündükçe ben hatırlatırım emin ol

hiç zor olmayacak…”

“O kadar kendine güveniyorsun yani?”

“Aramızdaki yakınlığa, sevgiye, özleme muhabbetimize güveniyorum desek daha doğru olur. Tekrar yaşamak istediğim sonsuz anlar var…”

“Tüm yaşananlar bende tatlı bir anı olarak kalacak Gülşah… sen benim liseli aşkımdın toplumun tüm yasaklarını beraber çiğnediğimiz…”

“Ve onları bana senden başkası yasatamaz…yaşatamaz. Sen çok sevgili çok değerlisin benim için seninle tekrarlanmaya değer yeniden yasamaya değer…

“O zaman sana son kez bir şiir okumak isterim…

“Bilirim namuslu kızsındır

Bir erkek baktığında kızarır yüzün

Dolaşır ayakların birbirine

Düşürsün elindeki çay bardağını

Kolkola yürüyen sevgililere

Birbirlerine yaslananlara

Öpüşecekmiş gibi yüzlerini yaklaştıranlara

Ve fısıltılarla konuşanlara kızarsın

O fısıltılardaki ayıpları düşününce kızarsın

Hep bir prens beklersin

Kaçırmasını seni atıyla

Ve beyaz gelinliğinle

Gerdeğe girmeyi

Çocukları doğurmayı

Beyaz memelerinle emzirmeyi

Hayal edersin.

Düşlerinde sevişirsin beğendiklerinle

Ve seni beğenen yaşlılarla

Bilirim namuslu kızsındır

Aranmadığın ve istenmediğin için…”

Gülşah kısa bir sustu. Çakmak sesi duyuldu…” Bana o anları tekrar yaşat. Ben seninle gerdeğe girmek istiyorum. Hem de bu akşam. Bana yıllardır yaşattığın güzellikleri bir kez daha yasatabilirsin. Farkındayım sen de benim kadar istiyorsun. Seni de benim gibi aç bırakmış yanındaki…o zaman ne bekliyoruz?

“Daha önce neden istemedin o zaman?”

“O korkulardan uzaklaştım simdi. Kendi özümle, özgürlüğümle seninle yeni anılar üretmek istiyorum unutulmazlar arasına gireceklerden…seninle çılgınlar gibi sevişmek istiyorum…lütfen ...başkası yerini tutmuyor senin...”

“Ben sana ayrılsak da dost ve arkadaş kalabileceğimizi, buluşup kahve içip dertleşebileceğimizi defalarca söylemiştim ama karşı çıkmıştın her seferinde…”

“Beni senin kadar sevmeye gücü yetmez hiç birinin…”

“Evet sevmiştim seni, doğru...”

“Şimdi yapabiliriz, hatta şimdi hemen başlayabiliriz…ben çok güzel şeylere alıştım seninle, yasamak istiyorum sevişmelerimizi yeniden. Sadece bana bakman bile beni mutlu etmeye yetiyor gel...sadece birbirimizin gözlerine bakalım...anılarımızı hatırlamak yeniden o günlere dönmek ne güzel olur. Düsündün mu sevişmelerimizi anlat seviş benimle.

Sen diye kimseye gidemem.

Kimse senin gibi olmayacak biliyorum.

Sevişmeyi çok özledim.

Seninle sevişmeyi özledim. Bana dokunmanı, memelerimi emmeni, yalamanı. O sihirli dilini çok özledim.

Anladığını çok iyi biliyorum su an darmadağınım anlıyor musun kördüğüm oldum atla gel ve benim düğümlerimi tek tek çöz…”

“Ama artık ben ayni güzellikleri sana veremem…unuttuğumu söylemiştim…

 Müsait bir gün deneriz...

“Keder ekiyorum şu sıralar toprağıma Yağmur inince sarmaşıklar büyüyecek. Gel ve yağmurlarını boşalt içime…o bile sen de başka biliyor musun? Şu anki ses tonun…canimsin sen canımmsınn senn…”

Metin sevişme moduna girdiğini hissetti...Saate baktı. İkiye geliyordu. Şimdi  evden çıksa en fazla on beş dakika sonra yanında olurdu…bir sigara yaktı…”Senin dudakların pembe ellerin beyaz, Al tut ellerimi bebek tut biraz!”

“Konuş sevdiğim yüreğinin şarkısını söyle bana konuş hiç susma ...ne olursun!”

“Şiirlerin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır. Öpse şiir, saçını dağıtsa mısra, gülse kıta olur...Gecenin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır…”

“Seni çok özledim…gel lütfen. Karını benimle aldatmanı istiyorum. Seni benim elimden alan o çingeneden nefret ediyorum…gel. Yatakta çırılçıplak seni bekliyorum…”

“Saçları ıslak dudakları kuru…”

“Çok çok çokk özledim…gel dudaklarımı ıslat…içime gir ve yağmurlarını yağdır mutluluk filizlerini büyüten sihirli iksirinden boşalt içime defalarca…gel.”

“Kuş gibi uzatıp dudaklarını öp beni derler şaşırtırcasına insanı…”

“Evet o benim. Yağmurda seviştiğimiz gün sana kuş gibi dudaklarımı uzatmıştım yağmur tadında…”

“Gecenin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır çırılçıplak memeleri dağınık saçlarında ay ışığı ve dudaklarında Sevda sözleri…”

“Senden başka herkes üzdü, sen sevdin sen öptün, senin öpüşlerin mutlu etti…”

“Gecenin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır istekli arzulu şehvetli. Derin kuyularında su bitmez bir kaynak ve dillerde bir tat gecenin gizemini alıp arkasına sev beni sözcükleri sev beni…”

“Dökülür sevişme tadında öp…”

“Gecenin içinden gelen kadınla gecenin içine giren erkek sevişirler.

Erkek kadını dudaklarından öper bir daha öper ve dudaklara kaynamak ister…”

“Başka kimse düşlerimde uyumayacak askım sevişelim çırılçıplak…”

“Kadın ve erkek sevişir duygu patlamalarında. Erkek kadının o muhteşem göğüslerindeki zeytin tanelerini ısırır, emer, ısırır, öper, içine çeker hava gibi…”

“Öp beni… sen sev sen okşa…”

“Erkek kadının göbeğini öper kadınlık organını…”

“Dokununca bana kıyametimi koparan ellerin ve parmakların. O kadar yavaş ki öper gibi nefesini dokundurur gibi dokunur parmakların şimdi olduğu gibi...

nefesinle dilinle dudağınla elinle yüreğinle ordasın. Oraya dokunuyor okşuyor öpüyor seviyorsun. Seni istiyorum…”

“Kapatmak zorundayım!”

“Nedennn!?”

“Sana geliyorum…”

Gülşah sevinçli bir çığlık attı gecenin sessizliğini bozan…

Telefonu kapattılar.

Kara bulutlar yerini ay ışığına bırakıp çekip uzaklara gitmişlerdi.

Erdem Buyrukçu
Gerçekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler