tunali-hilmi-caddesi-nadi-20260216110429903.jpg


Müdürüm

Geçtiğimiz hafta yağmur yağıyordu, şemsiye

ve hanımla birlikte Tunalı’yı dolaştık

 

Bilirsin, yağmurlu bahar havalarında

Ankara’nın sokak ve caddelerinde

Ellerin cebinde dolaşmak güzeldir.

Eskiler Posta Caddesi’nde yürürmüş

Biz hanımla Tunalı’yı turladık.

 

Bugünlerde tam da yürüme havası var.

Çisil çisil yağmur yağarken

Şemsiyeni açıp yağmur kokusunu

İçine çekerek yürüyeceksin, Tunalı’da

 

Hep eskiyi aradık, öğrencilik yıllarını

O yıllarda yaşadığımız Tunalı’yı

Eskiden öğrenciydik, para yoktu.

Hayatın ilk yıllarında taksitler çoktu

O eski Tunalı’yı doyasıya yaşayamadık.

 

Geçtiğimiz hafta yağmur yağıyordu,

Şemsiye elimizde Tunalı’yı dolaştık

Gençliğimize dair bir şeylere baktık

Ama aradığımızı bulamadık

           

Gençliğimin caddesi şimdi olsa;

Vitamin’de portakal suyu ile

Çift kaşarlı tost yapardım.

Çocuklarla evde çayla yemek üzere

Flamingo’dan bir şeyler alırdım.

Ama orada yemenin zevki de ayrıydı.

Eskiden Özsüt ve Ceviz yoktu.

Flamingo’dan başka bir de

Milka pastanesi vardı, o da süperdi.

Milka, pasta ve çikolatanın en iyisiydi

Hattâ likörlü çikolatası vardı Milka’nın

 

Sonra bir de incecik hamuru ile

Pizza Pino vardı, Amerikan yemek tarzını

Protesto ettiğimiz için uğramadığımız

Pino’da pizza yemek, o hafta sonunun

En büyük olayı sayılır, hava atılırdı.

Çatal ve bıçakla pizza yemek çalımlıydı,

Sen elle yediğin zaman kıro sanırlardı.

Ama dedim ya, hiç paramız olmadı.

 

Sonra bir de Kıtır vardı

Parktan gelen serinlikle birlikte

O uzun taburelerin üstünde

Sosisli sandiviç yenilen

Ya da ayaküstü bira içilen

Güzel bir mekandı.

 

Müdürüm

Geçtiğimiz hafta Tunalı’yı dolaştık

 

Sonra bir de Tivoli vardı,

Tivoli’yi atlamak, caddenin ruhunun

Bir parçasını eksik bırakmak olur.

Eğer Flamingo caddenin "podyumu" ise,

Tivoli de "en lezzetli ve sıcak köşesi" idi.

Tivoli denince akla gelen ilk şey,

O meşhur muzlu rulo pastaydı.

Dedim ya para yoktu

Sadece anlatılanlardan biliyorum.

Çörekleri caddeden kokardı.

Tunalı’nın zengin, lümpen takımı için

Asma katında oturup kahve içerken,

Aşağıdan geçen kalabalığı izlemek,

Dönemin en popüler hava atma biçimiydi.

 

O zamanlar öğrenciydik, Müdürüm

Bunları hep yaşayanlardan

Anlatılanlardan, okuduklarımdan

Biliyorum. Biz o zamanlar öğrenciydik

Tunalı, Gümüşsoy Pasajlarını gezer

Eski plakçıların vitrinlerine bakar

Bilgi Kitapevi’nde vakit harcardık

 

O zamanlar en kabadayı

Emeklilerin üç aylıkları gibi

Üç ayda bir krediyi aldığımızda

Bir kabadayılık yapar

Kebap 49’da 1,5 pide yer

Kavaklıdere sinemasına giderdik.

Hala paramız varsa

Bir de fıçu bira içerdik.

……..

Bizim hayalimizde o kadardı.

 

Geçtiğimiz hafta

Yağmur yağıyordu, şemsiye ve

Hanımla birlikte Tunalı’yı dolaştık

 

Eskiden Tunalı’da yürümek,

Bir şehir adabı, geleneğiydi.

O zamanlar cadde bir sahneydi sanki.

Herkes rolünü bilmeden oynardı.

Simitçinin sesi, pasajlardan sızan müzik,

Sinema önlerinde bekleyen sabırsız kalabalık

Bir bankta oturan bir çiftin konuşması

Bile caddenin hafızasına kazınırdı.

Gün batımı, binaların camlarına vurduğunda

Ankara yumuşar, ışıklar birer birer yanarken

Tunalı başka bir zaman dilimine geçerdi.

 

Tivoli’den yayılan muzlu rulo kokusu,

Kavaklıdere Sineması’nın fuayesindeki

O hafif tozlu ama heyecanlı insanların

Sinema kokusuyla buluşurdu.

 

Tunalı Pasajı ya da Gümüşsoy,

İçine girildiğinde dış dünyayı unutturan,

Keşiflerle dolu labirentlerdi.

Her dükkânın bir sahibi,

Her vitrinin bir hikâyesi vardı.

Şimdilerde o pasajlar,

Eski şaşaalı günlerinin üzerine çökmüş

Bir toz bulutu gibi sessiz.

 

Müdürüm

Geçtiğimiz hafta Tunalı’yı dolaştık

 

Tunalı’da yürümek,

Eskiden topuklu ayakkabıların

Kaldırımda çıkardığı o ritmik ses,

Caddenin kendi müziği gibiydi.

Bugün ise Tunalı Hilmi,

Birbirine çarpan omuzların,

Kulağında kulaklıkla dünyadan kopmuş

Kalabalık ve egzoz dumanına karışmış

Yüksek sesli pop müzik tınılarının esiri.

Eskinin o vakur ve asil sessizliği,

Yerini tüketimin gürültüsüne bırakmış.

 

Eskiden Kuğulu Park’ta bir bankta oturup

Saatlerce kitap okuyan o yalnız

Ama mağrur silüetlerin yerini,

Elindeki telefonun ışığında

Kendi yansımasını arayan,

"An"ı yaşamaktan ziyade

"An"ı dijital bir hafızaya hapsetmeye

Çalışan bir kalabalık aldı.

 

Müdürüm eskiden

Tunalı Hilmi Caddesi’nde

İnsanlar birbirinin gözüne bakarak,

Sessiz bir biçimde caddede yürürlerdi.

Tunalı’nın insan ilişkileri eskiden

"Görülmek" üzerine kuruluydu

Şık bir ceketle Flamingo’da oturmak,

Bir varoluş biçimi, bir duruştu.

Bugün ise her şey "göstermek" üzerine.

 

Tunalı Hilmi Caddesi artık,

Eski bir dostun yüzündeki

Derin çizgiler gibi;

Her ne kadar tanıdık gelse de,

Bakışlarındaki o eski parıltıyı kaybetmiş,

Yorgun bir hikâyenin

Son sayfalarına benzeyen bir yer.

 

Eğer bir şehri insan kılan şey hatıralarıysa,

Tunalı bugünlerde hafızasını yitirmemek için

Kuğulu Park’ın asırlık ağaçlarına

Tutunmaya çalışan bir ihtiyar gibi duruyor.

……..

Artık Tunalı Hilmi Caddesi

Yaşlanmış mat kırmızı rujlu bir kadının,

Işıklar altındaki hüzünlü bakışı gibi

 

Müdürüm

 

Bugün caddede sadece birbirine benzeyen

Kahve zincirlerinin yanık çekirdek kokusu

ve fast-food yağlarının kokusu hakim.

Hafızamızdaki o ince pasta kremasının yerini,

Plastik bardaklarda sunulan içecekler aldı.

 

Tüm bu değişimin ortasında,

Sanki zamanın ruhuyla

Pazarlık yapmışçasına duran

Tek yer Kuğulu Park.

Kuğular hala o sakin hallerinde

Kayar gibi geziniyorlar

 

Milka, Tivoli kapansa da

O günlerden geriye kalan

Suyun üzerindeki bu zarafet,

Tunalı Hilmi’nin ruhu gibi

Hala süzülüp duruyorlar

 

Müdürüm

Geçtiğimiz hafta

Yağmur yağıyordu, şemsiye ve

Hanımla birlikte Tunalı’yı dolaştık

 

Aybaşı da değil ama

Delikanlılığım tuttu hadi ASPAVA’da

Sana kebap ısmarlayayım dedim.

Hanım da başka zaman dedi.

Çocuklar olmadan boğazımdan geçmezmiş.

Evde çorba ve karnabahar varmış

Sonra çocuklarla birlikte geliriz dedi.

Eve döndük. Ama giderken otoparka

Bir kebap parası kadar, para ödedik.

Alışık olmayınca, o para çok koydu

Eve dönene kadar, söylendim, durdum

 

Nadir Avşaroğlu
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler