Hayal ve gerçek
Evin havasız ve küf kokan köşelerinde, öteberinin altında avuç avuç kaynaşan türlü böceklerin adlarını her zaman sorarım evdekilere. Adlarını ben de bilirim bilmesine ama maksadım adından başladıktan sonra o böceğin ne yediğini, eve ne gibi faydası, zararı olduğunu sormak. Bir kere, karınca bulunmayan evi makbul saymazlar. “Bereketi olmaz karıncasız evin” der anam. Sonra sayar: “Şuna ossurgan derler.” Hani yollarda yaz günü hayvan pisliklerine biriken ve ufacık ufacık yuvarlaklar yapanlar... İşte onların uçmıyan ve evde yaşayıp daha fazla büyüyen cinsi... Bizim evin kovuklarında, duvarında, kemerinde bin tanesi bir paraya onların!.. Arada bir dengeyi yitirenler yere düşer ve eğer kapı açıksa içeriyi gözetlemekte olan tavuklar genin “Kışşş!.. Kıran giresiceler” demeni dinlemeden hücum ederler. Açıkgöz bir tanesi gagasını vurduğu gibi dışarı götürür düşeni, evdekiler buna da razı olmazlar ya: “Evin bereketini tüketecekler” diye çocuklar değneği alır, tavukların ağzındaki “Ossurgan”ı kurtarmaya koşarlar. Şuna çarık böcüsü derler. Evde en çok onlar köşe bucakta, tam mânasiyle avuç avuç bulunan bu ufacık böceklerin kilosunu beş kuruşa alsalar -söz temsili bizim köyde evlerden, ahırdan, samanlıktan 100 liralık “Çarık böcüsü” çıkar sanırım- “Bereket” kaygusuyla ev sahipleri satmaya razı olamazlar ya, o başka... Daha çeşit çeşit isimler vererek saydıkları bu böceklerin evde bulunan her maddeye veya kaba burnunu soktuklarını, yani yuva kurarak orada ürediklerini söylemeye hacet yok... Zaten bulgur v.s.nin konulduğu kaplar da hayvan pisliğinden yapılmış değiller midir? Pilâv mı pişirilecek: Petekten sahana konup getirilen bulgurun içindeki bu türlü böcekleri, sıçan pisliklerini, örümcek ağlarını tek tek ayıklamak olağan bir şart sayılır... Diyeceğim, Behice'ye bu sefer yine sordum bu ne diye? “Allah devesi,” dedi. “Allah bununla ne yapar?” dedim. Bu böceğin Allahın hizmetinde nasıl çalıştığını şöyle anlattı Behice: “Bizim nası ki zaaramızı eve gağnımız getiriyorsa, Allahın zaarasını da bu deve çeker Allahın evine...” “Allahın evi nerde?” dedim. Evin tepesindeki deliği gösterdi: “Şoorda!"” dedi. Yani gökyüzünü gösterdi. “Allah zahireyi nerden alır?" Akşama kadar milleti rahatsız eden dilencilerin topladıklarını Allah hesabına kabul ediyor Behice. Dilenciler Allahın oğlu imiş. Öye ya toplarken: “Allah için” demezle mi? Bu kadarcık bir böceğin nasıl zahire taşıyacağına gelince: “Allah govatı var... Kimin aklı erer.” dedi. “Gökyüzüne nasıl çıkarır zahireyi ?" “Duvara nasıl çıkıp iniyorsa.. İşte Allah govalı var” dedim. Behice 13 yaşında. “Bunları nereden belledin?” diye sordum. “Abam (anam) her gün ağnadır durur, heç mi duymadı kulağın!..” dedi. Son olarak dedim ki: “Şimdi bunu öldürseydik ne olurdu ki?" “Heee!.. İyetmişin!.. Sen esas delisin Mamıda… Allah daş yağdırır... Onu öldürdükten geri evin hayırını gör! Bet, bereketi uçar gider..” Behice ile fazla uğraşmadım. Yalnız, eskiden dinlediğim iki olay hatırıma geldi. Anlatıyorum: Komşulardan birisi, hocaya yemek hazırlayacak. Çocuğu mahalle mektebinde okurmuş da sıra ondaymış. Fakat “Evde yağ yok..." diyordu. “Hocaya da beri benzer yemek gönderilmez.. En azından erişte, mantı, yanına sini (baklava) ister. Sini de çokça yağla olur.” Evde bulunan bir kile çavdarı yükleyip pazara salmış kocasını: Yağ gelecek, hocanın yemeğine... Söz arasında: “Canım, hoca da bizim gibi insan, bizim yediklerimizi yiyemez mi?” dedim. “Yoo! dedi hoca tembih etmiş çocuklara. Allah her gün sini yer. Hoca da sini yimezse, Allah beğenmez... Alçak düşerik yanında, Bize gızar,” demiş. Öyle ya, yemek te seviyeye göre: En büyük Allahsa, en kıymetli yemek de -örneğin, köyde en makbul olan sini onun harcıdır... Bu kadarını da mı düşünemesin zavallı hocamız!.. Enstitüde bir hocamız, bir tarih hocası arkadaşından duyduğu olayı şöyle anlatmıştı: İslâm tarihinden Muhammed'in hicretini anlatmakta olan bir öğrenciye, tarih hocası sormuş: “Peygamber, Mekke'den Medine'ye hangi vasıta ile hicret etti?” Öğrenci düşünmüş: Koskoca bir Peygamber!. Yayan gitmez. Eşekle hiç gitmez. Ata tenezzül etmez. Deve ayıp olur. Otomobil bayağı kaçar, 'Tren bir parça, ama gitse gitse tayyare ile gider...” der. İçinden, ve o tarihte tayyarenin, hattâ tren v.s. nin olmadığını düşünemiyerek şöyle cevap vermiş hocasına: “Tayyare ile hicret etti efendim!” Mahmut Makal
(Hayal ve Gerçek, Varlık Y. Mart 1965, s. 40-41-42)
Gercekedebiyat.com
















YORUMLAR