Aziz Nesin’den Ali Nesin’e…

Aziz Nesin’den Ali Nesin’e…
11-06-2023

“Pazar günleri yenen elma daha tatlı oluyor, değil mi baba?

Sorunun sahibi Ali Nesin’dir…

Dünyanın sevdiği ve yararlandığı eşsiz bir babanız varsa onu her istediğinizde yanınızda bulamamanız doğaldır.

Bu nedenle Aziz Nesin, hiç olmazsa pazar günlerini, henüz okul çağındaki babaya hasret çocuklarıyla geçirmeye özen gösterir.

Daktilo tıkırtıları içinde olsa da, bu çok çalışkan babanın yamacında yenen elmanın ballı tadı buradan gelir.

Gazeteci dostumuz Ali Rıza Özkan sosyal medyada, ‘Aziz Nesin’den oğlu Ali Nesin’e mektup’ başlığıyla bu fotoğrafı paylaşınca, baba-oğulun isimlerinin her geçişinde olduğu gibi bu duygulu ayrıntı geldi aklıma.

Aziz Nesin’in Ali’ye yazdığı bu mektuptan çarpıcı bir bölüm okuyalım mı birlikte?..

Hadi okuyalım…

 (…)

Büyük çoğunluğuyla Türk halkını hiç sevmiyorum. Kötü, kaba, çirkin, ikiyüzlü, korkak, pis, bilgisiz insanları ne diye seveyim… Hiç sevmiyorum. Onların böyle olmaktaki gerekçeleri, “ama kabahat onların değil ki” sözleri, bana onları sevdirmiyor. Sahteci aydınlar, politikacılar, “halk bilir, halk anlar, benim yüce halkım” diye yalan söylüyorlar. Onlar da sevmiyor, ama çıkarları için seviyor görünmek zorundalar. Ben bu sevmediğim Türkiye halkı için bütün bir yaşamımı ortaya koydum, harcadım. Sevmiyorsam, niçin? Çünkü, ben o halktanım. O insanların sevilecek bir düzeye gelmeleri için, hiç abartmasız canımı bile verebilirim. İnsan, nasıl ana babasını değiştiremezse, halkını da değiştiremez. Sen de bu halkın çocuğusun, bunu hiç unutmamalısın.

(…)

Kuşağımın bütün mizahçılarında “hakkı” olan Aziz Nesin sözlerinde haklı mı, emin olamıyorum…

Fakat emin olduğum bir şey var ki, işbirlikçi hain kuklalarla onların küçük kuklalarından daha “kötü, kaba, çirkin, ikiyüzlü, korkak, pis, bilgisiz” değildir bizim insanımız…

“Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne / Bilmelisin bir yerin var canevimde”, deriz biz, bizi diri diri yakan kuklanın küçük kuklasına hak veren kalabalıklara!

Bilişim çağının gereği olarak bu kuklalara “robotlar” diyebiliriz artık…

Bu duygusuz robotların daha ince “yakma” yöntemleri de var tabi…

2008’deki o meşhur düzmece davalarla ölüme varan mağduriyetleri uzadıkça uzayan yurtseverlerimize destek için yapılan sayısız eylemlerden biri olan “Gazetecilere Özgürlük” yürüyüşlerine katılalım mı birlikte?..

Hadi katılalım…

2011’de Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)’nın çağrısıyla, Beyoğlu’ndan Taksim’e yapılan yürüyüşte, iğne atsan yere düşmez topluluğun arasında Aziz Nesin’in diğer oğullarından Ahmet Nesin de vardı.

Ali Nesin yürüyüşe katılmış mıydı peki? Hayır!

O, babasının en yakın dostlarından İlhan Selçuk’un dahil edildiği, inandırıcılığı güya artsın diye g.tü açığa çıkmış, et kafalı birkaç tetikçinin monte edildiği bu düşman kumpasa ve sonuçlarına, Yetmez ama Evet, diyordu.

“Derin Devlet” suçlarına İlhan Selçuk’u, Merdan Yanardağ’ı yakıştırmak için, değil matematik profesörü Ali, “Ali Mektebi mezunu Ali’nin” aklını peynir ekmekle yemesi gerekirdi!

Ülkemize yaşatılan trajediyi Ali Nesin’in görememesi trajikomik geliyordu bana!

Yürüyüşe katılan usta karikatüristimiz Ercan Akyol’a dertlenmiştim:

“Aziz Nesin’in oğullarının en akıllısı bizimle yürümüyor ama en akılsızı burada… Ben bu işten huylanıyorum Ercan abi…”

Gülüşmüştük ama ne çare…

Ali Nesin önemli biri… Babası Aziz Nesin’in düşünü kurduğu o “bilim ve sanat ülkesi” için denklem kuranlara omuz vermesini çok isterim bugün.

Böylece babasının dizinin dibinde yediği elmanın tadına biz de varabiliriz.

Umudumuz tıpkı sayılar gibi sonsuzdur…

Ama o zor yıllarda ne yazık ki, matematik profesörü Ali, problemi tam anlayamamış, gözünün önündeki 4’ü, 4 tane 1 kişinin toplamı sanmıştı…

Oysa “3 yanlış 1 doğruyu götürüyordu”…

Ya öbür dünyaya, ya Silivri zindanına!

Gerçekedebiyat.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?