Akademik

'Sivas katilleri IŞiD'in Atalarıydı...'

Sivas katliamına tanıklık eden ve o cehennemden sağ kurtulabilen yazar-şair Hidayet Karakuş’un anlattıkları belge niteliği de taşıyor.

'Sivas katilleri IŞiD'in Atalarıydı...'
03-07-2014 02:35
12-06-2021 02:02

Sayın Karakuş yıllardır anlatıyorsunuz, ancak unutmamak ve unutturmamak için biz de her yıl soruyoruz size Sivas’ı. Neydi Madımak’ı yakan ve Sivas’ı cehenneme çeviren ateş? Neden öldürmek istediler sizi?

İnançlar ile bilim arasındaki savaş insanlık tarihinde çok uzun sürdü ve çok kanlı oldu. Biz ulus olarak, Mustafa Kemal Atatürk sayesinde kansız bir şekilde bilimin tarafına geçmiştik. Ancak bilime, sanata, insanın yaratıcı aydınlığına düşman olanlar ise hâlâ kanın peşindeler. Şu anda kısa adı IŞİD olan Irak Şam İslam Devleti adlı güruh da, bunların destekleri bir güruh. Daha önce Kubilay’ın başını kestiler bu ülkede. Çorum Katliamı, Maraş Katliamı yaşandı; insanların kapılarını işaretleyerek katlettiler. Kendi inançlarından olmayan, kendileri gibi yaşamayan herkese aynı şiddeti uyguladılar. İnsanoğlu şunu kabul edemedi bir türlü: Başkalarının inancına saygı duymayı kabul edemedi. 

Bugün coğrafyamız adına bir tehdit haline gelen IŞİD’i, Sivas katliamıyla nasıl ilintilendiriyorsunuz?

Bugün Ortadoğu’daki karışıklıkların altında Büyük Ortadoğu Projesi var. Libya da, Irak da böyle oldu. İsrail tam anlamıyla bir Ortadoğu jandarmalığı yapıyor. Şu anda İran’a diş geçiremiyorlar ama İran’daki Kürtlerle, Irak’taki Kürtleri, Suriye’deki Kürtleri ayrı bir devlet içinde örgütlemeye çalıştıkları görülüyor. Yetiştirdikleri El Kaide’nin uzantısı IŞİD’in militanları, teröristleri, kafa kesicileri, kan içicileri şimdi Türkiye’ye geldiler. Türkiye Cumhuriyeti’nde, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde insanları yakanlar, 6 saat boyunca oteli taşlayıp ateşe verenler iktidardalar. Son 2 yıldır, 2 bin TIR silah ve mühimmat El Kaide’ye, El Nusra’ya ve şimdiki IŞİD’e gönderildi. IŞİD’e silah gönderenler ile Sivas’ta bizleri yakmaya çalışanlar aynı zihniyetin, aynı anlayışın uzantıları, aynı kaynaklardan beslenip yetişenler.  

Sivas’ta yakanlar ya da katliamı destekleyenler, sonradan sürekli mağdur edebiyatını elden bırakmadılar. Yananlar ilerici, solcu aydınlar oldu ama kendilerini mağdur olarak görenlerse o aydınları yakanlar oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sürekli bir mağdur edebiyatı yapıyorlar. Sivas’ta da Maraş’ta da, Çorum’da da, Haziran direnişinde de aydınlar la yoksul halk öldürüldü. Ama bunların söylemine göre hep kendileri mağdur. Türkiye’de hiç oruç tuttuğu gerekçesiyle şiddet gören, öldürülen insan gördünüz mü? Olmamalı da zaten. Ama oruç tutmadığı için şiddet gören, dövülen, öldürülen insanların haberlerini her Ramazanda duyuyoruz. Bunlarda dilenci kültürü var. Dilencinin nasıl onuru yoksa, avuç açıp “Allah razı olsun” diye dileniyorsa, yüzü kızarmıyorsa, bunlarda da öyle bir arsızlık var. Ortaya bir artı değer, bir yaratı, bir eser koymamışlardır. Sadece laf var, hurafe var, safsata var.

2 Temmuz 1993 sabahına gidersek, o güne dair neler anlatırsınız bize?

Sivas’a 1 Temmuz Perşembe günü ulaştık. O gün etkinlikler gerçekleştirildi. Salon doluydu. Aziz Nesin konuştu. Salonda hiçbir gerilim yoktu. Ertesi gün 2 Temmuz 1993 Cuma. O gün saat 13.25'te Sivas Paşa Camisi'nin karşısındaki bakkaldan peynir aldım. Çıktığım zaman caminin avlusunda bir kalabalık bağırıp çağırıyor, ortalarından da bir alev yükseliyordu. Bir yurttaş avlu duvarının dışından olan biteni izliyordu. "Ne yapıyorlar?" diye sordum. "Amerikan bayrağı yakıyorlar" dedi. Camide Amerikan bayrağının ne işi var? Bu camide böyle bir tepkinin ortaya çıkması, bir tehlike çemberi içinde olduğumuzu düşündürdü bana. Acele otele döndüm. Karım beni bekliyordu. Sivas'ın yemekleri ona dokunduğu için yemeğe gitmemiştik. Dışarıdan peynir ekmek yemeyi düşünüyorduk. Köşede ekmek büfesi vardı. Oradan ekmek aldığımda kalabalıklar caddede yürümeye başlamıştı. “Muhammed'in ordusu, laiklerin korkusu”, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” ve “Hain Vali, şeytan Aziz” diye bağırıyorlardı.

İlk saldırı nasıl başladı?

Saat 14:10 sıralarında ilk taş saldırısı başladı, 6 saat boyunca otel taşlandıktan sonra yangın başladı. Biz Ali Balkız ile çıkış yolu var mı diye çareler aradık. Emniyet'in bir güvenlik koridoru yapıp oteldekileri tahliye ederek kent dışına çıkaracağını düşündük. Olmadı. Ali Balkız ile otelin çatısına çıkıp kiremitlerin üzerinden baktığımızda otelin karşısındaki iş hanının bütün katlarından taş, moloz yağıyordu. Bir hazırlık olduğu besbelliydi. Saat 15:30 sıralarında Sivas’ın Refah Partili Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu konuştu. “Gazanız mübarek olsun, tepkimizi gösterdik, artık dağılalım” diyordu. O, böyle dedikçe daha çok çığlık attılar, daha çok taş, moloz yağdı. 16.30 sıralarında askeri birlik alana girdi. O askeri birliğin o gün yemin etmiş acemi çocuklardan oluştuğunu, tüfeklerinde ise, tıpkı Kubilay olayında olduğu gibi, eğitim mermisi bulunduğunu sonradan öğrendik. Saat 17:00 sıralarında Aziz Nesin, Pir Sultan Abdal Derneği o zamanki Genel Başkanı Murtaza Demir, Arif Sağ Ankara'daki ilgililerle, Erdal İnönü ile konuştular. 17:30’da telefonlar kesildi, dünya ile bağımız koptu. Biz 109 numaralı odada televizyon kanallarını karıştırdık, acaba olaylar yansıdı mı diye. Sadece yanılmıyorsam Star Televizyonu'nda "Sivas'ta Olaylar" alt yazısı geçti.

Peki siz nasıl kurtuldunuz?

Camdan baktığımda üçgenimsi bir küçük bölüm gördüm. Burası bizi bir süre koruyabilir diye düşündüm. Eşim yanımda olduğu ve onu korumam gerektiği için kurtuldum. Çünkü eşimin gözlemine göre yanında eşi olmayan arkadaşlar hep bir aradaydı. Yangında dumandan boğulup ölenler de onlar oldular. 19:30’da elektrikler kesildi. Otel karanlığa gömüldü. 19:50 sıralarında aşağıdan gaz ve yanık kokuları gelmeye başladı. Biz merdiven başlarında, koridorlarda, kapı önlerinde bekliyorduk. Özellikle yanında eşi, hanım arkadaşı olmayan arkadaşlarımız; Metin Altıok, Behçet Aysan, Erdal Ayrancı, Uğur Kaynar, Kamber Çakır, Asım Bezirci lobi ile 1. kat arasındaki kahvaltı salonunun merdivenlerinde, kadınlara, çocuklara karşı olası bir saldırıyı önleyebilmek için barikat kurmuşlardı. Çocuklar, gençler merdivenlerde oturuyorlardı. Aşağıdan bir ses “Arkadaşlar aşağı gelin” dedi. Merdivenlere yöneldik. Ama daha iki basamak inmeden bizi yoğun bir sıcaklıkla duman karşıladı. Aynı anda ses “Arkadaşlar yukarı” dedi. Sıcaklık ve duman sürekli yukarı çıkıyordu. Aklıma o üçgenimsi yer geldi. Karanlıkta karımın elinden tutmuşken, karanlığa, “Arkadaşlar, arka odalara yürüyün, kapıları pencereleri kırın” diye, Camdan dışarı çıktık. Bu kez karşımızda iki Aczimendi, sopalarıyla bizi karşıladılar. “Geldiğiniz yerden çıkın, buraya gelmeyin” deyip ağız dolusu sövgüler yağdırdılar. Yanımızda Şair Ali Yüce'yle karısı o zaman 65 yaşında olan Nimet Abla vardı. Ona da ağır küfürler ediyorlardı. O da öyle sakin, güzel bir insan ki “Evladım ben sizin anneniz yaşındayım, nasıl böyle sözler söylersiniz” dedikçe onlar daha çok sövüyorlardı. Baktım, o iki Aczimendi gitmiş, karşımızda tıknaz, kır saçlı bir adam bize “Gelin arkadaşlar” diyor. Bir anda öbür pencerede Aziz Nesin'in bir korumasını gördüm. İki koruması daha önceden kaybolmuştu. Üçüncü koruma elinde telsizle “Arkadaşlar gelin” dedi. 31 kişi öyle geçtik oraya. Bir salona alındık, gittiğimiz yerin BBP İl Binası olduğunu bilmiyorduk. Onlar da şaşkındılar, bize nasıl davranacaklarını bilmiyorlardı. Çünkü BBP'nin Alperen Ocakları militanları dışarıda oteli taşlayanlar arasındaydı. Kadınları ayırdılar, çünkü o partinin kadın üyesi yokmuş. Kadınlar mutfak tarafına geçti, salona bizi aldılar. Cam kıyılarına da kendi üyelerini oturttular, dışarıdan bakanlar içeride sadece BBP'liler var desinler, diye. Sayım yapıldı. 45 dakika kadar orada oturduk. Aziz Nesin'in koruması komiser oradaydı, telefonun başına geçti. Belediye'den bir personel aracı sağladı bize. Işıkları söndürülmüş merdivenlerden, ışıkları söndürülmüş personel aracına bindik Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldük.

Katliamda hayatını kaybedenler, acılarımız

Asım Bezirci – 67 yaşında (Araştırmacı, yazar), Nesimi Çimen – 67 yaşında (Şair, Sanatçı), Metin Altıok - 52 yaşında (Şair, Yazar), Asaf Koçak – 35 yaşında (Karikatürist), Behçet Sefa Aysan – 44 yaşında (Şair), Edibe Sulari - 40 yaşında (Sanatçı), Erdal Ayrancı – 35 yaşında (Şair), Hasret Gültekin – 23 yaşında (Şair, Saz sanatçısı), Mehmet Atay – 25 yaşında (Gazeteci), Muhlis Akarsu – 45 yaşında (Sanatçı), Muammer Çiçek – 26 yaşında (Aktör), Uğur Kaynar – 37 yaşında (Şair), Ahmet Özyurt – 21 yaşında (Öğrenci), Asuman Sivri – 16 yaşında (Öğrenci), Belkıs Çakır – 18 yaşında (Öğrenci), Carina Cuanna – 23 yaşında (Hollandalı gazeteci), Gülender Akça – 25 yaşında,Gülsün Karababa – 25 yaşında, Handan Metin – 20 yaşında (Öğrenci), Huriye Özkan – 22 yaşında (Öğrenci), İnci Türk – 22 yaşında, Koray Kaya – 12 yaşında, Menekşe Kaya – 17 yaşında (Öğrenci), Muhibe Akarsu – 45 yaşında (Misafir), Murat Gündüz – 22 yaşında (Öğrenci), Nurcan Şahin – 18 yaşında (Öğrenci), Özlem Şahin – 17 yaşında (Öğrenci), Sait Metin – 23 yaşında (Öğrenci), Sehergül Ateş – 30 (Öğrenci), Serpil Çanik – 19 yaşında (Öğrenci), Serkan Doğan – 19 yaşında (Öğrenci), Yasemin Sivri – 17 yaşında (Öğrenci), Yeşim Özkan – 20 yaşında (Öğrenci). Ayrıca olay sırasında içeride bulunan Ahmet Öztürk (21) ile Kenan Yılmaz (21) isimli  iki otel görevlisi de yaşamını yitirdi. Saldırgan gruptan ölen iki kişinin isimleri ise 1971 doğumlu Ahmet Alan ve 1976 doğumlu Hakan Türkgil.

Hidayet Karakuş kimdir?

1946’da Yalvaç’ın Kurusarı Köyü’nde doğdu. 1964'te Isparta Gönen İlköğretmen Okulu'nu, 1966'da Selçuk Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Şiire okul sıralarında başladı. Şiirleri Çağrı, Ilgaz, Varlık, Forum, Şölen, Adam Sanat gibi dergilerde yayımlandı.Şiir, roman, hikâye, çocuk kitabı ve radyo oyunu alanlarında eser verdi. Sivas katliamının toplumdaki ve bireylerin yaşamındaki etkilerini anlatan Şeytan Minareleri adlı romanıyla Türkiye’nin en önemli edebiyat ödüllerinden birisi olan 39. Orhan Kemal Roman Armağanı’nın ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Roman Ödülü'nünsahibi oldu. Adana, Manisa, İzmir'de Türkçe öğretmenliği yaptı. 1992'de emekli oldu. 1981’de yayımladığı ilk romanı "Yağmurlar Nereye Yağar" ile 1981 Mehmet Ali Yalçın Roman Ödülü’nü alan yazar, on yıl sonra yazdığı ikinci roman "Uykusu Derin Şehir" ile 1990 Ferit Oğuz Bayır Roman Ödülü’nü kazandı.

Ahmet Çınar

(Yurt gazetesi, 2 Temmuz 2014)

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ
Karikatürler