Son Dakika

hangi-hayat-yasanmaya-degerdir-999478.webp


Yukarıdaki soruyu cevaplayabilmek geniş bir kompozisyon gerektirir ama yine de birkaç başlık altında konuya yönelik fikirler sunulabilir. Bu katkı önemli olacaktır... Çünkü fikirler fikirleri doğurur, küçük yararlı bir bilgi hayatın seyrini değiştirir. 
Yaşanmaya değer bir hayat hemen hemen herkeste farklı karşılık bulur. Kiminde para, güç, konfor; kiminde korunaklı, güvenli zarif bir kasaba evi, çiçek böcek, kaplumbağa, doğayla barışık, çoluk çocuk, huzur dolu bir hayat... Kiminde ev ve işyeri arasına sıkışıp kalmış, "Azıcık aşım, ağrısız başım" deyimiyle ifade edilen zorunlu temel ihtiyaçların giderildigi, sürekli tekrarlanan bir hayat... Bir kısmında sadece haz ve arzuların karşılanması, bir diğerinde "Tütünsüz hayat yaşanmaya değer değildir -Moliere-", ötekinde ise gerçeklerin eskimedigi, yaşamın özleme ve anılara dönüşmedigi, büyüdükçe kirlenmeyen güzelliğin, narin ve ince çocuksu tenin devamlılığı, kiminde ise nerde ve nasıl olursa olsun, zayıf ve etkisiz olsa bile sadece nefes alıp vererek, "inadına yaşamak" yeterli olur. 
Liste uzayabilir... Yaşamak insanın trajedisidir ve herkesin yaşamı gerçekleştirme istem ve iradesi farklıdır. 
Soru şudur: Gerçekten yaşamak istediğimiz hayat hangisidir?
Gerçeklik algımızın yalancı ve sahte gerçekliğe teslim edildiği her hayat yaşanmaya değer değildir... Bu şu anlama gelir: Tanrıların söz sahibi olduğu, politikacıların, haham, papaz, imam, reis ve benzerlerinin, kısacası kölesi olduğumuz yaşamların değeri yoktur. Bilginin ve bilgi aktarımının engellendiği, gürültü, yoksulluk, yabancılaşma ve pazarlanmanın bireyi kurban seçtiği uzak hayatlar değersizlik üretirler. Tek cümleyle efendinin ayak sesleriyle ezilen hiç kimse hayatın tadına varamaz... Otorite canlılığı eksiltir ve kirletir. Çer çöp üreterek insanı iki ucu kirli seçime zorlar. 
Şimdi ise başlıktaki soruya, yani yukarıda anlatılanların tersi bir düzlem üzerinden cevap arayalım: Eğer yaşam farklılık ve çeşitlilik, düzen ve eşitlik, sevgi ve özveri ile dengelenirse, insani niteliklerimizin tümünü kapsayacak bir değerlilik ortaya çıkar... Bir dilim ekmek için ölesiye çalışılmaz. Hayatta kalma dürtüsü kabusa dönüşmez. Beynimizin saldırgan, açgözlü yanları törpülenir ve birbirimize güvenimiz artar... Doğanın narin güzelliği, mevsimlerin dönüşümü, aşk ve huzur içimizi coşkuyla doldurur. Korku ve endişe, sabah ya da günün herhangi bir saatinde ölmek, savaşa gönderilmek veya aç kalmakla karşılaşma gibi kaygılar taşımayız. Daha adil, daha eşit, duruluga ve temizliğe açılan bir yaşam... Böyle bir yaşam yaşanmaya değer olmaz mı?
Konuyu aklı ve değeri esas alacak daha iyi bir yaşama yaklaşma dileğiyle bitirelim: Hayat çok defa kontrol edilebilir değildir ama doğru zaman, doğru oran ve sevgiyle karşılaşmak elimizdedir. Kemersiz bir burnu seçme şansımız yoktur ama kültürümüzü seçme şansımız vardır. Hiçbirimiz atalarımızdan gelen kültürel izleri taşımak zorunda değildir. Doğru bir hayatı seçtiğimizde bütün parçalar -ki hayat parçaların toplamıdır- işbirliği içinde etkin yaşamı gerçekleştirirler. Bu gelişme de kendini olumlayan ve çoğaltan zihin yapısına hizmet eder. 
Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler