selim-esen-yasar-guvenir-20260106122224527.jpg


Ülkemizdeki piyanist şantörlerin öncülerindendi.

Müzik dolu bir evde büyümüştü. Babası, Ankara Radyosu’nun kanun sanatçısı Osman Güvenir’di. 5 erkek çocuğunu da doğduktan sonra yitirmiş, 6. erkek çocuğu dünyaya gelince adını Mesut Yaşar koymuştu.

Yaşar, kapının arkasından kanun sedalarını dinleyerek büyüdü.

6 yaşına geldiğinde kanun çalmaya, alaturka bazı şarkıları seslendirmeye başladı. Aile toplantılarında kanun çalıp, Türkçe şarkılar söylerken dostları ve arkadaşları sesinin güzelliğini fark edeceklerdi.

Okulundan kalan zamanın tamamını tarihi Ankara Radyosu binasında geçiriyordu. Babası Osman, oğlunu Radyo Çocuk Kulübü’ne yazdırmış musiki eğitimi/kültürünü kaynağından edinmesini sağlamıştı. Kulüp; 1940’lı yıllarda, pek çok çocuk sanatçının yetişmesinde rol oynamıştı. Orada; Batı dillerinde yazılmış, günün en bilinen/tanınan moda şarkılarını öğrendi/söyledi. Ama gönlünde tangolar vardı; dönemin ünlü tangocusu Celal İnce’ye hayrandı. İnce’yi radyoda program yaparken kumanda odasından defalarca izlemişti.

Kanun’un yanı sıra, akordeon ve piyano dersleri de aldı, çalmaya başladı. Liseye geldiğinde Çankaya’da Amerikan Subay Kulübü’nde profesyonel solist-piyanist olarak çalıştı. Kazandığı para ile bir yandan harçlığını çıkarıyor bir yandan da ailesinin geçimine katkı sağlıyordu. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Edebiyat Bölümü’ne kayıt yaptırdığında artık tanınmış bir ses sanatçısıydı.

Ankara Radyosu’nda haftada bir program yapan Şevket Yücesaz Orkestrası’nda solistti; canlı yayınlarda da sesini duyuruyordu. Ağırlıkla İngilizce şarkılar ve Türkçe tangolar söylüyordu. İspanyolca parçaları da seslendiriyordu. Celal İnce, askerlik görevini yapmak için İzmir’e gidince Ankara Radyosu’ndaki programları sona ermiş yerine Yaşar Güvenir getirilmişti.

Güvenir, Ankara’daki yükseköğrenim kurumlarında okuyan öğrencilerin düzenlediği balo, konser ve çay toplantılarına katılıyor, günün sevilen tangolarını söylüyordu. Bir röportajında 1947’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde sahneye çıkışında nasıl heyecanlandığını anlatacaktı. Her ne kadar ekmeğini caz müziğinden sağlıyorsa da alaturkayı da zevkle dinleyebiliyordu.

1940’lı yıllarda, ‘Sahibinin Sesi’ adlı plak şirketiyle anlaşma imzaladı. Şirketin İstiklal Caddesi’nde, Tünel’e yakın bürosunun merdivenlerini çıkarken bambaşka bir heyecan içindeydi. 10 plak doldurması kabul edilmişti. Fakat yurt dışından gelen plak hammaddesinin yetersizliğinden, ancak bir plak yapabilmişti. Fehmi Ege’nin ‘Yıllarca Sabrettim’ ve ‘Sensiz Saadet Neymiş’ bestelerini seçmişti.

Dönemin magazin dergilerinde haberleri ve röportajları yayınlanıyordu. Radyo Dergisi’nde hakkında çıkan bir yazıda, “Hayranlarından sürekli mektuplar gelen Yaşar Güvenir’in 1,80 metre boyunda, 70 kilogram ağırlığında; kumral, dalgalı saçlı; kahve rengi gözleriyle genç kızların sevgilisi olduğu,” yazıyordu.

Romantik insandı Güvenir…

Elvis Presley’in romantik şarkılarını dinliyordu. Beatles Grubu’nu beğenmemişti. Aynı zamanda çapkın mizaçlıydı.

1951’de ilk bestesini yaptı: ‘Daha Dün Yanımdaydın; Bilmem Şimdi Neredesin?’ 1954’de ‘Kim Bilir’; 1956’da ‘My Crazy Baby / Benim Çılgın Bebeğim’i melodilere döktü. Şarkıyı plağa okuyan İtalyan sanatçı Mina, dünya çapında şöhreti yakaladı. Güvenir bestesinde arkadaşının mahcup ve hüzün dolu gönül hikâyesini anlatmıştı. Çok samimi arkadaşı, Avusturyalı diplomatın kızına gönlünü kaptırmış ama kavuşamamıştı.

 

Sonra…

Âşık oldu, evlendi, iki çocuk sahibi oldu. Sorumluluğu bir kat daha artmıştı. İzmir Caddesi’nde Kulüp Yaşar’ı açtı, işletmeciliğe soyundu. Lokalinde hem program yapıyor hem de günün sevilen parçalarını seslendiriyordu. 1967’nin kışında işi iyi gitmeyince lokalini kapatmak zorunda kaldı. Çok sevdiği, üzerine titrediği eşi ile de arası bozuldu; ayrıldılar.

Acıları katlandı…

Eşini trafik kazasında kaybetti. Romantik sanatçının kökleri bir bir kopuyordu. O acılı günlerini bestesini de yaptığı “Sensiz Saadet Neymiş” de dile getirdi:

 

“Sensiz saadet neymiş

Tatmadım bilemem ki

Alnımın yazısıydın

Ne yapsam silemem ki

Seni uzaktan sevmek

Aşkların en güzeli

Alıştım hasretine

Gel desem gelemem ki…”

 

Eşini kaybettiği yıl, 1967’de, haftalık gazetenin açtığı Altın Beste Yarışmasına katıldı. Sensiz Saadet Neymiş yarışmaya katılan 17 bin eser arasından birinci seçildi. Bir heykel ile 10 bin lira para ödülü kazandı. Eserleri Zeki Müren, Gönül Yazar, Nil Burak gibi dönemin ünlü pek çok sanatçısı tarafından plaklara okundu.

https://www.facebook.com/watch/?v=9863599180339279

Gönül Yazar’ın plağa okuduğu; ‘Gel Desen Gelemem ki’, 100 bini aşan satış rakamını yakaladı; Altın Plak Ödülü’nü kazandırdı.

Kötü kader, yakasını hiç bırakmıyordu…

Amansız hastalığa yakalanan kızını çok genç yaşta kaybetti. Onun hatırasına, üzüntüsünü dile getiren, ‘Çaresizim’ şarkısını yazdı, besteledi. Ahmet Özhan tarafından okunan şarkı büyük sükse yaptı; Özhan’a ün sağladı.

 

“Nasıl inansam bilmem

Bu uzun ayrılığa

Nasıl katlansam bilmem

Bir ömür yokluğuna

 

Artık güneş doğar mı,

Çiçekler açar mı bilmem

Bakıyor görmüyorum

Çaresizim çaresiz

 

Ah Allah’ım

Benden çok, benden çok mu sevdin?

Saatler durmuş sanki

Zaman geçmek bilmiyor

 

Gözyaşlarım dinmiyor

Çaresizim çaresiz

Artık rüyalarımda

Uzanan ellerini

 

Öpüyor okşuyorum

Saçının tellerini

Biliyorum kaybolup,

Yok olup gideceksin

 

Açarsam gözlerimi

Çaresizim çaresiz”

 

Ankara gibi İstanbul da ona iyi gelmedi…

Geçirdiği kalp ameliyatı sonunda, sol tarafına felç geldi. Kolunu oynatamayınca piyano da çalamadı, sahneden çekilmek zorunda kaldı.

‘Sensiz Saadet Neymiş’, ’Ben Ağlarken Gülümserim’, ‘Ayrılık Belki Ölümden Beter’, ’Çaresizim’ vb. gibi romantik şarkılarıyla dünyamıza girdi hikâyelerimize ortak oldu.

10 Ocak 1998’de, arkasında yaşanmış hatıralar ve yaşayacak onlarca besteleriyle aramızdan ayrıldı.

Yaşarken de öldükten sonra da değeri bilinmeyen sanatçımızdı.

 

Selim Esen
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler