Güner Sümer ile Kardeşim Güner / Adalet Ağaoğlu
Biyografya dergisi en özgün dergilerden biri olarak kardeşi Adalet Ağaoğlu'ndan ünlü tiyatrocu kardeşi Güner Sümer'in biyografisini istemiş yayımlamıştı. Ağaoğlu müthiş kalemiyle mektupları da araya koyarak 60 ve 70'li yılların tiyatro panoramasını çiziyor.
Üçü oğlan, biri kız dört kardeşlik. Güner, en küçüğümüz. Büyük abisi ve babamızın art arda kaybından hemen sonra, geride kalanlara, en başta elbette annesine en acı, asla unutulamayacak şakasını yaptı; etkileri silinemez son dramını yazdı, oynadı ve gitti. 1977 yılı Nisan ayı sonunda... Güner Sümer, hani sanki bir 'aydın intiharı’ oyunu sahnelemiş gibi, kendi hayat sahnesi üstüne perdesini çekmiş oldu. Onu bilenler, geride kalan yazılı eserleri, pek vitrine sürmediği tiyatro adamlığı ve bazı filmleri yolundan bilmekteler. Bilmeyenler de, pek çok yaratıcıda, sanat ve edebiyatçıda görüldüğü üzre, bugün değilse yarın, ansiklopedilerden birinde Güner Sümer adıyla karşılaşacaklardır. Bu karşılaşma, bu sanat adamımızı Güner'le birlikte değerlendirip daha yakından tanıma ihtiyacı doğurabilir. Bunun yerine getirilmesi biz geride kalan yakınlarına düşüyor. Fakat inanılmasını dilerim, Güner'i başkalarına anlatmak ve anlaşılır kılabilmek benim için bir sanat, edebiyat eseri yaratmaktan çok daha güç. Hele 1960-71 arası birbirini izlemiş (daha da izleyecek olan) darbelerin, toplum kadar insanın, bireyin iç dünyasında da yaratmış bulunduğu sarsıntılar söz konusu olduğunda. Düşünce üreten yaratıcı dostlar söz konusu olduğunda... Onlar gibi Güner Sümer de 30-35 yaşlarının en verimli döneminde. Bir yazar, sanatçı olarak estetik kaygılarıyla aydınlık bir yarın yaratabilme kaygılarını iç içe, birini ötekine yeğleyemez biçimde yaşamakta. Onun yaralıya bağlılığı, kendisini kendi olarak yaşayabilme bağlılığından doğmakta. Onlar, 60-70 arası ve sonrası, en daralmış daraltılmış zamanın altından umudu yaratmışlardır. Çünkü yaratı, özgürlüğünü yaratmayı da şiddetle istemektedir. Güner, TİP üyesiydi. İl gençliğinden başlayarak sevilen oyunlar yönelmiş, oyunlar yazmıştır. Gençlik tiyatrolarından bu yana dostu Asaf Çiyiltepe ile Ankara'nın ikinci ve birincisine oranla izleyiciyi boşaltmak yerine, insana, hayata bakışı zenginleştiren, kendi bilincine varmayı sağlayan anlamlı bir bağımsız (Özel) tiyatrosunu gerçekleştirdiler: AST (Ankara Sanat Tiyatrosu. 1963-64 sezonu. Açılış.) Etkinin kalitede yattığını kanıtlayan çalışmalar. Böylesi, inanılması güç bir direnişin yakın tanıklarındanım. Öyle ki, Güner, -çaresizce- Paris'te tiyatro görgü ve bilgisini Jean Vilar ile Roger Planchon'un çalıştırmalarıyla artırırken (1960-63 ve...) Asaf da tam bir mevsim boyunca AST'ın İstanbul öncüsü Arena tiyatrosunu küçük bir destekle yaratmış, destek bitince tiyatro anlayışını darbelerin merkezi Ankara'ya taşımıştır. Birikte, küçük bir salon aramanı peşine düştük. Benden 1960-70'ler arası Güner Sümer'in sanat hayatını, o dönemin anılarımdaki yerini yazmam istendiğinde günlerce kaçtım bundan. Buradaki sorumluluğumu biliyorum da, yeni bir romanının, bir oyunumun ilk sayfalarını yazmaktan nasıl kaçarsam, işte öyleyim... Kaçışta Güner'i yardıma çağırmak zorundayım. Bana yazdığı mektuplarına sığınıyorum. İyisiyle kötüsüyle duygu ve düşüncelerini özgürce açabildiği kişilerden biri, belki de başlıcası olduğumu bildiğimden. Öfkeleri kadar hoşgörülerine de küçüklüğünden beri ihtiyat payı bırakmamıştır; coşkularını, sevdalarını gemlememiştir ama duyarlıklarını küçümsüyora getirmiştir. Hele “yazardan düşmanı” beni! ‘Erkek Yazar'ın ne demeye geldiğini belki Güner nedeniyle öğrendim ve onları hep benin küçüğüm saydım. (Yaşça değil tabii, başça Güner bana 1959'lara kadar hep abla, ablacığım dedi, mektuplarını öyle yazdı. Sonra birden, Adalet, cânım, anacığım, Sevgili Adalet, “kız rospik'ler falanlarla sevgilim'lere geldik dayandık. Küçüğümüz büyümüş, yetişmişti mi demeliyim, yoksa meslekdaşlığımızın böylece ilânı mı? Solun bölünüp parçalandığı 68-70 yıllarından, sanki içlerinde sosyalist disiplini en görmüş geçirmişi kendisiymiş gibi "Henüz çocuk hastalığı geçiriyor bizim solumuz. Yetişkinleştikçe hepsi bir bir geçecek" demişti. Bir gün de sabaha doğru bana gelmiş, bir sağ yanağına, bir sol yanağına yediği yumrukların yerini şıpşıplayarak: "Böyle böyle öğreneceğiz işle anacığım" diye gülmüştü. Bir iki yıl sonra ise: "Bütün bunlar, bu şiddet, bu zorbalıklar Denizlerin, Sinanların hayatlarının peşine düşmelerin hepsi çocuk hastalığı... (O da 1975'lerde doğan oğullarına Sinan adı verenlerdendir.) Cumhuriyet büyüyecek, sünnet olacak, bıyıkları terleyecek, demokrasi aşkı gelecek daha..." sabrıyla General â vendre şarkısını (Satılık General) okuyup durmuştur bana. Fazla yaşamışım, “Ölmeye Yatmak'lardayım. Belleğime yerleşip kalması belki de bundan. Daha eskilerde, Hukuk Fakültesi'ne (kulağıma fısıldadığına göre, terk etmek üzere) girdiği yıl, gençlik tiyatrolarını kurmuşlar, ardından sahne Z zamanları: İonesco'lar, Becketlerle 1960'lara varış: Bu arada bana çevirmenlik yaptırıyor. İkili Sistem, kör topal Kel Şarkıcı'nın radyo uyarlaması (yaa, bu kadar “lanetli oyun” 1959'larda devletin radyosunda da yayınlattırılmıştır)... canım zaten ordu-gençlik elele, değil mi? 1957'de Erlangen Festivali'ne bile gidebilmişler, bürokrasinin yüzünü kendi kendilerine ağartmışlar... Güner, Polatlı'daki alıştırmalardan sonra İstanbul'da askerliğini tamamlarken Asaf'la, Genco Erkal'la birlikte istedikleri tiyatroyu kurmanın hayalini adım adım yaşıyorlar. “Mayakovski'nin aşk sandalı, kıyının kayalıklarına çarptığı” halde umutlarını hiç yitirmeyecek, 1971 karanlıklarına kadar bu kıvılcımı üfleyecekler. Asaf Çiyiltepe'yi Doğu Anadolu'daki tiyatro turnesi sırasında uğradıkları trafik kazası sonucu kaybettik. O kadar verimli, öyle ışık saçıyorken... Ve Güner, yalnız. AST'da... İyi ki yanında bugünlere dek gelebilen genç sanatçılar (O zamanlar) İstanbul'da Yıldız, Müşfik, Genco, Güner Sümer'i, öteki vefalılarından Savaş Dinçel, Müjdat Gezen var. Sanatın büyüsüyle insanı insanca değiştirmeye katkısı bulunan yakınları, coşkusunu hiç yitirmemiş İsmet Ay, Orhan Çağman, Turgut Boralı'lar var. Eminim, ona gittiği yerde de güven aşıladılar... 60-71 arası Güner Sümer'e bağlı anılarımda kendisine, onun bu dönemde bana yazdığı mektupların tanıklığına başvuracağımı belirtmiştim. Alıntılayarak. Bunu bu dosya için biraz geriye, biraz ileriye alarak yapabiliyorum. Hiç değilse kabaca bir bağ kurulabilmesi için zaman zaman (... A.A notlarıyla) araya girmek durumundayım. İstanbul, 19 Eylül 1959 (İki yılık ayrılıktan sonra A.B.D.'den Ankara'ya henüz dönmüşüm. Güner, Polatlı'dan İstanbul'a “terfi” etmiş, askerliğini bitirmekte. A.A.) Sevgili Ablacığım, "Beş gün alış ve teftişler dolayısıyla arazide kaldıktan sonra eve döndüğümde göndermiş olduğun Yarın Cumartesi nüshalarıyla birlikte mektubunu aldım. O anda nasıl sevindiğimi anlatamam. Birden yorgunluğum geçti. Bir nüshasını koltuğum altına alıp dışarı fırladım. Müşfik'i (Kenter) aradım. (...) Onunla buluştuk. Yemeği birlikte yedik, konuştuk. Okusun diye piyesimi verdim, o da provasına gitti, Önce sana, piyesi tape ettiğin, bu kadar sabır isteyen bir işi yaptığın için teşekkür ederim. Tam zamanında elime geçmiş oldu. (...) Ankara'ya Ekim'de hemen gelemeyeceğim. Çünkü daha önce Müşfik'le Yıldız'ın oynayacakları Two For The See Saw'u görmek istiyorum, (Salıncakta İki Kişi.) Bir aksilik olmazsa Ekim'in ilk haftasında oynayacaklar. (Temmuz 1959'dan şu satırlar A.A:) (...) Sahne Z çalışmalarına başlayamadı daha, Sıcak ve çocukların hepsi İstanbul'a dönemediler daha, Bir kısmı Erdek'te. Erdek Şenliği'nin bu yıl bir hayli ilgi görüşü sevindirici. Çocukların hepsi ne öğrendilerse Ergun Köknar'dan öğrendiler. Ergun'u gördüm. Şimdi onu üzüyorlar. (...) Laf aranızda, Ankara'ya son gelişimde kaşla göz arasında gördüm, benim bir iki tiyatro afişi kaşla göz arasında alaşağı oluvermiş. Ceza olarak eve değil sana geleceğim, sizde kalacağım, iyi mi? (...)" Ankara'da birlikte bir tiyatro salonu aradık. Uzun süre. Bulamayınca Güner, 27 Mayıs 1960'tan sonra Annemiz, Ayhan abisi, biz hep birlikte öğrenci bursunu denkleştirdik, Paris'e gitti. Onunla bulamadığımız yeri sonradan, Devlet Tiyatrosu'ndan ayrılan genç sanatçılarla bulmuş, Sıhhiye'deki bir bodrum katında Meydan Sahnesi'ni açmıştık. Güner de bize Paris'ten yardımcı oluyor, D.T.'na karşı alternatif özel bir tiyatronun anlam ve uygulaması üstüne rapor da gönderiyordu. (A.A.) Paris, 5 Aralık 1961 Sevgili Adalet, “Birleşmiş Oyuncular'a (Meydan Sahnesi) gönderdiğim raporu herhalde almışsındır. Bir an önce bana sonuçlarını yazarsan sevinirim. Fakat tiyatrodaki düzensizlik benim gözümü korkutmaya başladı. (...) T.N.P. deki çalışmalarım iyi gidiyor. Yalnız son günlerde beni en çok ilgilendiren Roger Planchon'un çalışmaları oluyor. Bu 30 yaşındaki genç adamın çalışmalarından sonra nerdeyse ötekiler gözümden düşecek. Dulin'deki uygulamalar da umut verici, (...)" Paris, 1 Mart 1962 Sevgili Adalet, “(...) Sizin işler nasıl gidiyor? Hâlâ Tuzak ve Zafer Madalyası ile mi? Çevirdiğin Mezarsız Ölüler'i sahneye koyabilecek bir rejisörün Türkiye hudutları içinde bulunabileceğini pek sanmıyorum, Sartre'a varabilmek için nerelerden geçmek gerek, bilirsin. Daha sonra neler var programınızda? (...) Benim Roger Planchon ve T.N.P, stajyerleriyle sahneye koyduğum Les Fusils de la Mere Carrar (Carrar Ananın Silahları) aşağı yukarı tamamlandı. Son olarak tiyatro yönetmeniyle konuştuğuma göre piyes 21 Mart'ta Studio Chanps Elysee'de oynamaya başlayacak. (...) Türkiye'deki garip hükümet darbesini (Talât Aydemir'inkini demek istiyor. A.A.) haber aldım. Hiçbir şey anlamadım. Bu kadar tatlı su ihtilâli de ancak bizde görülür, Durum artık iyiden iyiye arap saçına döndü galiba ha? (...)" Paris, 23 Mayıs 1963 Sevgili Adalet, "(...) Yine şu Kavaklıdere'deki tiyatro meselesinden başlayalım istersen. Sen bana yazdığın ilk mektupta bu salonun aşağı yukarı Gourboise'daki sahne büyüklüğünde bir sahneyi içine alacak büyüklükte olduğunu yazmıştın. (...) Tabii her şeyi, repertuvarı bile salonun ve sahnenin durumuna göre yeniden düşünmek gerek. Tiyatroyu bu sezona yetiştirebilirsek Ankara'ya gelir, orada kalırım. Olmazsa İstanbul'a giderim. (...)" Sadece gişe yönüne ağırlık vermek Güner'le düşündüğümüz tiyatroya uzak düştüğü için, ikinci mevsimin sonunda Meydan Sahnesi'nden ayrılmıştım. Hepsi de başrol isteyen, tanınmanın yolunda sabırları pek bulunmayan üç genç oyuncunun ortaklığındaki bir tiyatroya yönetici, dramaturg ve çevirmenlik etmenin ne demeye geldiğini bu deneyimle öğrenmiştim. Üç dört ay Paris'e gitmiş, orada Günerle birlikte, aç-tok, yeni bir tiyatronun hayallerini yine kurmaya başlamıştık. Fransız Radyosu'nda (O zamanlar RF) oynanmış tek oyunum başka istasyonlarında tekrar oynanmış da elimize bir süre karnımızı doyuracak kadar bir para geçmiş, epey rahatlamıştık. Güner'in repertuvarı hazır, incelemeleri tamam. Kendisine güveni, özellikle oyun yazarı ve yönetmeni olarak güveni tam. Arkadaşı Jean Martin Gourboise'daki kültür merkezinde bir İtalyan komedisi yönetiyor, Güner'in de bir rolü var; birlikte provalara gidip gelmekte, L'lmmortelle filminin Türkçe birkaç diyaloğunu seslendirmeye çağrılmaktayız. 1960-63... Umut nabzı atmakta. Buarada Asaf Çiyiltepe İstanbul'da Arena'yı kurmuş, çok olumlu karşılanmıştı ama o da Ankara'ya göçmek zorunda, Mali konular... Güner Sümer Paris'te kaldı, benim ona sahne arayışlarımla Asaf'ınki birleşti. Bu arada Asaf: Adalet abla, dedi bana, Güner'i çağıralım mı? Yazar mısınız? Oradaki çalışmalarını bırakıp hemen gelebilir mi Ankara'ya? Böyle diyor, çünkü AST'ın hâlâ orada sürdüğü Ihlamur Sokak'taki yeri bulmuştu. Orası, gide gele, tartışa ede tutuldu. Güner'e yazdım. Güner, Ankara Sanat Tiyatrosu'nun ilk oyunlarına, açılışına yetişti. Asafla birbirine çok yakın repertuvarlarını başarıyla uyguladılar. 1963-70 yılları tiyatro sanatının kaliteyle “bozuk düzen'e eleştirisini birleştirebildiği, tam bu nedenle de etkisini güçlü kılabildiği yıllar. Arada bir kalitesinden ödün vermedikleri ama gişesini tutturamadıkları soluk daralmaları olmuyor değil. Asaf benden Armand Salacrou'nun Durand Bulvarı'nı çevirmemi istedi; çevirdim. Bu, belki de AST'ın en çok gişe de yapan oyunu oldu. Zamanı da denk düşmüştü denebilir. İşçi ve insan haklarının, bütün baskılara karşı yüksek sesle istenebildiği dönem. Umutlu 68 hareketlerinin yükselişi zamanı. Heyecan, ileriyi aydınlanmada görmeler, tabulara karşı gelmeye çalışmalar. Bütün bu ateşi yüksek dönemde Asaf ve Güner, çok anlamlı eserler sahnelediler, çok değerli sanatçılar yetiştirdiler, yetişkinler de zaten onların destekçileri oldu. Türk tiyatrosunun en verimli, en pırıltılı yılları... İstanbul'da Kenterler, Muhsin Ertuğrul hocanın dikkatli bakımıyla İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun nerdeyse yeniden dirilişi, art arda yeni yerli oyunlar, Kalite yüksek. Derken 1966-67 mevsimi. AST'ın yaz aylarındaki tiyatro turneleri. Doğudan batıya, kuzeyden güneye Anadolu'nun her yanından aranıyor, isteniyorlar. Etki artıyor, ama terör onları bu turne yollarında yakalıyor. Geçirdikleri bir trafik kazasında (Erzurum'a doğru gidiyorlardı) Asaf Çiyiltepe'yi kaybediyoruz, Güner Sümer ve arkadaşları Ankara'ya yaralı bereli, en çok da acı yüküyle dönüyorlar. Dört gün sonra Erzurum'da olmak üzere... İşte oradan Güner'in Asaf'a yazdığı mektup, Açıktır. Dergilerinde de yayınlanmıştır (A.A) : 12 Haziran 1967, Erzurum Sevgili Asaf, Sen gideli dört gün oldu. Bir yandan senin gidişinin verdiği boşluk, öte yandan bütün acıları unutup bize emânet ettiğin işi sürdürebilme kaygısı... İşte dört gündür bütün bu duyguların içinde bocalayıp durmaktayız. Ne seni kaybettiğimiz gün, ne de seni toprağa verdiğimiz gün uzun boylu dertleşmeye zamanınız olmadı. Yaralı tiyatromuzu yeniden ayağa kaldırabilmek için el-ele verdik, bütün acımızı unutup, çalıştık. Asafcığım, On güne yaklaşan bir aradan sonra bu gün yeniden başlıvoruz. Dün başlamamız gerekti, oyunumuza engel oldular. Bilmem hangi masanın başında oturan, bilmem hangi bey, oynamamız için bize salon verilmesini istememiş. (...) Onlar bizden korktular. Bundan sonra daha çok korksunlar! (...) Asafcığım. Bu gün yeniden başlıyoruz. Yurdun dört yanından aldığımız mektuplar, telgraflar, aydınlar, gençlik, basın aydın düşünce adına bizden bunu istiyorlar, Senin anın bizden bunu istiyor. Daha aydınlık, daha güzel bir dünya i için yeniden başlıyoruz. (:..) Güner. Hamiş: Yarın Erzincan'dan başlayarak 20'ye yakın Anadolu ilini daha dolaşıp yarıda kalan turnemizi tamamlayacağız. Asaf geride eşi Pirkko ile küçük oğlu Altan'la birlikte AST'ı bırakmıştır. Sürüyor. Bir yıl, iki yıl... Daha, daha... Nerdeyiz, bilemiyorum. Güner yazıyor: Ankara, 20 Mart 1969 Sevgili Adalet, Halim, "(...) Burda günlerin nasıl geçtiği belli olmuyor. Geçmiyor. Bizimle birlikte yuvarlanıyor. Size verebileceğim haberlerin en önemlisi Ayberk'i (Ayberk Çölok, A.A.) içeri aldı lar. (...) Arnavut Folklor gösterisinde "makam sahipleri için ağzına geleni söylemiş, şimdi içerde, biz Eskici Dükkânı'nı (onsuz) prova ediyoruz. Victor'un seyirci çok yükseldi. Heykel çok düşük. Durand (Bulvarı) geçen pazar 100. temsilini yine ful salona yaptı. (...) Siz döndüğünüzde ben sanıyorum İzmir'de olacağım. Turne dönüşü bol bol görüşürüz. Her ikinizi de özlemle gözlerinizden öpüyorum." (AST’ta yasaklar, sanatçıları gözaltına almalar, oyunlara el koymalar başlamıştır. Daralma artıyor. "Ecevit sosyal demokrasisinin” çocuk hastalığı müzminleşiyor. Egemenlik dışı sol güçlerin arasındaki parçalanmalar, bunu göğüslemek, hayata bakışını sanatın hakkını vererek, havai fişek gibi yanıp sönen sloganlara yaslanmadan yapma kişiliğindeki Güner Sümer'i, belki de hayatının en ikilemli oyun yönetmenliğini gerçekleştirme durumuyla yüz yüze bırakıyor. Kendisi AST'ın Asaf'la birlikte (ki artık yanında o yok) hem sanat yönetmeni, hem dramaturgu, hem de oyuncusu. Dramaturgluk burda hazır oyunları okuyup seçmekten, önerileri tartışmaktan, yabancı eserler üstüne karar alıp, çevirmek, çevirtmekten ibaret değil. Yabancı eserler için repertuvarda da, yerliler kadar ikisi de hazırdılar hemen hemen, ama bir de oyun fikri üretmek, yazılmamışı yazdırmak, bulunmamışı bulmak bir hikayeyi, romanı yazarıyla birlikte sahne oyunu durumuna “çevirmek” ya da kanava halindeki bir sahne oyununu yazarıyla birlikte çalışarak bütünlemek var. Buna örnek, Güner Sümer'in yönettiği Sermet Çağan'ın Ayak Bacak Fabrikası. Edebiyatla elbirliğine örnek Orhan Kemal. Asaf Çiyiltepe'nin yönettiği 72. Koğuş ile birlikte Güner Sümer'in yönetiminde yine Orhan Kemal'in Eskici ve Oğullar’ından gelme Eskici Dükkânı böyle çalışmaların sonucudur. Orhan Kemal'i ilk defa bu nedenle AST'ta görmüştüm. Birlikte bir provadan çıktık. 72. Koğuş olağanüstü oynanmıştı, Eskici Dükkânı, izleyici daha da derinlerden kavrayacak belli. Dayanamadım, yazara sarıldım, kutlamak istedim. O da müthiş bir incelikle bana: "Asıl ben Güner'e sonsuz teşekkürler borçluyum. O olmasaydı bu iki sahne oyunu da böyle olamazdı" dediğini unutamıyorum, AST seyircisi olmaktan öteye küçük kardeşim Güner’le gönenmeye hakkım doğdu. Asaf’ın yokluğu Güner'in üstüne, çek maddi biçimde de büyük yük yüklüyor, Yükün taşınamayacak boyutlara vardığı oluyor, sen daha az devrimcisin, ben daha çok devrimciyim biçimindeki sanatçı çocukluklarınla itiş kakış olmak halen daha fazla yorgunluklar doğurmakta. Bildiğim kadarına sağın, ülkücülerin hücumlarına bir de solun çocuk hastalıklarının eklenmesine anlayış göstermesi güçleşmiştir. Üstelik hayatı, ona hakkını vererek sevebilmesi var. Evlilik. İki tarafın iki ayrı aşkı, aşkların farklı yaşanış biçimleri, boşanma ve bunu farklı değerlendiriş... Sanki her şey, '71 darbesinin habercileri… Her şeve karşın 1969'da hocaları Sayın Muhsin Ertuğrul’un 60. sanat yılını 22-29 Aralık tarihleri arasında kutlamışlar. Hocalarının gözü arkada gitmeyecek kılabilmişlerdir. Bunu Orhan Kemal'e saygı haftası izlemiştir. Gelin görün ki AST’ın mirasçılarının aklına ne Asaf Çiyiltepe, ne Güner Sümer için anlamlı zamanlarda anlamlı bir 'anma günü” yapmak gelmemişür. Güner Sümer'in ölümünün 5. yılında ablası yazar Adalet Ağaoğlu'nun dilekçesi üstüne bir 'akşamüstü’ yapılmasını saymazsak!.. Asil unutmamamız gereken, Müjdat Gezen ile Savaş Dinçel'in, Güner Sümer'in ölümüne çok yaklaştığı günlerde İstanbul Şehir Tiyatrosunda yeniden sahnelemeye başladığı Bozuk Düzeni, kaldığı yerden kendi yetiştirdikleri tiyatro sanatçılarıyla sürdürmeleridir. İlk oyunu Yarın Cumartesi ile, (A.A.) AST, en başta, o sıralar Gürpınar'ın Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç'ından oyun hazırlamakta olan Güner, kurucuların elinden alınmıştr. Güner Sümer “burjuva” diye kovalanmış, yeniler kendilerini “Milli Sermaye” ilân etmişlerdir. Güner, işin içine karışan özel darbeler arasında Adalet'e: “Anacığım, her yerde şiddet, Kovalamaca? Kim vurduya gelmeler, Slogan. Mao “kültür devrimiyle” devrim. Bunları ve daha kötülükleri yaşayacağız. Çöküşler...” demiştir. Daha çoğunu. Sonuçta, "İstanbul'a gideceğim. Orda da kendimi kendim olarak yaşayamaz, işimi bildiğim yoldan yaptırmazlarsa, yine tiyatro, sinema yaparım oyun mu yazarım, duvar mı boyarım, neyse ne, Paris'e döneceğim" kararına varıyor. Ama nasıl? Durand Bulvarı başarının maddi nimetini, ülkesinde değil, Fransız Kültür Ataşeliği ve İTİ'nin çağrısıyla görebilecektir. 12 Mart 1971. Darbe Dağılıyoruz. 14 Mayıs 1971 "Sevgili Adalet, Pazartesi gününden bu yana Alanya, Yeşilköy'de annem, babamla birlikteyim, Burdaki sakin hayat bana gerçekten çok iyi geldi. Ölü Mevsimler'in son rötuşlarını yaptım. Val İnclan'ın Bohem Işıkları'nı keyifli bir şekilde çeviriyorum. Aşağı yukarı bizi anlatan bir oyun. Burası yaralarımı sarabilmek için bana gerçekten çok iyi bir sığınak oldu. Bu sıralar senin de sarsıntılı bir dönem geçirdiğin anJaşılıyor. Bir fikrin varsa uymaya, hiç değilse seni bir süre keyiflendirmeye çalışırım." (Mart'ta Kenterler'de Gorki'nin Ayak Takımı provaları vardı. Şimdi yine: A.A.) Paris-Pontoise 27 Kasım 72 Sevgili cânım. "Mektuplarna, gazetelere çok teşekkür. Günün ilk ışıklarında Paris banliyösünün işçilerle dolu bir kahvesinde yazıyorum. Buranın adı Pontoise'mış. Burdan sonra hangi adrese yazacaksın, bilemiyorum. Annemin, senin, Ayhan ve Halim abimin destekleriniz... Her neyse, param suyunu çekti. Şimdi on gün bir evin tamirinde işçilik edip, hem de gösterdikleri yerde yiyip içeceğim. Üste günde 30 frank verecekler. Pek dönmek istemiyorum. Neden? Bilmiyorum, oralarda itilip kakılmaktan bıktım. Onurum çok kırıldı, (...) Bakalım, biraz da kol işçiliğini deneyeyim." Gürer Sümer ile kardeşim Güner'e "60-70'ler arası tanıklığım bu kadar değil ebette. Ölümünden sonra, sevgili değerli Nisa Serezli'nin kendi ölümünden önce bana "Bak bende ne var" diye verdiği bilinmeyen oyunu Hüzzam ile Genco Erkal'ımızın bulup ulaştırdığı Baba le Oğul oyunu, yarım kalmış romanı Adı Nalan'la birlikte onun Toplu Eserleri içine yerleştirebilmek de, benim değil, Güner Sümer’in kendi kendine tanıklığı. "60-90’lar arası yalnız Güner Sümer'in değil, sanatı, edebiyatı kendi gücünün etkinliğiyle yaşatmaya çalışmış bütün bir aydınlık kuşağın hikâyesidir. Sevgili Müşfik, Yıldız. Genco, Ali Poyrazoğlu. Ferhan Şensoy, Ahmet Levendoğlu, Savaş Dinçel, Müjdat, Zuhal Olcay ve Halük Bilginer, izinizde nice genç sanatçılar, hâlâ yaşayabiliyor almamızın tesellilerisiniz. (A.A) | Bu arada: Bilim-sanat incelemecilerimizin dış’la, toplumla ilişkilerinden hemen hiç “kâr” derlememiş yerli bohemimizi örnekleme sıkıntıları vara, buy ursunlar: Güner'in Güner Sümer’liği!.. (Biyografya dergisi, 1961-71 dönemi 1, Bağlam y. Kasım 2001. S.11-22) GÜNER SÜMER KİMDİR? GÜNER SÜMER'İN HAYATI Güner Sümer (1936-1977), Türk tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen ve oyun yazarıdır; Adalet Ağaoğlu'nun kardeşi olup Paris'te tiyatro eğitimi almış, Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) gibi topluluklarda çalışmış ve Kapıcılar Kralı filmindeki Nuri Bey rolüyle tanınmış, ancak kansere yenik düşerek 41 yaşında hayatını kaybetmiştir. Eğitim: Ankara Hukuk Fakültesi'ni bırakıp Paris'e giderek tiyatro eğitimi aldı. Tiyatro: Ankara Sanat Tiyatrosu (AST), Eskişehir Belediye Tiyatrosu gibi topluluklarda oyuncu ve yönetmenlik yaptı, İstanbul Sanat Tiyatrosu'nu kurdu. Oyun Yazarlığı: "Yarın Cumartesi", "Bozuk Düzen" gibi oyunları yazdı ve sahneledi. Sinema: Kapıcılar Kralı filminde canlandırdığı Nuri Bey karakteriyle akıllarda kaldı; bu filmin vizyona girişinden sadece 4 gün sonra vefat etti. Evlilikleri: Yazar Tezer Özlü ile evlendi ve boşandı, ardından oyuncu Suna Selen ile evlendi. Oğlu: Suna Selen ile olan evliliğinden Sinan Sümer adında bir oğlu oldu, Sinan da babasının izinden giderek oyuncu oldu. Vefatı Kanser hastalığı nedeniyle 27 Nisan 1977'de, henüz 41 yaşındayken vefat etti. Gercekedebiyat.com

















YORUMLAR