Bayram şekeri tadında bir roman: Araba Sevdası / Hasan Murat Doğan
Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası romanı dünya klasikleri düzeyinde büyükbir romandır.
Recaizade Mahmut Ekrem’in (1847–1914) ilk olarak 1896 yılında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen ‘Araba Sevdası’ romanı, kuşkusuz modern Türk edebiyatının ilk yapı taşlarından sayılabilecek bir eserdir. Roman, ayrıca edebiyatımızın ilk gerçekçi romanı olarak da değerlendirilmektedir. Romanın kahramanı Bihruz Bey, yarım yamalak bir öğrenim görmüş, yirmi üç yaşında züppe bir gençtir. Eski bir vezir olan babasından kalma parayı bitmez tükenmez sanarak, yazları bir evde, kışları başka bir evde yaşar, parayı har vurup harman savurur. Çalıştığı iş yerine arada bir uğrar; şık giyinmek, dikkat çekici arabasıyla gezinmek, kendini göstermek adeta yaşamının amacıdır. (Bihruz Bey, Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey karakterine de oldukça benzemektedir.) Bihruz Bey, bir gün arabasıyla Çamlıca’da dolaşırken rastladığı, adını dahi bilmediği Periveş’e aşık olur; o günden sonra da günleri, ayları aşk acısıyla geçer. Romanın ana teması olan aşk acısı, Türk ve dünya edebiyatında çokça işlenmiştir, ancak Recaizade Mahmut Ekrem bu temayı çok farklı işlemiştir. Roman insanın içini kıyan, yüreğini parçalayan bir aşk romanı değildir. Romanda acı yine vardır, ama yazar aşk acısını rastlantısallıklarla ve en önemlisi gülmeceyle (mizah) o kadar güzel harmanlar ki aşk acısını okuyucu için bal eyler; rahat okunan roman bilincimizde eski bayramlardan kalma bir bayram şekeri tadı bırakır. Yazar romanda gülmece ve ironiyi çok iyi kullanmıştır; roman okuyucunun yüzünden gülümsemeyi eksik etmez. Roman, ayrıca okuyucuyu 1800’lerin sonlarının İstanbul’unda sık sık gezintilere çıkartır. O yılların Çamlıca’sını, Üsküdar’ını, Süleymaniye’sini, Şehzadebaşı’nı yaşatır; vapurla bir yakadan öbür yakaya geçirtir. Söylediği her cümlede mutlaka Fransızca sözcük kullanan, hatta bazen cümlenin tamamını Fransızca söyleyen Bihruz Bey, aynı zamanda Tanzimat alafrangası özelliğini de üzerinde taşıyan bir karakterdir. Romanda anlatılan dönemin sosyal yaşamı da, toplumumuzun Batılılaşma serüvenini yansıtmaktadır. Günümüzde de yabancı dil bilmek, konuşmak, konuşma dilinin içerisine İngilizce sözcükler serpiştirmek, geniş bir toplum kesimi tarafından eğitimli, kültürlü, hatta çağdaş olmanın başat koşulu olarak görülmektedir. Henüz daha Türkçemizin dil bilinci gelişmemiş olan çocuklara, ana sınıfı, ilkokul çağında yabancı dil öğretmeye çalışmak, benim pek de anlayamadığım bir konudur. Dil bilimci Emile Benveniste, “Toplumu dilden, dili toplumdan ayrı olarak düşünemeyiz.” demiş, çok da doğru söylemiş. Bir kültür devrimi de olan Cumhuriyet Devrimi içerisinde Dil Devrimimiz çok değerlidir. Dil birliği, dil bilinci, Türkçemize layığıyla sahip çıkmak, aynı zamanda bir milletleşme projesi olan Cumhuriyetimiz için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Büyük Atatürk, Dil Devrimine ayrı bir önem vermiştir. Atatürk, dilimiz ve tarihimiz ile kendi milli kimliğimizi yaratma ve millet olma yolunda büyük çalışmalar yapmış ve başarmıştır. Dil bilincine sahip olmak, düşünmenin, hatta doğru düşünmenin temelidir. Bu durumda eğitim - öğretimin, düşünce ürünü olması gereken felsefe, edebiyat ve her türlü kültür sanat ürününün temelini de dil bilinci oluşturmaktadır. Yabancı dil öğrenmeyelim demiyorum elbette, ancak çocuklarımıza çok küçük yaşta yabancı dil öğretme sevdası yerine, öncelikle Türkçemizin dil bilincine yaşamları boyunca sahip çıkan bir öğretiyi aşılamaya çalışmalıyız. Recaizade Mahmut Ekrem’in güzel özelliklerinden bir diğeri de gençleri yazmaya, yazdıklarını yayımlatmaya teşvik etmesidir. Bugün yazma isteği, çabası içerisinde olan herkes maalesef yazdıklarını yayımlatma sorunu yaşıyor. Büyük yayınevleri ve dergiler, gönderdiğiniz eserlere yanıt bile vermeye tenezzül etmiyor, bir kısım yayınevi de fahiş paralar karşılığında yayımlamayı kabul ediyor. Günümüz yazarları içerisinde de Recaizade Mahmut gibi, insanları yazmaya, yazdıklarını yayımlatmaya teşvik eden bir yazar hiç duymadım. Recaizade Mahmut Ekrem eskiye karşı yeni edebiyatı, yeni yazarları savundu. 1895 yılında eski öğrencisi Tevfik Fikret’i Servet-i Fünün dergisinin başına getirmesi ve başka dergilerde çalışan gençleri bu dergi etrafında toplaması bu konudaki başlıca örnektir. 1896 yılında yayımlanan, aşk acısı gibi sıradan bir konuyu farklı bir şekilde işleyerek, bilincimizde bayram şekeri tadı bırakan, ülkemizin Batılılaşma yolculuğu, dil bilinci konularında okuyucuyu düşünmeye yönelten, Türk edebiyatının değerli bir klasiği olan Araba Sevdası romanı, bana göre çağdaşı dünya edebiyatı klasiklerinden hiç de geride kalmayan bir eserdir. Araba Sevdası Hasan Murat Doğan
Gercekedebiyat.com














YORUMLAR