Son Dakika



Meğer Türk okurunun tamamı sabah akşam, Monna Rosa okuyup kendinden geçiyormuş.

Peygamber çiçeğinin aydınlığında manolyaları ve noel ağaçlarını yok ediyor demek herkes…

Meğer herkes Paris’ten, Pekin’den, Moskova’dan, Newyork’tan bana ne diyormuş…

Gece sessizliğinin ortasında “Ah uzatma dünya sürgünümü benim” diye Allah’a yalvarıyormuş demek bütün Türk okur ve yazarları.

Ve bu Türk okur ve yazarları balkonsuz ev yapan mimarların alnından öpüyor günde beş vakit.

Yine bütün Türk okur ve yazarları mesela buldukları ilk ırmağa şapkalarını çıkarıp atıyormuş demek ki. Hatta toplu şapka atma törenleri, pardon bienalleri düzenliyorlarmış habersiz.

Bu bienallerde ölümü güzelleştiriyorlardı şüphesiz.

Ruhlarındaki uşaklığı temizlemek için belki, kim bilir belki de Doğulu olarak ölmek istediklerinden.

Hızını alamayan kimileri onu II. Yeni’nin kurucusu bile ilan etmişti. Gerçi Karakoç’un ne böyle bir iddiası ne de böyle bir derdi vardı ya.

Cemal Süreya onun için, “Bulgucu adam. Belki de ülkemizde tek bulgucu. Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adam akıllı dürüst bir Necip Fazıl'ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. Türkiye'de, özellikle sağın özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız. Bir başına. Hiçbir ortaklığa girmez. Dışarda ve yukardadır. Düşüncesini de. Öfkesini de hemen ortaya koyar. Ama yalnız olması yalnız kalma anlamında değil, diyorum. Yapısı öyle.” diyor.

Bu konuda pek haklı Cemal Süreya. Gerçekten onun ölümünden ilgi devşirenler anti-Karakoç fotoğrafı çıkarıyor.

Bir ikiyüzlülük bu. Karakoç’un davasını paylaşmayanlar, hatta davasını tartışmak için bile incelemeyenler sanki beş vakit diriliş umuyormuş gibi davranıyor.

Sezai Karakoç 88 yaşında hayatını kaybetti. 1973’ten beri devlette görev almadı. 2006’da Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile ödüllendirildi kabul etmedi. 2011’de kendisine verilen Onur Ödülü’nü almaya gitmedi.  Kâr getiren payları hiç olmadı, düş getirenlere şöyle bir bakmıştır göz ucuyla yalnız.

Doğduğundan beri tutarlı. Tutarlılığı bir ufuksuzluğu getirmiyor ama. Çünkü gerçeğe bağlı. Elbette gerçek algısı bu yazıyı yazan arzuhalciye göre Ve bu bağlılık yalnızlık sonucunu doğuruyor elbette. Eminim ki Karakoç’un elleri temiz, zihninde berrak selsebiller akıyor.

Modern çağda değişmeyi kabul etmeyen bir derviş o. Doğu’nun şair çocuğu. Batı’nın mezarını kazdıktan sonra bir sütuna dönüştü.

Her şey gibi unutulacak, karışacak karanlıklara çünkü ölüm güzelleştirilecek bir şey değil. Hesaplaşılır ölümle ve kaybedilir. Kaybedilir çünkü, zaman ölümün olduğu anda durup kalmaz. Uçar gider.

Açıkçası teslimiyet insani değildir. Yaşayış demek de inanış değildir tıpkı ekmeğin Allah’ın ekmeği olmadığı gibi. Ekmek en çok alın terinindir. Ülkedeki kuşlardan canice avlanmaları ve bir süre sinyal alınamayan No: 5 ve Adem Amca’nın leyleği dışında pek bir haber yoktur.

Kaldı ki göklerden ABD-İsrail bombalarıyla gelen savaş kararı dışında da bir karar yoktur. Karar almak insan işidir, beşeridir. Teslimiyet bu yüzden insani değildir ve zordur esaret gibi.

Sezai Karakoç, işte bu fikirlere tek başına meydan okuyanlardan. En çok da bu yüzden saygıyı hak eder kişilik olarak.

Şairliğine gelince, dediğimiz gibi biz arzuhalciyiz, pek bilmeyiz. Bilenler ona deha sıfatını yakıştırmış. Bize de Türkçe bir dişini kaybetti demek düşer yalnızca.

Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili

Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili

Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili

Sen istesen de taş yürekli olamazsın

Sen daima güzeller güzeli olursun Lili

Gözen Esmer
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)