selim-esen-yer-sarsintisi-20260509122020478.jpg


Pirinç karyola tatlı tatlı gıcırdadı…

Çeşminaz, gecenin bir vakti nasıl alev almışsa, dut ağacını silkeler gibi bedenini sarsıyordu. Yaylandıkça yaylanıyordu karyola.

Hasan Ali’nin içinde sanki fokurdayan bir yanardağ lavı kasıklarına doğru ılık ılık akıyordu. “Bak şu yosmanın cilvesine!” dedi içinden.

Kalçasından kavrayacak oldu, eliyle dürterek,

“Geliyor musun?”

“Dur hele… Gavurun kızı ne bu acelen?”

Halvetin böyle şerbetlisini denemiş değildi. İnfilak etti, edecek…

“Yer sarsılıyor, kalk çabuk Hasan Ali.”

Aldırmadı…

“Ah be, içerimde kırılmadık fay mı bıraktın, kahpe.”

“Seni Allah mı yarattı?” diyerek bir şamar indirdi yüzüne. O anda gözü açıldı Hasan Ali’nin…

Meğer rüyadaymış…

Karyolanın zangırdaması Çeşminaz’la halvet olmasından değil, Kuşadası’nı beşik gibi sallayan yer sarsıntısıydı.

Başucu lambasının düğmesini çevirmeyi başardığında, evdeki enkazı fark etti. Camlar çatlamış, dolap devrilmiş, eşyalar sağa sola saçılmıştı. Makyaj masasının üzerindeki cep telefonu acı acı çalıyordu. Çeşminaz’ın “Alo,” demesiyle rengi soldu.

Arayan 5’inci Blokta oturan arkadaşı Selma’ydı. Telefonu kapatır kapatmaz Hasan Ali’ye döndü.

“Çabuk evden çık, abim beni almaya geliyormuş, görmesin seni.”

“Bari bir boy abdesti alsaydım!”

“Olmaz… Acele yok ol!”

“Allah’ım sen bana günah yazma,” derken gömleğini, pantolonunu üzerine geçirdi evden çıktı. Abisine yakalanmadan savuşurum derken bir de ne görsün: Tüm site ayağa kalkmış, ortalık ana baba gününe dönmüştü.  Sanki kıyamet kopuyordu…

Kapı komşusu Selçuk Bey, dışarı fırlamış feryat ediyordu:

“Ya şu buzdolabı ne olacak? Daha taksitleri bitmedi.”

İçeriden hanımı avazı çıktığı kadar bağırıyordu:

“Bana bak, buzdolabının sırası mı şimdi, kes sesini…”

Hasan, 8’inci bloğun merdivenlerini bir nefeste indi, Site’nin giriş kapısına doğru seğirtti. Bakkalın önüne gelmeden, su deposunun önünden Özlem Sitesi’ne geçti. Yorgun çam ağaçlarının arasından Soğucak Yolu’na çıktı.

Davutlar Beldesi ayaktaydı…

Allah’ın gazabından korktu, koştu da koştu. Nefes nefese Soğucak Mezarlığı’na vardığında arkasından, “Dur, kaçma” sesleri gelince, “Eyvah,” dedi, babam boşuna, “Oğul, mezarlıktan cenabet geçmeyeceksin!” demişti. “Buyur şimdi… Hiç değilse boy abdestimi alıp öyle huzuruna varsaydım.”

Durdu, soluklandı. O sırada bir bekçi belirdi yanında.

“Niye kaçıyorsun lan? İbne!” dedi. “Yer sarsılınca ‘sen gün bugündür’ diye evleri mi soyacaktın?”

“Tövbe!”

Korkudan koyuverdi kendini.

“Yok abi, Söke Yoluna çıkacaktım. Oradan da…” derken,

Yer yeniden sarsıldı.

Ay gökyüzünde asılı duruyordu.

Selim Esen
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler