Sovyet sistemini çöküşe götüren hatalar / Andrey Shokolnikov
Sosyalist inanç düzeyi düştüğü ve tüketim ilkeleri hakim olmaya başladığı anda, gerçek sorunlar ve gerilimler ortaya çıktı.
20. yüzyılın sonlarındaki en önemli jeostratejik modellerden biri, esas olarak Immanuel Wallerstein (1930-2019) ile ilişkilendirilen dünya sistemleri yaklaşımıdır. Sadece küresel tek kutuplu dünyanın bu prensiplerle işlemesi değil, gelecekteki pan-bölgelerin de büyük ölçüde bunlara uyması beklenmektedir. Bununla birlikte, dünya sistemi esasen genel bir modeldir, her özel durumun kendine özgü özellikleri ve nitelikleri vardır. En atipik örneklerden biri, ideolojik nedenlerle temel çekirdek, yarı çevre ve çevre ayrımını kısmen ihlal eden Sovyet bloğuydu. Komünist Parti ve SSCB liderliği, tüm dünyanın yalnızca eşit sosyalist cumhuriyetlerden oluşacağı küresel, dünya çapında bir Sovyetler Birliği kurmayı hedeflemişti. Bu cumhuriyetlerin sınırları tarihsel olarak belirlenmiş olsa da komünistler arasında ciddi çelişkiler kalmayacaktı. Diğer küresel projeler gibi, bu ütopya da güçlü etnik ve dini kimliklerin ortadan kalkmasını gerektiriyordu ki son kırk yılda dayatılan neo liberalist atakla örtüşmektedir. Ancak ek bir gereklilik daha vardı: İnsan doğasında yeterli, küçük de olsa bir değişim! Sadece bireyler değil, Sovyet cumhuriyetleri de Mezolitik dönem (M.Ö. 22 000 – 10 000 arası, avcılığın daha iyi aletlerle yapıldığı dönem) avcı-toplayıcı ilkelerin "geliştirilmiş bir versiyonu" olan naif, idealist bir anlayışı benimsemek zorundaydı: "Herkes yeteneğine göre çalışsın, herkese ihtiyacına göre alsın." Söylemeye gerek yok, Mezolitik dönemdeki uzak atalarımız bu kadar naif ve özverili değildi; daha çok şu yaklaşıma meyilliydiler: "Çalışmayan, yemez!" SOVYET BLOĞUNUN KENDİNE ÖZGÜ ÖZELLİKLERİ Bölgelerin çeşitliliğini ve özelliklerini anlamak için, Sovyet bloğunun kendine özgü özelliklerini inceleyelim. Açık bir merkez (SSCB'nin Slav cumhuriyetleri), yarı çevre (SSCB'nin geri kalan cumhuriyetleri) ve çevre (Varşova Paktı ülkeleri ve diğer sosyalist ülkeler) olmasına rağmen, bu doğal bölünme kasıtlı olarak ihlal edildi. Askeri güç, bilim, teknoloji, ekonomi, sosyal yaşam vb. açılardan merkez, ilk 15-30 yıl boyunca yarı çevreden, on yıllarca da çevreden daha iyi performans gösterdi, ancak bundan sonra "modele iyileştirmeler" başladı. Doğal farklılıkları koruyarak kademeli bir gelişme yerine, jeopolitik ve tarihsel mantığa aykırı olarak, ideolojik olarak koşullandırılmış yapay bir eşitleme gerçekleşti: Merkez, gelişmiş üretim ve sosyal ilişkileri aktif ve kasıtlı olarak SSCB'nin dış bölgelerine ve Doğu Avrupa ülkelerine aktardı. Ne yazık ki, sosyalist ülkelerin yaşam standardı, yaşam kalitesi ve ekonomik performansı hakkındaki mevcut istatistiksel veriler objektif karşılaştırmalı analiz için uygun değildir; ekonomik işeyişteki disiplin farklılıkları çok büyüktür: Manipülasyon, spekülasyon ve dolandırıcılık önemli düzeydedir. Bir yandan, SSCB ekonomisinin yalnızca Yeni Ekonomik Politika (NEP) döneminde güçlü bir büyüme yaşadığı, sonrasında ise büyüme oranının önemli ölçüde düştüğü gösterilmeye çalışılırken; diğer yandan, 1980 yılına gelindiğinde SSCB'deki yaşam standardının Batı Avrupa ile zaten karşılaştırılabilir olduğu iddia edilmektedir. ABD ve SSCB dünya sistemlerini bir bütün olarak karşılaştırırsak, merkez, yarı çevre ve çevre dahil olmak üzere tüm dünya sisteminin "ortalama" yaşam standardının karşılaştırılabilir olması oldukça muhtemeldir. Her birinin güçlü ve zayıf yönleri vardı. Ancak ilk durumda merkezin yaşam standardını değerlendirirken, ikincisinde metropol ve yarı çevrenin yaşam standardını değerlendirdik. Bu arada, Sovyetler Birliği'nde merkez ve çevre arasında yaşam standartlarının zorunlu olarak eşitlenmesi ve dünya sisteminin çevresinin sömürülmesinin reddedilmesi söz konusuydu. Günlük yaşam düzeyinde, bu yaklaşım, genel refah düzeyinin sınırlı olması nedeniyle, tüm SSCB nüfusunun dünya sistemi ölçeğinde "orta sınıf" ile eşdeğer tutulmasına yol açtı. Bununla birlikte, insanlar kendilerini, dünya sistemi ölçeğinde ABD nüfusunun tipik bir örneği olan "üst orta sınıf" veya hatta "üst sınıf" ile karşılaştırdılar; çünkü orada kimse aşırı fedakarlıktan muzdarip değildi ve çevre bölgelerin (sömergelerin) sömürülmesi normdu. 1980'lerin başlarına kadar, SSCB'de ideoloji güçlü olduğu ve seferber edilmiş, zorlanmış bir toplum yapısını koruduğu sürece, söz konusu yapay eşitlemenin çelişkileri aşılmıştı, ‘sorun’ yoktu! Daha fazla mal mülk edinme isteğinin arttığı ve tüketim ilkeleri hakim olmaya başladığı anda, gerçek sorunlar ve gerilimler ortaya çıktı. Toplum, daha önce ideoloji ve ortak amaç kavramı çerçevesinde yapılan öz denetimi ve başkaları için çalışma isteğini terk etti. Dahası, insan psikolojisinin özelliklerinden dolayı olacak, ilk ve en büyük memnuniyetsizliği (isyanı) en az çalışan ve katkıda bulunanlar başlattı. "Herkes yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre" şeklindeki ütopik yapının, katılımcılar arasındaki farklı iç kültür ve disiplin seviyeleri göz önüne alındığında işe yaramadığı açıkça ortaya çıktı ve ardından "kamusal ortaklık ilkesinin" ihlali tüm ihtişamıyla kendini gösterdi. İNSAN DOĞASI DEĞİŞMEDEN KOMÜNİZM OLANAKSIZDIR İnsan doğasında bir değişiklik olmadan, komünizmin gerçekçi olmadığı doğrulandı. Sovyet bloğunun hatalarından ders çıkarmalı ve böyle bir deneyi tekrarlamamalı, aynı tuzağa tekrar tekrar düşmemeliyiz. İnsanlık başka bir zeki türle karşılaşmadıkça ve kendisini ona karşı birleşik bir topluluk olarak var olma zorunluluğu duymadıkça, dünyanın tüm insanları gerçekten birbirleriyle eşitliği kabul etmez, birlik olamaz. Andrey Shokolnikov
(zavtra.ru)
Gercekedebiyat.com















YORUMLAR