Ankara’nın tarih kokan caddesi
Birçok kentte, orada yaşayan insanlar için birikimleri, yaşanmışlıkları ve anıları olan sokaklar ve caddeler vardır.
O kente bir kimlik veren, yaşanmışlık katan, bir cazibe ve çekim merkezi olan caddeler de bulunur. Ankara’da başta Atatürk Bulvarı, Tunalı, Cinnah, 7. Cadde ve Anafartalar caddeleri bunların arasında. Ancak bana soracak olursanız Ankara’nın en önemli caddesi üzerindeki Merkez Postanesi, Sebze Hali, Tarihi Suluhanı, Tercüme Bürosu, otelleri, lokantaları, meyhaneleri, kültür ve yayınevleri, sosyal yaşamı ve mimari kimliği ile birlikte, Posta Caddesi’dir. Ankara’da 1929 Tahtakale Yangını sonrasında, önceki yılların Kızılbey Caddesi ile Uzun Çarşı ve Semerciler Caddesi gibi sokakların akslarının değiştirilmesi ya da birleştirilmesiyle, 1941-1944 yılları arasında oluşturulan Posta Caddesi, bu kentin belleğidir. 1950 öncesi çoğu Ankaralının belleğinde, anılarında iz bırakan ve artık çoğunun var olmadığı insan ve işyeri dokusu, binaları, güzellikleri ve özellikleri ile önemli bir caddedir. Ankara’nın başkent olmasından sonra Ulus ve civarındaki yapılaşmanın ilk ürünlerinden biri Posta ve Telgraf binasıydı. Yapının bir girişi de yandaki sokağa açılırdı. Bankalar Caddesi’nden (Atatürk Bulvarı) girilen sokağın sağ köşesinde postane, sol köşesinde Lozan Palas yer almıştı. Dar sokak, biraz ileride Kızılbey Caddesi ile birleşiyor, sonrasında cadde Uzun Çarşı Sokak ile buluşuyor, böylece yol hattı Balıkpazarı Caddesi’nde (Anafartalar Caddesi) noktalanıyordu. Yolun adı, daha sonra “Posta Caddesi” oldu. 1930-1950 yılları arası, Ankara’nın bir kasabadan modern bir başkente dönüşümünün en canlı hissedildiği dönemdir. Bu dönemde Posta Caddesi, şehrin sadece ticari merkezi değil, aynı zamanda entelektüel, sosyal ve idari kalbi konumundaydı. 1940’lı yıllarda caddede inşaat büroları, emlak komisyoncuları, nakliyat şirketleri, inşaat malzemesi satıcıları, otomobil, kamyon, traktör acenteleri yer edinmişlerdi. Devlet Hava Yolları Genel Müdürlüğü, Ankara Ticaret ve Sanayi Odası buradaydı, Baytarlar Cemiyeti binası da. Başkent Oteli, Devrim İlkokulu, Belediye Sebze Hali, 16. yüzyıldan kalan Sulu Han’la Cadde sona ererdi. Caddenin ismini aldığı ve caddenin en görkemli yapısı olan Merkez Postanesi (PTT) binasıdır. 1925 yılında Mimar Vedat Tek tarafından tamamlanan bu bina, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın şaheserlerinden biridir. 1930-1950 arası bu bina, Türkiye’nin dünyaya açılan kapısıydı. Cadde, o yıllarda düzgün kaldırımları, modern aydınlatma direkleri ve Batılı tarzda vitrinleri olan mağazalarıyla Ankara’nın en “Avrupai” caddesi olarak kabul edilirdi. Vilayet binasının yanındaki Telgrafhane binası eski posta binası olduğundan Ankara halkı bu binayı “Yeni Postane” olarak adlandırır. 1974 yılında bu bina yıkılarak yerine bugünkü büyük yapı inşa edilmiştir. 1940 senesinde dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel, bugünkü Posta Caddesi’nde bulunan Lozan Palas’ın olduğu yerden, yani büyük postanenin hemen dibinden, Yüzbaşıoğlu binasında Tercüme Bürosu’nu kurdu. Zemin kata Neşriyat Müdürlüğü, üst kata Talim ve Terbiye Dairesi yerleşmişti. Orta kata gelince, orası da Tercüme Bürosu’na ayrılmıştı. Burası, beyaz kapaklı klâsiklerin, Tercüme Dergisi’nin yayına hazırlandığı, Hasan Âli Yücel’li bir “çağ”ın karargâhı oldu. Tercüme Bürosu, dünyaya açılan bir pencereydi. Nurullah Ataç, Saffet Pala, Sabahattin Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Bedrettin Tuncel, Nusret Hızır, Yaşar Nabi Nayır, Vedat Günyol, Erol Güney, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli ve daha başkaları gelip çalışırlardı. Dünya klasiklerini çevirip Anadolu insanına armağan ederler. Milli Kütüphanenin ilk örneği de bu binada atılır. Aralarındaki konuşmalar, çıkan tartışmalar küçük odalara sığmazdı. Başka mekânlarda meyhane ve lokantalarda da sürerdi. Şairler, yazarlar, ressamlar, gazeteciler buralarda buluşurlardı. Yeni şiirler okunur, dergiler hazırlanır, tartışmalar, kavgalar yaşanırdı. Peyami Safa bir yazısında, “Asıl edebiyat tarihini yapan, fakat onun içinde yer almayan toplantılar ve zapta geçmemiş konuşmalar…” diyerek, bu buluşma noktalarının önemini vurgular. O yıllarda Posta Caddesi’nin en önemli özelliklerinden birisi de; meyhaneleridir. Atatürk Bulvarı’ndan Posta Caddesi’ne girişinde Acemin Meyhanesi de denilen ve ticari adı Yeni Hayat Lokantası olan, ancak halk arasındaki söylenişi ile Kürdün Meyhanesi bulunur. Meyhanenin çoğunluğu sol eğilimli ve genellikle edebiyatçı, ressam, gazeteci, tiyatrocu, yazar ve müzisyen gibi müdavimleri oluşturur. Bu müdavimlerin arasında; Çetin Altan, Cüneyt Arcayürek, Ceyhun Atuf Kansu, Orhan Veli, Mehmet Kemal, İlhan Berk, Nurullah Ataç, Fikret Otyam ve Cahit Akbay gibi isimler bulunur. Bunların yanı sıra maaşlarının ilk günlerinde felekten gün çalan küçük memurlar, halktan kişiler ve solcuları izleyen sivil polisler de müşteriler arasındadır. Altan Öymen, Orhan Veli’nin çıkardığı Yaprak Dergisi’nin bazı işlerini meyhaneden ve hemen karşı sıradaki postaneden kiraladığı posta kutusundan yönettiğini hatırlıyor. Mehmet Kemal, meyhanenin Kafkas ya da Azerbaycan kökenli şaka sever sahibi Mehmet Özdilli’nin şiveli konuşmasından ötürü hem Kürdün Meyhanesi, hem de Acemin Yeri olarak adlandırıldığını yazıyor. Abdestinde, namazında görünen garson “Kambur Hafız”ın müşteriler için veresiye defteri tuttuğunu ve takip ettiğini ekliyor. Diğer garson Mustafa ise “Tralambos” lakabını, Ankara’da yeni çalışmaya başlayan troleybüslerden alıyor. Meyhanenin kapanma saati yaklaşırken, “Tralambos kalkıyor!” diye seslenmesiyl, hesapların ödenme zamanının geldiğine işaret ediyor. Caddenin bir diğer önemli mekanı da Şükran Lokantası’dır. Başta Cahit Sıtkı Tarancı olmak üzere, Orhan Veli, Cahit Külebi, Necati Cumalı, Ahmet Muhip Dıranas lokantanın müşterileri arasında yer alır. Şükran Lokantası’na yazarların, sanatçıların, gazetecilerin yanı sıra adliyeden hakim ve savcıların, avukatların, Tercüme Bürosu çalışanlarının, civardaki bankaların memurların da mekanıdır. Cahit Sıtkı’nın cebinden çıkardığı kağıda el yazısıyla yazılmış “Otuz Beş Yaş” şiirini bu lokantada ilk kez okumuştur. Altan Öymen de Cahit Sıtkı’nın, lokantanın sokağa bakan camekânının dibindeki masaya erkenden gelip tek başına oturduğunu, bir yandan önündeki Türkçe ve Fransızca dergi ve gazetelere göz atarken, bir yandan da kadehi ve mezeleriyle meşgul olduğunu hatırlıyor. Arnavut asıllı sahibi Aslan Baba’nın heybetli bıyıklarından adını alan Palabıyığın Meyhanesi de buradadır. Bu meyhane, Büyük Palabıyık ya da Rakılı Palabıyık olarak da anılır. Posta Caddesi’nde bir Palabıyık daha bulunmakta, o da karşı kaldırımda Küçük Palabıyık ya da Şaraplı Palabıyık olarak anılmaktadır. Altan Öymen, karşı kaldırımdaki Büyük Palabıyık’ın rakı içilen, Küçük Palabıyık olarak da adlandırılan bu mekânın ise daha çok sarı leblebi eşliğinde ucuz şarap içilen ve ayın sonlarında Karpiç'e ya da Şükran'a gidilemediğinde zorunlu olarak başvurulan bir koltuk meyhanesi olduğunu anlatır. 1930’lu ve 40’lı yıllarda Posta Caddesi, Türkiye’nin entelektüel hafızasının tutulduğu yerdi. Sebze-Meyve Hali’nin Posta Caddesi tarafından girişinin sol köşesinde, Mahmut Nedim’in kırtasiye dükkânı bulunmaktaydı. Pergel takımları, suluboya ve renkli kalem kutuları, kenarları renkli ve ciltli ticari defterler buradan satın alınırdı. Akba Kitabevi, caddenin en ünlü noktalarından biriydi. Dönemin yazarları, şairleri ve siyasetçileri burada buluşur, yeni çıkan kitapları tartışırlardı. Ankara’nın en eski kırtasiyecileri ve gazete idarehaneleri bu cadde üzerindeydi. Ulus Gazetesi ve diğer resmi yayınların dağıtım noktaları buraya yakındı. O zamanlar Ankara’sının önde gelen eğitim kurumlarından Devrim İlkokulu bulunuyor. Posta caddesi üzerinde bulunan ve 2003'teki yangında bütünüyle yanan Modern Çarşı'dan önce burada Devrim İlkokulu varmış. 1930'dan Modern Çarşı'nın açıldığı 1957 yılına kadar tam 27 yıl boyunca varlığını sürdüren bu okul birkaç sıra halindeki kalın parmaklıklarla çevrili, akasyalı ve geniş bir bahçe içinde tek katlı, giriş kapısına birkaç basamaklı merdivenle ulaşılan bir binadır. Okulun öğrencilerinden Altan Öymen de 1938 eylül ayında okula başladığını, o sırada oturdukları yerden okulun 50 metre uzaklıkta olduğunu, 10 kasım 1938 sabahı teneffüste iken Atatürk’ün ölüm haberini aldıklarını, öğretmenler, görevliler ve öğrenciler birbirlerine bakarak uzun uzun ağladıklarını hatırlıyor. Posta Caddesi’nin Anafartalar’a çıkan noktasında tarihi Suluhan yer alır. II. Bayezıd devri yöneticilerinden Hasan Paşa tarafından 1508-1511 yılları arasında inşa edildiği bilinen iki katlı, iki avlulu kâgir bir şehir hanıdır. Daha önceki kayıtlarda “Hasanpaşa Hanı” olarak bahsedilen handa, Osmanlı döneminde kahve ve iplik ticareti yapılmaktaydı. 1929 yılındaki Balıkpazarı yangınında yapı tahrip oldu ve 1940'lı yıllarda hanın sadece dış duvarları ayakta kaldı. 1950'lere kadar harap halde varlığını sürdürerek; sebze, meyve satış yeri, küçük bir hal olarak kullanıldı. 1984 yılında moloz taş ve kesme taşla kâgir olarak, aslına uygun bir şekilde onarım ve restorasyondan geçerek günümüzdeki hâlini aldı. Günümüzde Suluhan Çarşısı adıyla Ankara’nın kültürel ve turistik mekânlarından biri olarak yaşamını sürdürmektedir. 1929 yangınında Posta Caddesinin sonunda yer alan Tahtakale Çarşısı ile cami, medrese, han ve hamam gibi birçok yapı da yok olmuştur. Tahtakale Hamamı ile Şehremaneti (Belediye) binası arasında bulunan Sebze Kapanı (sebze hali) da yanınca 1939 yılına kadar Suluhan avlusu sebze hali olarak kullanılmıştır. Bunun üzerine Ulus Hali ve oraya giden Susam Sokak kenarındaki çarşı inşa edilmiştir. Ulus Hal yapısı, 1937 yılında mimar Robert Oerley tarafından tasarlanmış özgün bir yapıdır. Hal’in güneybatısındaki Susam Sokağı’nda, II. Meşrutiyet ile başlayıp 1927-28 yılına kadar gelen I. Ulusal Mimari Dönemi’ni izleyen Avrupai Mimari Dönemi (1930-1940), kimi zaman da Viyana Kübiği (Sayıştay, Merkez Bankası gibi) adını alan döneme ait Alman-Avusturyalı-Macar mimarların yapıları görülür. Betonarme teknolojisinin henüz yeni olduğu dönemde geniş saçaklı, lineer düzenli bir yapı olarak tasarlanmıştır. Kentin modernleşme sürecini yansıtan önemli bir ticari yapıdır. Taze sebze, meyve, balık, et ve şarküteri ürünleri burada satılmaktadır. Halen, emeklilerden memurlara, ev hanımlarından gençlere kadar her kesimden Ankaralı için günlük yaşamın parçasıdır. Ulus Hali, Ankaralıların hafızasında “ucuz ve taze alışverişin adresi” olarak yer alır. Bugün hâlâ Ankara’nın kültürel mirası ve ticari yaşamının önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir. Posta Caddesi ve çevresi, Cumhuriyet’in “yeni insanının” sosyalleştiği bir alandı. Macar Lokantası ve ardından gelen Karpiç, bu caddenin hemen paralelinde veya çok yakınındaydı. Posta Caddesi üzerinde ise daha çok memurların ve gazetecilerin tercih ettiği öğle yemeği durakları bulunurdu. Şehre gelen yabancı heyetlerin ve iş insanlarının konakladığı butik oteller bu cadde üzerinde sıralanırdı. Caddedeki meyhaneler, esnafın gün sonunda buluştuğu yerlerdi. Meyhanelerde ticaret konuşmalarının yanı sıra siyaset ve günlük hayat tartışmaları yapılırdı. Kahvehaneler ise sabahları iş görüşmelerinin, öğleden sonraları ise sohbet ve oyunların mekânıydı. 1950’lere kadar Ankara’nın ticaret merkezi Kızılay değil, Ulus-Posta Caddesi aksıydı. İstanbul’dan getirilen kumaşların satıldığı manifaturacılar, dönemin “modern” kıyafetlerini diken terziler bu caddede yoğunlaşmıştı. Posta ve telgraf hizmetlerinin merkezi olması nedeniyle, iş dünyasının nabzı burada atardı. Erken Cumhuriyet dönemi apartmanları ve iş hanları, taş işçiliğiyle dikkat çeker. Bu dönemde Ankara’nın modernleşme sürecini yansıtan sivil mimarlık örnekleri cadde boyunca yükselmiştir. 1950 öncesinde Posta Caddesi, Ankara’nın ticaret ve sosyal yaşam belleğinde önemli bir yer tutuyordu. Zamanla cadde dokusu değişti, birçok yapı ve işyeri kayboldu ve sadece bu döneme ait anılar ve hatıralar kaldı. Halen Posta Caddesi’nde dolaşmayı severim, binaların mimarisi, Sebze Hali’nin pırıltılı dükkanları, Suluhan’daki renk cümbüşü, çeşit çeşit dükkanlar ve tüm acımasızlığı ile akıp giden zaman. Günümüzde mekânlar, insanlar, hayattan çekiliyor, bir süre sonra unutuluyor ve toplumsal bellekten siliniyor. Posta Caddesi’nde de zamanın ilerleyişi farklı olmadı. O lokantaların yerini, halıcı dükkânları, yedek parçacılar, banka şubeleri aldı. Hasan Ali ve Tercüme Bürosu geçmişe karıştı. Cadde’nin adı bile değişti. Nadir Avşaroğlu
Gercekedebiyat.com












