Son Dakika



Edebiyatta bir doktora” tezine başlamak isterseniz, sizi bir “Nazım Kitabı” ile tanıştırayım..

Kitabı bitirdiğinizde, akademik rütbelerin çok ötesinde bir okyanus derinliğinde kulaç attığınızı göreceksiniz. Çünkü edebiyatı anlamak için, tarihe de, sanata da, felsefe, ekonomi, sosyoloji, psikolojiye de, siyaset biliminden politik iktisada kadar insanı, toplumu, tarihsel gelişimi ilgilendiren tüm bilimlere ve sanatlara da yakın ilginizin olması şarttır.

Gerçek Edebiyat’ın derinliğine giden yol da, yöntem de budur. Büyük şairin sınırsız insan sevgisi ve gösterişsiz kültürü bunu sağlamıştır.

Peki, nedir bu, “büyük edebiyat cevheri” diyeceğimiz muhteşem kitap?

KEMAL TAHİRE MAPUSANEDEN MEKTUPLAR

Nazım Hikmet, 1902 yılında doğmuş ve 1963’te terk-i dünya eylemiştir. 61 yıllık ömründe, 61 yıl 6 ay toplam ceza vermişler ve bunun mahpusta geçen kısmı 18 yıldır.

Kemal Tahir’in deyimiyle, “Nazım Hikmet, büyük aşamaların yetiştirdiği, büyük aşamaları belirleyen büyük şairlerdendir.” (yukarıda adı geçen eser, sayfa 6).

Çocukluk ve gençlik günlerinin siyasal çalkantıları, bunalımlar, birinci ve ikinci paylaşım savaşları, Sovyet ve Cumhuriyet devrimleri, Türk Şiirinde yepyeni bir devrim yaratması, mapusluklar, sesini kısmak için açılan davalar, Çin ve Küba devrimleri, yurt dışına gitmek zorunda bırakılması, çektirilen ızdıraplar, hasretlikler, kadınlarla çok çalkantılı ilişkiler, hapiste yol gösterdiği, gelişmelerine öncülük ettiği büyük romancılar, ressamlar, öykücüler..

Kemal Tahir’e ve Orhan Kemal’e Türkiye’nin en büyük romancıları olacak gözüyle bakar.

nazım hikmet, kemal tahir

Kürşat Zaman (Türkiye) - 'Nazım Hikmet'. Karikatürcüler Derneği Nazım Hikmet Albümü

Bu kadar büyük dönüşümlerden, insan ancak, Nazım gibi devrimci dahi sanatçılarda rastlanan büyük umut ve iyimserlik gücüyle çıkabilir.

Uzun hapislik yıllarındaki üretkenliklerinde, hem Anadolu Türkçesinin sağlam temellerini, hem de insanımızın tarihsel-toplumsal gerçekliğini bulmuş ve eserlerinde yansıtmıştır.

Ömründe, yeryüzünde, evrende geçmiş ve gelecekteki yaşanan-beklenen bir çok olay ve olguyu sanatına-şiirine yansıtmıştır.

Böyle büyük Sanatçıların “milli birlikteki” yerleri olağanüstüdür. Çünkü halkın gerçeğini, gerçekçi bilimsel yöntemle ve üstün estetikle saptayıp göstermişlerdir. Milli birlikteki bu önemli yerleri görülmek istenmemiş ve tamamen asılsız savlarla içeride tutulmuştur.

Tüm hayatı, yaşadıkları, yazdıkları büyük bir “insanlık ve edebiyat dersi” örneğidir..

Yukarıdaki eserin sayfa 21 ve 22’sinde Halide Edip ve romancılığı üzerine öz bir değerlendirme mevcuttur.

Halide Edip romancılığının üçüncü devresinde sosyal meseleler ön plana gelir. Romanın bir sosyal tezinin olmasına, toplumsal bir davayı gütmesine vurgu yapılır. Kemal Tahir’e yazdığı bu mektuplarda, Nazım; roman kuruluşu tekniği yönünden Halide Edip’in bütün romanlarını çok iyi incelemek gerektiğini belirtir. Bir hapishane romanı için içerde yatmanın yetmeyeceğini, bunun yanısıra, romanı da bilmeyi, yani sosyal, psikolojik, fizyolojik, biyolojik bir olanağa sahip olmak gerektiğine işaret eder.

Edebiyatta realizmi gerçekleştirebilmek için romantizmden de yararlanmak gerektiğini öne sürer Nazım..

“…fertleri ve hadiseleri yerinde ve icabında bütün zaaflarıyla, kahramanlaştırmak -sırf edebiyatta- benim anladığım manada -sırf edebiyatta- realizm için bana lazımdır. Yapıcı, aktif, müessir realist edebiyatta bu tesir vasıtasını ihmal etmemek lazım… dozunda şişirilmiş kahraman ve kahramanlıklarıyla… aynı şey lirizm için de geçerli… kalbe dokunan cephesiyle lirizmden unsurlar almak…tesirci bir realist sanatı daha tam ve kamil ve faal yapar… aynı şeyi Balzac’ta… Şolohof’da da görürüz… yani yıkıcı ve yapıcı, hedefçi realizmin okuyucu üzerinde bütün tesir vasıtalarını kullanması lazımdır kanaatindeyim…” (sayfa 40-41)

Nazım Hikmet, her şartta yazabilirdi, 1941’in 10 Şubat’ında Bursa cezaevinden Kemal Tahir’e yazdığı mektup ekinde “Yemiş Bahçesinde” şiiri vardır.

“…Sevgilim…

…Bahtiyarız

Yaşıyabildiğimiz için..

Her halde çoktan öldürülmüştük

Sen Londra’da, Berlin’de olsaydın,

Ben Tobrukta olsaydım, -bir İngiliz şilebinde yahut-…”

İkinci emperyalist paylaşım savaşı sürerken, gürültü patırtı içinde dünya yanarken, cezaevinde bir Türk şairi olarak böyle rahat yazmanın çok zevkli olduğundan söz eder.

Gelelim “şairanelik” konusuna..

Sayfa 44-45’te bu konuda muazzam derinlik ve açıklıkta görüşler mevcuttur.

Sanatta samimiyet çok önemlidir. Gençlerin samimiyetsizliğinden, poz aldıklarından, şairane ve ukala olduklarından, münevver ukalalıklarından… söz eder. Şairanelik, yalnızca fecri ati, edebiyatı cedide, hececiler üslubunda değil, bu bir küçük burjuva münevverliği hastalığı olarak, sağlam ideoloji gruplarında da bulunabilir. En gerici politika nutuklarında da rastlanır. Örneğin Musolini’de.

Realist lirizm ile şairanelik arasında bir sınır olmalı..

Nazım, kendisinde de bolca şairanelik bulunduğunu, bundan kurtulduğunda tam şair olacağını, yazar.

Klasiklerde de bu hastalık var, yeni realistlerde de..

Nazım Hikmet insanlara çok şey öğretir ama insanlar bunu ondan öğrendiğinin farkına varmaz. İşte  aktif, yapıcı,öğretici realizm budur. Realist yazar bir ruh mühendisidir. Yeni realist edebiyatın tesirciliği okuyucuya hayata karşı yol göstermesidir. Bu iş ustalık ister. Roman ve şiirde nasihatin ötesine geçip edebiyata dahil edebileceğimiz eserler vermek gerekir.

Realist edebiyat demagojiden ve ajitasyondan uzak durmalıdır. Edebiyatta modern gerçekçilik(realizm) bilinçli olarak edebiyat alanına diyalektik materyalizmin uygulanmasıdır.(50-51). Bu felsefi görüşe göre, konu ile romancı arasında etkin bir ilişki bulunmaktadır. Realiteyi doğal bir şekilde yansıtmak yetmez, işlemek, analiz etmek, birleştirmek, en yüksek düzeyde estetik bir şekil ve tamamlama işlemi de gerekmektedir.

Sanatta en büyük ustalık ustalığı belli etmemektir. Bunun için ustalığı amaç değil, araç olarak kullanmalı.

Diyalektik materyalist felsefeye göre, maddi ve manevi olayları hareket halinde görmek gerekmektedir. Diyalektik materyalist felsefeyi anlamadan modern anlamda realist sanatçı olmak mümkün değildir. Bu felsefe tükenmez bir kaynaktır.

Balzak büyük gerçekçiydi, felsefede ise diyalektikçi değildi, realiteye çok saygılıydı, eserlerinde istemeyerek, farkında olmayarak diyalektik yöntemi kullanmıştır, bu yüzden realisttir. Romanlarında bir dönemin Fransa’sı geçmişi, bu günü ve gelecek unsurları ile yansımaktadır. Zola naturalisttir, bu akış yoktur, romanlarında.

Realist Balzak farkında olmadan diyalektik felsefeyi kullanırken, yeni realist Kemal Tahir ise bilinçli biçimde materyalizmi uygular. Bu yüzden Kemal Tahir’in realizmi kralcı Balzak’ın gerçekçiliğinden daha ileridir.

Birçok biyoloji bilgini bilimsel sahada diyalektik materyalist yöntemi kullanır, felsefelerinde ise idealist gericidirler.

Yeni realizm, felsefedeki diyalektik materyalizmin edebiyata bilinçli biçimde uygulanmasıdır. Bu hem romanda, hem de şiirde uslup meselesinde de belirleyici olmaktadır. Diyalektik materyalist realist sanatkarlar hayatın, insan ruhunun her cephesini ele almalıdırlar.

Roman ile hikaye arasındaki fark ne? Bu konu, sayfa 48-49’da örnekleriyle verilmiştir.

Fark nicelikte değil, niteliktedir. 400 sayfalık roman diye verilen bir eser aslında hikaye ve 50 sayfalık hikaye diye sunulan bir eserde esasında roman olabilir. İkisinin farkı sayfada değil, kuruluşunda, üremesinde, kalın ve ince hatların örülmesi meselesindedir. Romanda kalın hatlar çok boyutlu, derinlikli olmalıdır. Birey- aile durumları, dramları öyle bir-iki satırla yüzeysel verilemez, tek boyutlu bir cinsellikle ve saire geçiştirilemez, birkaç kalın hat bir arada gösterilmelidir, merak ve ilgi uyandırmalıdır bu hatlar.. kişilerin ruhsal değişimleri, bütün nedenleri ile kuvvetli biçimde işlenmelidir. Öyle küçük ayrıntılarda öyle derin ruh halleri saptanır ki insan bir çırpıda görür insanın dramını... Durumunu...

Aynı konu romanda birçok kalın hatların …mimarisi ile olur. Hikayede ise bir tek kalın hat etrafında ince çizgilerin sarmaş dolaş olmaları var”. (sayfa 50)

Benzerlikleri ise, merakla okunabilmeleridir. Sonu ne olacak, merakıdır bu... Roman bir hikayeler toplamı değil, ayrı bir nitelik, bir dokuma işidir.

Hikayede ve romanda ilk esas merakla okunmasıdır. İlgiyle bizi kendine çekmesidir. Sürükleyiciliktir. Hareket ve aksiyon en önemli sanat esaslarından biridir. Tolstoy, Balzak, Servantes, Gogol gibi tüm büyük romancılar yapılarını hareket üzerine kurmuşlardır. Kişileri kupkuru değil, hadise etrafındaki ruhi facialarıyla işlemek gerekir. Eğer ağırbaşlı facialar varsa  onların rengi karakalemdir, renkli lisanlar değil.

Yazarların köylü kavrayışı ve yansıtışı farklıdır:

Çehof, Şolohof, Gorki ve Tolstoy köylüdeki ruhsal derinlikleri, psikolojik bunalımları görüp eserlerinde mükemmel biçimde yansıtmışlardır.

Nazım Hikmet de Türk köylüsünün derin ruh hallerine sahip olduğunu düşünmektedir. Bizim edebiyatımızda bu derinliğin verilemediğini ve yüzeyde kalındığını öne sürmektedir.(63) “Her köylü gibi bilhassa bizim Türk köylüsü dehşetli mütefekkirdir.”(131)

Fransız edebiyatında köylünün yalnız küçük mülkiyetçiliği üzerinde durulmuştur.

Rus edebiyatında köylünün toprakla olan bağını bütün ruhsal görünümleriyle en iyi veren yazar Tolstoy olmuştur. Köylüyü en iyi tanıyan “kont” diyorlar Tolstoy için..

Nazım, Kemal Tahir’in de köylünün cinsel ilişkilerdeki ruhiyatını giderek iyi yazdığını, diğer yönlerini de daha iyi biçimde yazması için çalışmalar yapması gerektiğini öğütlemektedir. Sağırdere ve Kelleci romanları köyü ve köylü psikolojisini vermede çok başarılıdır. Sayfa 174-175’te küçük mülkiyetçiliğin bütün psikolojik görünümleri..

Nazım, üslup konusunda şunları yazar:

“Dostoyevski’nin muhtevası, üslubunun şeklini tayin eden esas unsurdur. Tolstoy’un, Gorki’nin üslupları temiz işlenmiş üsluplar ise bu her ikisinin de insana, okuyucuya saygı beslediklerinden ve muhtevalarının aydınlık, inanmış, marazilikten uzak bulunuşundandır.”(68) Dil ve anlatımda doğrudan, azami samimiyetle  ve çok canlı renklerle konuşulmasını önerir.

Luis Carlos Fernandes (Brezilya) - 'Nazım Hikmet'. Karikatürcüler Derneği Nazım Hikmet Albümü

Yazar üretkenliği konusunda hem Nazım, hem de Kemal Tahir çok verimli yazarlardır.

Az emekle çok veren, çok verim anlamında.. başkaları onların üretkenliğinin onda birine zor yetişmektedirler. Nazım kendi şiir verimi dışında, oluşumuna yardım ettiği fert-insan verimleriyle de meşhurdur. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Balaban..

Küçük öykü müthiş silahtır, çok da güç şeydir, dört başı mamur küçük hikaye tıpkı dört başı mamur rubai gibidir, akıldan çıkmaz.

Nazım Hikmet’in şiirde, romanda, öyküde  sürekli işlenmesi gereken geniş, ayrıntılı ve sonsuz olanaklı gördüğü tema; ezilen sınıfın mücadelesinin yansıtılmasıdır. Bu sanatsal çabayı asrın toplumsal dinamiklerinin anlaşılmasıyla birlikte düşünür.

Nazım’a göre, yirminci asırlı olmak, bu asırda emekten yana kavganın içinde olmak çok önemlidir. Asrın tüm sefaletiyle ve büyüklüğüyle anlaşılmasına çalışmak, yiten ve yeni gelen unsurlarıyla kavramak, etkin olarak asrımızın kavgasına “hayat” cephesinden katılmak ve saadete bu asırda ulaşacağımıza güvenmek…

Bunları yapabilmişsek, işte o zaman “yaşadık” diyebiliriz..

Her sanatçı ortaya koyduğu temayı, ürünü, konuyu yaşadığı asrın belirli bir özelliği ve tarafıyla bağlarsa iyi olur ve bu bizi ilgilendirir.

Diyelim ki şairin sevgilisine yazdığı bir şiir bu bağlantı özelliğini taşımıyorsa bu sadece ikisi arasındaki bir olaydır.

Yazarın kıymeti yaşadığı asrın bütününü ya da parçalarını yansıttığı orandadır. Çağın tanığı-sanığı olmak meselesi..

Nazım Hikmet, biçim ve içerik tartışmasında, önceliği “muhteva”ya, yani içeriğe verir.

Nazım Hikmet, sayfa 103’te, yazıyı, şiiri kullanarak, memleketinin insanları ve bu insanların arasındaki münasebetlerle hesaplaşmak mecburiyetinde” olduğunu söylüyor. Felsefede materyalist, hayatta idealist olduğunu belirtiyor. (126)

Memlektimden İnsan Manzaraları,  toplumsal gelişmelerin sanata-şiire yansımasının güzel bir örneğidir. Belirli dönemlerdeki çeşitli sınıflara mensup Türkiye insanları aracılığıyla ülkenin sosyal durumu anlatılmaktadır. Elbette donmuş biçimde değil, diyalektik seyir ve akış içinde. Bunun yanısıra, dünya durumu da anlaşılsın. Nereden gelip nerede olunduğu ve nereye gidildiği de yanıtını bulsun. Bu noktalar şairin ana meselesidir. Biçimciliğe düşmemek için insanları ve olayları olabildiğince çok yönlü vermeğe çalışmak gerekir. Manzaralar’ın fikir belkemiği belirli bir dönemde, somut insanlarla belirli bir memleketin gelişimini vermektir.(164)

Nazım Hikmet'in amacı, memleketinin sosyal bakımdan karakteristik tiplerini vererek memleketin manzarasını çizmek istiyor. Kitap bitince akılda ne kalacak? İnsanların aynasından memleketin topluca sosyal manzarası.

Sanat –ideoloji ilişkisinde Şair; iyi sanatkar oluşunu her şeyden önce ideolojisine borçlu olduğunu söyler.(146) Marksizmin teorik kaynaklarını; klasik Alman felsefesi, Fransız sosyolojisi, klasik İngiliz ekonomi politiği üzerine çok okumuş ve düşünmüştür.

Kapitalizmdeki insan tiplerinin uçsuz bucaksız olmadığını düşünür.

Bu karakterler ana hatlarında on, on beş gurupta tasnif edilebilir. Sayfa 165-166’da toplumdaki bu sınıfsal yapıdan ve özelliklerinden çarpıcı örnekler verilir.

Nazım Hikmet'in bazı yazarlar hakkındaki görüşleri, kıyaslamalı olarak sayfa 222-223’de verilmiştir. Gorki’ye sadece romancı demek Marks’a sadece iktisatçı demek kadar gülünçtür.

Gorki yeryüzünün en büyük şairidir. Ressam, musikişinas ve kavga adamıdır. Balzak, Tolstoy, Dostoyevski gibi romancı ölçüsüyle değerlendirmek uygun olmaz.

Kanımca Gorki de ötekiler gibi büyük romancı ama sadece o değil, çok daha ötesi..

Şolohov, Jack London büyük sosyalist romancılardır.

Şair’in sevgi anlayışı, sosyalist bir şair olarak somutta, şiir veriminde kendini çok net olarak gösterir.(235-236)

Vatanını ve halkını kimin daha çok-az sevdiğiakademik bir konu değil, üretkenlikle ölçülür, diyor ve hodri meydan, diyerek şairleri yazdıklarıyla, yarattıklarıyla, verimleriyle sahaya çağırıyor..

Çalışanları sevmeyen insan edebiyat yapamaz.(237)

Doğru laf orijinal laftan daha değerlidir.

Nazım Hikmet'in hapislikleriyle ilgili cümlesi(239) şöyle:

“…namussuzca bir iddia ve iftira ile, kanunsuz ve yolsuz olarak altı seneden beri hapishanede çürütülmek…”

Nazım Hikmet'te insan anlayışı, insan her zaman edebiyat nazariyelerinden öncedir. Zamparalık-ayyaşlık konusunda, kendini de, Orhan Kemal’i de eleştirir, şahsi kusurlarımızla mücadele edelim, diyor.(243-244)

Şahsi acılarla büyük insanlık acıları diyalektik bir sentezdir. Ve şahsın şahsi felaketleri dışında soyut hiçbir insanlık ızdırabı yoktur, diyor.(247)

Acı çekmeyen, insanlık ıstırabını anlamaz.

Şahsi felaket ve saadetlerimizle insanız, insanlığı anlarız..

Diyalektik metodun yardımcı metodları da var; abstraksiyon (soyutlama) endüksiyon(tümevarım), dedüksiyon(tümdengelim).

261-263’te, bu felsefi metod, roman tekniği, küçük hikaye ve tip üzerine özgün görüşler bulunmaktadır.

Sınıflı toplumlarda, kapitalizmde, insanlar standartlaştırılmışlardır. (271)

Tip, karakter, bilinçaltı, insandan ayrı olarak,  soyut olarak, numune, misal anlamında tip, artık tip yaratmak değil, insanları yazmak lazım, bu gibi konularda 271-274 arasında ilginç görüşler bulunmaktadır.

Sanat eseri nasıl değerlendirilmeli? Ne demiş; nasıl demiş? Ne zaman ve nerede?

“…Orhan Veli de dahil genç şairler son zamanlarda şekle kaçıyorlar,nasıl demiş, fena dememiş, eğlenceli, hoş, zeki ve akıllıca, peki, ne demiş, hiç.. genç şair A Kadir ise gerçekten aynı ustalıkla söylemeğe değer şeyler söylemektedir.”(341)

Nazım-Piraye sevgisi: “..344’te, birbirimizi yıllardır severiz, bu elbette roman sevdası değil, bu sevgide annelik, ağabeylik, babalık, arkadaşlık, dostluk, insanlık vardır, ama roman yoktur, doğrusu melodram yoktur, sahici, realist roman, yani hayat vardır.”

“..büyük hikaye, roman bunlar tasnif, aldırma, mesele doğru, samimi, ustaca anlatmaktadır…”

İhtiyarlığı-hastalığı ve ölümü yenmek için Nazım Hikmet formülü; çalışmak, üretmek ve  en geniş manasıyla güzel bir şeye bağlanmak ve sevmek şarttır.

Benim idealim de, Anadolu’yu baştan başa dolaşıp on ciltlik bir eser yazmak. Romanlık, öykülük, durumları ve dramları denemesel, öyküsel ve lirik biçimde  aynı ciltlerde kaleme almak...

Bir politikacıyı marangozun gözüyle ayrı yazarın gözüyle ayrı vereceksin. Mesela Abdülhamit marangozun gözüyle çok iyi olabilir, yazarın gözüyle hem iyi hem kötü taraflarıyla, daha çok da kötü taraflarıyla verilmeli, çünkü realitede belli ki kötü tarafları daha çoktu..

Sanat yapmak-tüm çeşitleri dahil- hikaye etmek demektir.

Çeşitlerin farkı, hangi araçlarla, hangi teknikle hikaye edildiğidir.

Nazım Hikmet varoluşçu bir yazardır. Kendini var etmiştir. Ayrıca “var edici” bir yazardır. Kemal Tahir’i, Orhan Kemal’i, Balaban’ı ve daha başka kimselerin de “var oluşlarına” çok ama çok katkı vermiştir.

Fransız varoluşçularını bir miktar eleştirir. Sözde realist, hakikatte ise realitenin ve insanların sadece en kötü taraflarını ele aldıklarını, ümitsiz olduklarını, bunalımlı insanları birinci plana getirdiklerini, sosyal şartların kötü de olsa giderek iyileşeceklerini söylemektedir.

Dostlar,

Görülmektedir ki, elimizde sanatta, edebiyatta, roman ve şiirde bizi her okuyuşta yeni düşüncelere, imgelere, felsefi arayışlara ve hayatın daha derinlerindeki gerçekliklere doğru ilgiyle çekecek bir baş yapıt ve bir yeryüzü insanı, sanat dehası, Türk aydınının zirvedeki temsilcisi, dünya ve evren şairi bulunmaktadır.

Gelin, bu bitmez hazinemizi hep yeniden okuyalım, yapıtlarındaki tükenmez büyük umudu, insanlık coşkusunu yüreklerimizde geleceğin parlak ışıkları yapalım.
Nazım Hikmet, Kemal Tahire Mapusaneden Mektuplar, Bilgi Yayınevi, ikinci basım, haziran 1975, 430 sayfa, Ankara.

Halit Suiçmez
Gerçek Edebiyat

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)