Değişen Günler / Ahmet Özer
Selim Esen'in hazırladığı Türkiye Yazıları Dergisi Şiir Antolojisi'nden harf sırasına göre yayınladığımız şairlerden Ahmet Özer'in şiirini yayınlıyoruz.
DEĞİŞEN GÜNLER
geriniyordu doğaya
ölümler
genç olmak
tohuma ulaşan çiçek
güneşli gün
hergün
İHANET YÜRÜRLÜKTEDİR SEVGİLİM
radyo haberleri
baskınlar / kuşatan yasalar
aranıyordu
korku bir kez girmişti yürürlüğe.
çiçeklendi yüreklerin dalları
onur
yağmuruna tutuldu acıların
acı engel olmamıştır büyümeğe
TARİH YÜRÜRLÜKTEDİR BİLMELİSİN
ey gözleri bıçakla oyulmuş
bir resme bakar gibi
gerinen savaşçı
rotatifler düşmese de baskılara
türkülere düşmüştür güzelliğin
ölümler çoğaltsa da kendini
YAŞAMAK YÜRÜRLÜKTEDİR BİLMELİSİN
(Sayı:14, Mayıs 1978, s.28)
BEKLEYİŞLER
bütün bekleyişlerde bir kuşatma
bir şimşek tortusu büyür
beklersin
biraz sonra kırılacak kapıdan
kirli ayaklarını düşüncelerle nallayan
hainlerin koşuşarak gireceğini
beklersin dünyana
biraz sonra alınıp
karanlık bir dehlizde
zamanın dışında hiçbir şeyin
yürürlükte olmadığı bir yerde
ıslak bedeninde yankıyacak olan
akımı beklersin
bir karından yepyeni bir dünyaya
ilk çığlıkları haykıran sesin
gelişip “baba” olacağını
beklersin
telefon konuşmaları öncesi
gelecek haberleri
kalkacak trenleri
uçakları-yolculukları
beklersin günün doğuşunu
karanlığın çöküşünü şafakla
zamanı durdurmak istersin sevinçlerde
zamanı bitirmek istersin bekleyişlerde
(Sayı:20, Kasım 1978, s.13)
DEĞİŞİMLER
hiçbir şey olmuyormuş gibi dönüyor dünya
hiçbir şey olmuyormuş gibi uçuyor kuşlar
hiçbir şey olmuyormuş gibi deviniyor rotatifler
takvimler basılıyor oysa
evler basılıyor
yürüyor kalabalıklar kararlı
kadehler tokuşturuluyor nöbetçili salonlarda
yaş günleri kutlanıyor köpeklerin
dans ediliyor hızlı hızlı
bitirilmeye çalışılıyor yemekler.
hiçbir şey olmuyormuş gibi rahat spiker
sesine silah seslerini katarak
ölümü ve çatışmaları veriyor.
dışarıda vuruşmalar
içerde habersiz bırakılmış insanlar
gökyüzünde kara kara bulutlar.
oyuncakları kaçırılıyor çocukların
haberler dolduruluyor yalanlarla
yalan yazıyor gazeteler.
ama büyüyor çocuklar haberli
dünya değişiyor devinerek
çoğalıyoruzhergün
çoğalıyoruz sevinerek
(Sayı:23, Şubat 1979, s.33)
UNUTULMAMIŞ BİR ZAMAN
yürüyen bir akşam
durdu birden
açtı göğsünü
kendini yok eden aydınlığa
birden büyüyen uzun bir ses
çarparak duvarlara durdu:
g e c e b i t t i.
lale bahçelerinde eriyen hayat
şimdi
tarih diye konuluyor sofraya
sürülüyor hazneye
kara sakalları bir sultanın
mermer kümbetlerden
sandukalardan
sebil çeşmelerden
akan
bir duman sisidir
bu sisin altında
oğla durmuş bir kovan
bu sisin altında
elele tutuşmuş çocuklar
çağıldaşır
bir ney kentinin akşamı
yürüyen bir akşam ay doğarken
dağlardan akıp gelen eşkıya atlılar
terkilerinde çocuk ölüleri taşıyan
kafalarında hançerlenmiş inanç
sürgün olan kendimiz
kendimizde
bizivareden biziz
ve kitaplarda anlatılan
savaşları rastlantılara bağlayan
yalandır
bu yalan kara kabzalı
soğuk bir tabancadır
onu bilmeyene
hazırlar bir büyük şölen:
i h a n e t
yürüyen bir insanı izleyen
bir firariyi
geceyi bölen çatışmaları kuran
o değişen günleri teslim alan
zaman
akacaktır elbet
patlayan kozaların
çatlayan narların yasalarına
boyun eğerek
her şeyi değiştiren hayat
hayatı değiştiren gündeyiz
havaya düşen cemrelerin
ilk karların sevinci gibi
yanan ateşlerin sıcağında
sıcak yüreklerin kanındayız
geçtiğimiz günlere
güzelliği serperek geliyoruz
bir daha yazılmayacak yazıyı
bir daha yaşanılmayacak olanı
geride bırakarak
aşıyoruz
dört nala zamanı
(Sayı:33, Aralık 1979, s.25)
AYNADAKİ YÜZ
İstasyonda yolcu dağıtan bir tren
dışarıda bir ölümü haber veren çığlıklar
kabaran bir denizde inip çıkan
bir eski tekne
aynada bir yüz
aşkları, büyük şehirleri büyüten
her çizgide hayatın akışını gizleyen
miting alanlarından, işkence odalarından
kelepçelerden, kırılan kalemlerden
sıçrayan kanlardan izler yapışmış
saçlarına
yıllardır eskimeyen bir güzellik
çağına tanıklık eden gözler
ateşi çalan elleri görmüş
görmüş bir yıldan beri ihaneti
aynadaki yüz
bir ölüm bakışı oturtuyor alnına
yürüyor kanlı ırmaklardan
karlı ovaların karnından
pirsultan’ı düşünüyor sivas’ta
bedreddin’i düşünüyor banaz’da
omuzu bir sıra neferine dayalı
çatışmaları ve yağmaları
ve dumanlı örtüleri aralıyor
bir tozlu aynayabakıyor
omuzbaşındaki ceset oluyor
çiçekler topluyor kırlardan
tazeliyor yeniden yaratılmayı
nöbet tutuyor bir ölünün ayakucunda
ölümleri düşünüyor
çocuk ölümlerini
ölümle çoğalan ağıtları
yağmalanan kitapları
dışarıda fırtınalı bir deniz
yolcu dağıtan bir tren
aynada bir yüz
bu yüzde güneşle yıkanmış bir rüzgâr
sırmalı kaputu içinde bir firari
kitabı elinde ders veren bir öğretmen
ışıldıyor
izlerde anılara giden geçitler
siperlerden fırlayışta konuşlan ağız
kendi soyuna kıyan bir düşünce
hepsi aynadaki yüzün içinde
(Sayı:37, Nisan 1980, s.42)
ANILARA BATMIŞ GÜNLERDEN
ey günlerin acıyla yoğrulanı
kaçak bir hayatın koynunda gerineni
sümbüllerin leylâkların mevsimi
dağları delip geleni
suları yarıp geleni.
şimdi çok uzaklarda kalan
bir anılar sayfası
yırtılıyor fırtınalı bir gece yarısı
dökülüyor ortaya
çamurlu akan bir ırmak
bir ölüme ceset hazırlayan
asi ve iğrenç
karanlık bir akşamda.
günlerin patlayarak akışı
büyük kentin insansız caddeleri
terli bir göğüsten damıtılan aşk
yeniden kuşatıyor geçmiş günleri.
gece yarılarında
evlerden
karanlık caddelere akan sesler
bir yapının uzayan dehlizleri
beyazlara bürünmüş dünya
İstanbul.
hayat kıstırılmış bir insanın gözlerinde
hayat
yangınlardan
çelik paletli gemilerden
samanyolunu gezdiren gökyüzünden süzülüyor
gazeteler geçmiş günlerini ilençliyor.
nerde meydanların o çocuksu bayramları
bataklıkları çağrıştıran nilüferler
trenli yolculuklar
birden dökülen akşamların getirdiği
insanlardan kaçırılan kitaplar.
dünya bir el yazması gibi
terli ellerin üretkenliğine batmış
dalında bir kiraz gibi alımlı
yuvasında bir kuş kadar anaç.
birlikte omuzlanmış yorgunluklar
birlikte yaşamı nakışlayan sevgiler
çocuklara el vererek geleceği getiren
aşklar-gidişler-bırakılışlar
bir şiirdir şimdi küçücük yüzleri sarsan
bir şiirin akışına kulaç vurulup
gerine gerine son dizesini yudumlayıp
hep bir ağızdan
dünya bizimle gülecek diyebilmek.
(Sayı:47, Şubat 1981, s.25)
GECEDEN DAMLAYAN
Son ışıkları söner evlerin
karlar dökülür yapraksız ağaçlara
üşür sokak lambaları kaldırımlar
gerinir elverince makineler.
dokunan ışıktır hayatın ilmiklerinden
kurşun harfler eriyen metaller
dönen rotatifler şaklayan tuşlar
dökülen alfabelerdir kalıplardan.
büyüyen bir haber midir
çınlayan bir acı mıdır
kabaran bir sevinç midir nedir
keskin düdükler çalınır son otobüsler kalkar
kapılarsürgülenir babalar beklenir
geceyi döner sesleri trenlerin
yayılır bir duman örtüsü ak kağıtlara.
bir çağrıdır çoğalan
bir akıştır yüzden yüze yansıyan
bir sestir yakınlaştıkça tanınan
onlar durmaksızın hayat dokurlar
dizerler harfleri söz yaratırlar
bozarlar kurşunu hamur yaparlar
onlar geleceğe mühür kazarlar.
gün tazelenirken ilk ışıklarla
bağırır bir çocuk “yazıyor” diye
yayılır haberler kentin bağrına
uykuya dalınca üretken eller.
(Sayı:51, Haziran 1981, s.16)
POSTA KATARLARI
karlı gecelerin koynundan süzülen
sevgili mektupları durur sıcacık
hohlanmış evlere dalıp giden gözlere
ipek yumuşaklığı getirir ten sıcaklığı.
sönmüş ışıkların suskun evleri
geceye karlar püskürten rüzgâr
yakınlaştıkça sesler bölünür uykum
gelen: yalnızlığımı parçalayan katar.
el sallanır denizlere başağa durmuş
ekinlere
demiri döven ellere demir almış gemilere
uçuşan kuşlara yıldız dolu gökyüzüne
vardiya değiştiren yürüyenlere.
Sonra gelir sokulur yanıbaşımıza
Sevgiyi kâğıdın özüne kazan
Bir deniz kabarır taşar içeri
Kayan her sözcüğe atılır bir el
Geceyi itekler durur mavilik.
ah şu bitirilmeyen sevda
kerem’i bir sözle yakıp kavuran
dağların göğsünden boşalan ırmak
bizden sonrakilere sunduğumuz
eskidikçe köpüren bengisu
(Sayı:57, Aralık 1981, s.31)
GİDENLER
turnalar gidiyor zafer çığlıklarıyla
gidiyorlar sıcak ülkelerine dünyanın
savaşı ölümlerin içine gömen
el değmemiş bir maviliğin içinden.
gidiyorlar açık denizlerin üstünden
yağmurlar yağıyor nazlı teleklerine
bakıyorlar kirletilmemiş caddelerine kentin
baharlar sonrasında kalacak günlere.
alnımıza düşen bir gölgedir gidişiniz
yaralı günlerimize tanık olarak
biz örgüler dokuduk geçtiğiniz yollara
bir kanat çırpışıyla yok olacak.
(Sayı:69, Aralık 1982, s.13)
ÜLKEM
haydarpaşa-kurtalan
göletlerinde aynalı sazan
dağlarından mor menekşe fışkıran
göğsünde soluk aldığım ülkem.
uzanıp yatıyorum boylu boyunca
damarlarıma boşalıyor ırmak gürültüleri
caddelerden faytonlar geçiyor
bedenimden sızıyor ince acı.
günler geceye teslim oluyor her akşam
kırbaç gibi çarpıyor camlara yağmur
bir ağacın en yüksek dalındaki çiçek
gökten bir kıvılcım gibi düşüyor süzülerek.
ey suların karanlığında gezinen
masalları gerçek kılan hüner
şimdi yoğurduğun hamura
karışıyor alnımızdaki ter.
artık süzülüyor kollarımdan
odamı dolduran karanlık
akıp gidiyor ışıklı gökyüzüne
sökülüyor içimden bir anlık.
(Türkiye Yazıları, sayı:73-74, Nisan-Mayıs 1983, s.11)
Ahmet Özer, (1946-75 yaşında), Trabzon doğumlu. Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü ve Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi mezunu. İlkokul öğretmeni olarak başladığı öğretmenliğini, Türkçe ve Edebiyat öğretmeni olarak, Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmasını sürdürdü. İlk şiiri 1966’da yayınlandı. Diğer şiirleri tanınmış edebiyat dergilerinin yanı sıra Yugoslavya ve Almanya’da çıkan dergilerde yer aldı. Şiir, Öykü, İnceleme-Araştırma, Gezi ve Söyleşi eserlerinden kimileri şöyle: Ayrı Beraberlikler (1981), Gecenin Kanayan Yerinden (1987), Aşkın Taç Yaprağı (1996), Çocuklar Varken (1995), Onlarla Yaşadım (1995), Yıldızlar Geceyle Gelir (1996), Atlastan Bir Yeryüzü (1996), Sordum Söylediler (1996).
Ahmet Özer
Gerçekedebiyat.com
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.