Edebiyatın aşık olunan kadınları – III
Müdürüm Bir kadının adı bazen bir şiirin
içine saklıdır.
Gerçek adı unutulur da, şairin ona
Verdiği isim kalır zamanın
hafızasında.
İşte Mevhibe Meziyet Beyat da
Edebiyatımızda böyle bir gölge gibi
dolaşır,
Görünmeden, konuşmadan anlatılan,
Bir dönemin şairlerini,
gazetecilerini,
Oyuncularını ve bohem ruhlarını
sessizce
Kendine çeken bir kadın olarak… İlhan Selçuk’tan Oktay Akbal’a,
Öztürk Serengil’den dönemin başka
Sanat ve fikir insanlarına kadar
uzanan
ilişkiler ağı içinde Mevhibe
Meziyet Beyat,
Yalnızca bir “güzel kadın”
değil,
Adeta bir dönemin ruhunu üzerinde
Taşıyan gizemli bir merkez gibiydi.
Çünkü bazı insanlar bir hayat
yaşamaz,
Bir dönemin duygusunu temsil eder.
Lavinia da biraz böyleydi. Öğretmeni E. Hakkı Köseoğlu’nu
sevdi,
İlhan Selçuk, Öztürk Serengil ve
Muhlis Hasa ile evlendi.
Ölmeden önce çok yakın arkadaşı
Melda Kaptana ve Ahmet Koman'a
Yazdığı mektupta iki büyük aşkı
olarak
Hakkı ve İlhan Selçuk'tan bahsetti. Genç erkeklerin Violetta'sı.
Mimar arkadaşlarının Gilda’sı Yargıç Cimcoz’un Marilyn’i Oktay Akbal’ın Hista”sı ve Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı. Müdürüm Lavinia,
Truva şehri düştükten sonra
Şehirden
kaçanlara önderlik eden
ve
Hector’dan sonra şehrin
En
önemli kahramanı olarak bilinen
Aenas’ın
eşinin ismidir.
Bazı
şiirler vardır, yazıldığı anda değil,
Okunduğu
her anda yeniden doğar.
Özdemir
Asaf’ın Lavinia’sı
Tam
da böyle bir şiirdir.
Bir
salonda, bir kürsüde,
Bir
bakışın titrek çizgisinde
Başlayan
ve yıllar boyunca
Dillerde
kalan bir sızı,
Karşılıksız
bir aşkın,
İncelikle
saklanan bir ismin
ve
bir şairin ondan eksilen
Kaderinin
hikâyesi; Lavinia. Lavinia,
yalnızca bir hitap değil,
Saklanan
bir isim, korunmak
İstenen
bir gizem, bir mahrem.
Şair
bu yüzden “Adını gizleyeceğim,
Sen
de bilme Lavinia” der.
Aşkın
taraf değiştirdiği o yerde,
Söz
bir sığınak, bir korunak olur.
Lavinia
artık bir kişi olmaktan çıkar Erişilemeyenin,
“gitme” diyememenin,
“kal”
diyemeyecek kadar
Nazik
bir kalbin simgesi olur. Özdemir Asaf, yaşadığı aşkı
Mevhibe Beyat'a hiçbir zaman
Söyleyememiş, anlatamamıştı.
Lavinia başkasını seviyordu,
Bu yüzden Özdemir Asaf
Gitmemesini söyleyemezdi,
Ama Lavinia ceketini al dediğinde
Gideceğinden de emindi.
Mevhibe Beyat bu yüce aşkı
Hiç tanımadı ve bu büyük aşk
Lavinia'nın satırlarında ve
Özdemir Asaf'ın kalbinde yer etti …….. Sana gitme demeyeceğim. Sana gitme demeyeceğim. Sana gitme demeyeceğim, Özdemir Asaf - 1957 Tokatlıyan
Oteli'ndeki bir düğünde
Mevhibe
Beyat'a ilk görüşte âşık olur.
İki
tutkulu aşık 1956 yılında evlenirler.
İki
yıl süren bu tutkulu aşk
1958
yılında sona erer.
Ancak
Selçuk ile Mevhibe'nin dostluğu
Ölünceye
kadar devam eder. Aşkları ölene kadar sürse de
Evlilikleri kısa olur. Mevhibe Beyat; Bir evlilik daha yapacaktı. O günlerde dublaj da yapan
Mücap Ofluoğlu tiyatrosunda Öztürk Serengil ile tanıştırmıştı. Mücap Ofluoğlu’nun kurduğu
Oda tiyatrosunda kostüm tasarımcı
Olarak çalışan Mevhibe yine orada
Çalışan Öztürk Serengil ile
evlenir. Mevhibe Hanım daha sonra
İlhan Selçuk’un avukatı
Gülçin Çaylıgil’in kardeşi olan
Fotoğraf sanatçısı, kameraman
Muhlis Hasa ile de evlenmiştir. Kuzeni, Oktay Akbal da Onu çok sevmiştir. Mevhibe Meziyet Beyat; belki
Yalnızca bir kadın değildi.
O, biraz ulaşılmazlığın adı
Biraz geç kalınmış bir aşkın,
Biraz söylenememiş sözlerin…
Kim bilir, belki de Özdemir Asaf’ın
Dizelerinde ölümsüzleşmesinin
Nedeni buydu. Çünkü bazı insanlar
Hayatımıza girmez, içimizde eksik
kalan
Bir duygunun yerine yerleşir. Onu seven erkeklerin her biri Başka bir hikâye taşıyordu.
İlhan Selçuk fikirlerin dünyasında
Yürüyen yalnız bir adamdı.
Öztürk Serengil kalabalıkların
arasında
Bile hüzün taşıyan bir yüzdü.
Oktay Akbal ise geçmişe bakarken
Daima biraz kırgın konuşan
Bir edebiyatçıyı andırıyordu.
Hepsinin ortak noktasında ise
Aynı gölge vardı: Lavinia… Belki de bu yüzden onun hikâyesi
Bir aşk hikâyesinden çok daha
fazlası Bu hikâye; eski İstanbul’un
Kaybolan zarafetinin, edebiyat
masalarının,
Sigara dumanına karışan şiirlerin
ve artık
Yaşanmayan büyük duyguların
hikâyesi.
O yıllarda insanlar birbirine bugünkü
Gibi hızlıca dokunup geçmiyordu. Bir bakış yıllarca unutulmuyor,
Bir reddediliş bir ömür şiire
dönüşebiliyor. Müdürüm Mevhibe Beyat 2007 yılında
Vefat ettiğinde çok az insan
Onun Lavinia olduğunu
biliyordu. Şimdi geriye dönüp bakınca
İnsan şunu hissediyor.
Bazı kadınlar yaşarken değil,
Hatırlandıkça güzelleşiyor.
Bazı aşklar kavuşunca değil,
Eksik kalınca büyüyor.
Ve bazı isimler vardır ki
Gerçek hayattan çıkar,
Edebiyatın içine yerleşir.
Lavinia da artık böyle bir isim.
Bir kadından çok,
Türk edebiyatının en hüzünlü
Suskunluklarından biri gibi… Ve zaman geçti… Şiirler sarardı, mektuplar
kayboldu,
Beyoğlu’nun o uzun geceleri Eski bir filmin buğulu sahneleri
Gibi hafızalara çekildi.
Bir zamanlar aynı masalarda oturan
Şairler, gazeteciler, oyuncular
Birer birer bu dünyadan ayrıldı.
Geriye ise birkaç fotoğraf,
Birkaç anı ve en çok da
Yarım kalmış duygular kaldı. Nadir Avşaroğlu Gercekedebiyat.com
Üşüyorsun
ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Gene de sen
bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Ama gitme,
Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.














