Son Dakika

onur-bilge-kula-ataturk-1122024174608.jpg


 

‘Gerçek Edebiyat’ için yazmaya, Mustafa Kemal Atatürk’ün tinsel ve duyumsal özyapısını, uygarlaşma ve toplumsal ilerleme ülküsünü ve kişilik özelliklerini belirginleştirmeyi amaçlayan yazılarla başlamak istiyorum. Böyle yetkin kişilik, Kurtuluş Savaşı’nın utkuyla sonuçlandırılmasının ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının başlıca kaynağıdır. Söz konusu amacı belirginleştirmek için, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşam öyküsünden izler taşıyan ve yetkinleşme sürecine eşlik eden alıntılarla başlamak yararlı olabilir. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün kişilik özelliği bakımından Madam Corinne’e yazdığı mektupta yer alan şu sözleri önemlidir: “Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri; fakat bu tutkular yüksek konumlar ele geçirmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddi amaçların giderilmesiyle ilgi değil. Bu tutkuların gerçekleşmesini, yurduma büyük yararlar dokunacak, bana da liyakatle yapılmış bir görevin canlı iç rahatlığını, büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün yaşamımın ilkesi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu korumaktan geri kalmayacağım.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 1, s. 179).

Böyle büyük tutkular ve amaçlılık ve kararlılık olmaksızın, Kurtuluş Savaşı kazanılabilir, Türkiye Cumhuriyeti kurulabilir miydi? Atatürk, bu tarihsel utkuların kazanılmasına önderlik edebilir miydi? Büyük tutkular, aynı zamanda yerel kültür birikimiyle evrensel kültürün insancıl öğelerini bireşimleme başarısının da itici gücü olmuştur.

Mustafa Kemal’in yurtseverliği ve ulusal duyarlılığı bakımından önemli saydığım bir başka belge, o dönemde Başkomutan Vekili olan Enver Paşa’ya yazdığı 3 Mayıs 1915 tarihli mektuptur. Atatürk bu mektubunda Otto Liman von Sanders Paşa’nın “bizim ordularımızı, ülkemizi tanımadığından ve yeterince araştırmadığından” söz eder. Şunları ekler: “Yurt savunmasında kalbi ve vicdanları bizim kadar çırpınmayacağına kuşku olmayan başta von Sanders olmak üzere, bütün Almanların fikirlerinin üstünlüğüne güvenmemenizi kesinlikle temin ederim” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 1, s. 218).

Bu sözler, bir ulusun her türlü savunma ve kurtuluş savaşımının gücünü ve yönelimini özünden türetmesi gerektiğinin açık anlatımıdır. Öz ya da iç olmadan, ulusal ya da uluslararası olmadan, yabancı ya da dış etmen etkinleşemez. Bu, tarihsel ve diyalektik materyalizmin de en temel ilkesidir.  

Atatürk’ün bir başka önemli kişilik özelliği önderlikte kararlı olmaktır. Atatürk ‘Anafartalar Muharebeleri’ kapsamında 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Taarruzu konusunda şunları not eder. “Bütün geceyi pek rahatsız ve uykusuz geçirdim… Çadırımın önüne çıktım. Hücum edecek askerleri görüyordum… Gecenin karanlık perdesi tümüyle kalkmıştı. Artık hücum anıydı. Saatime baktım; dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tümüyle ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti… Hemen ileri koştum… Yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı yeneceğimize hiç kuşku yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Önce ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız… Düşman silah kullanmaya zaman bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonucunda ilk hatta bulunan düşman tümüyle yok edildi… Alaylarımız, önüne çıkan düşman kıtalarını yeniyor ve hezimete uğratıyordu” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 1, s. 446- 447).

Kararlı olmak, anlık durumları, koşulları ve güç dengesini gözeterek, öne çıkmak, arkadaki topluluk için devindirici ve cesaretlendirici bir etmendir. Ayrıca, kararlılık, tinsel yetkinlikle bütünleşince, ulusun özgürleşmesi, bağımsızlaşması ve böylece Hegel’in deyişiyle, dünya tarihi içinde saygın bir yer edinmesine ortam hazırlar.    

‘Anı Defteri’ (Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 2, s. 61- 75) Atatürk’ün insanlığını, insan severliğini, okuma ve araştırma düşkünlüğünü ortaya koyan notlar içerir. Bunlardan bazıları şöyledir. “Silvan’dan Bitlis’e gitmek için yola çıktım. İnsanlar ve hayvanlar açılıktan ölüyorlar. (7 Kasım 1916)”

“Yollarda birçok göçebe gördük. Hepsi aç sefil, ölüme yazgılı bir durumda. Dört beş yaşında bir çocuk; anne-babası yolda terk etmiş. (9 Kasım 1916).” 

“Yol boyunca iki yerde insan cesetleri ve kemikleri görüldü. Açlıktan ölüp kalan hayvanlar gibi. (10 Kasım 1916)”

“Yolda 12 yaşında Ömer adında öksüz bir çocuk gördüm. Bunu yanıma aldım. Bu görülünce, üç tane daha anası babası ölmüş yetim getirdiler. Onlara da para vermekle yetindim (17 Kasım 1916).”

Yukarıdaki alıntılar kısaca şöyle yorumlanabilir: İnsan, Atatürk için çok önemlidir; ancak insan yaşamına anlam katan diğer canlılar da önemlidir. İnsan doğası, tümel doğadan ayrı düşünülemez. En zor koşullarda bile güçsüzleri korumak, güçsüzler ile dayanışmak, insancılık ve uygarlık kavramının temel öğesidir. 

“Alphons Daudet’nin ‘Safo- Paris Gelenekleri’ romanını bitirdim (19 Kasım 1916).”

Her koşul altında okumak, eleştirel ve çözümleyici bir yaklaşımla okumak, Atatürk’ün en belirgin kişilik özelliğidir. Atatürk, okuma eyleminin, yazanların bilgi ve deneyim birikimine giden tek olduğunun bilincindedir. Okumak, Atatürk için, tinsel ve duyumsal bakımdan yetkinleşmenin, değişmenin ve değiştirmenin etkin yoludur, yöntemidir.  

Atatürk aynı zamanda seçkin bir askerdir; askeri disiplini içselleştirmiştir; ancak askerlik kurumunda da eleştirel düşünme ve davranmanın gerekliliğini inanan bir önderdir. Şu sözleri, bunun kanıtı sayılabilir.

“Üstler astlarıyla sohbet etmeli, onları serbest söz söylemeye alıştırmalı. Astın muhakeme şeklini bilmek, yararlı ve gerekli (21 Kasım 1916). 

“Kurmay Başkanı’yla tesettürün kaldırılması ve toplumsal yaşamımızın iyileştirilmesine ilişkin söyleşi.

1. Nitelikli, yaşamı bilen anne yetiştirmek.

2. Kadınlara özgürlüklerini vermek.

3. Kadınlarla bir arada bulunmak, erkeklerin ahlakı, fikirleri, duyguları üzerinde etkilidir (22 Kasım 1916).”

Yukarıdaki belirlemelerden de görüleceği üzere, Atatürk kadın erkek eşitliği ilkesini ve toplumsal uygarlaşma ve ilerlemenin ancak kadınların özgürleşmesiyle olanaklı olduğunu Cumhuriyet’ten çok önce bilincinde belirginleştirmiş ve yaşam ülküsü düzeyine yükseltmiştir.

Aşağıdaki alıntı, Atatürk’ün eleştirel düşünme, çözümleme ve böylece bilimi yol gösterici olarak görme anlayışını sergiler.  

“ ‘Allah’ı İnkâr Mümkün mü?’ (Filipeli Ahmet Hilmi) adlı eseri bitirdim. Bütün filozofların çeşitli dinlere mensup natüralistleri, akılcıları, materyalistleri, hukukçuları, düşünürleri, tasavvufçuları, ruhun varlığını ve yokluğunu, ruhun ve cismin bir veya ayrı olup olmadığını, ruhun kalıcı olup olmadığını inceliyor.

Bu incelemede bilim ve tekniğe dayananlar makbul. İmam Gazali, İbn Sina, İbn Rüşt gibi önde gelen Müslüman din adamlarının açıklamaları da sıradan açıklamalardan büsbütün başkadır, bilim, teknik ve felsefeyi, şeriatın açıklamalarını yorumlamak için evirip çevirmeye gayret etmişler.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 2, Aralık 1916, s. 69).

Atatürk’ün yukarıdaki belirlemeleri, felsefe ve bilim birikimini edinme ve uygarlaşma ve ilerleme kavramları açısından olumluyu olumsuzdan ayırma yetkinliğinin kanıtıdır. Eleştirel düşünme ve çözümleme, her türlü kültürel atılımın tek kaynağıdır.

Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Gerçekedebiyat.com 

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler