Ticanilik nasıl ortaya çıktı
Türkiye'de bugün bildiğimiz tarikatların babası Ticanilikti. Ticanilik nedir? Türkiye'de Ticaniler.
25 Şubat 1951… Kırşehir’de karlı bir kış gecesiydi. İki kişi, saat sabaha karşı 4 dolaylarında siyah otomobillerini eski belediye binasının yanına park ettiler. Ellerinde çekiç indiler, yürüdüler… Şehrin tören alanı olarak kullanılan Yeni Çarşı’daki İş Bankası’nın önüne geldiler. Orada bulunan, Atatürk’ün beyaz mermere yontulmuş yüzüne vurmaya başladılar. Burnunu, çenesini kırdılar… Koşarak kaçtılar. Geldikleri otomobille Ankara’ya döndüler. Cumhuriyet tarihinde bir ilkti. Memleket ayağa kalktı. İstanbul, Ankara, İzmir’de halk sokağa döküldü. İstanbul Üniversitesi’nden kalabalık bir öğrenci grubu Kırşehir’de protesto yürüyüşü yaptı. Saldırganlar Ticani’ydi. TİCANİLİK NEDİR? Dilimize “yobaz” anlamında yerleşen Ticanilik aslında Kuzey Afrika kökenli bir tarikat ismiydi. 1780’li yıllarda, Fas doğumlu Ebu’l Ahmed et-Ticani tarafından Cezayir’de kurulmuştu. Başta Cezayir, Fas, Tunus ve özellikle Senegal olmak üzere bütün Afrika’ya yayılmış, 150 yıl sonra, 1930’larda Türkiye’ye gelmişti. Mehmet Kemal Pilavoğlu temsil ediyordu. Hukuk Fakültesini son sınıfta bırakmış, tarikat ayağıyla ün salmaya başlamıştı. Ahmed et-Ticani’yi rüyasında gördüğünü, şeyhin kendisine el verdiğini, ruhsat verdiğini söyleyerek, mürit toplamıştı. Müritlere “ahbap” deniyordu. Pilavoğlu, farklı bir tarikat şeyhiydi. Her gün tıraş oluyor, takım elbise giyiyor, kravat takıyordu. Müritlerine tahta kılıç veriyor, “itikadın sağlamsa, bu kılıç kavga anında 70 metre uzar” diyordu. Müritleriyle birlikte seyahat etmiyordu. “Siz trenle gidin, ben uçarak geleceğim” diyordu. Kendisini uçarken gördüğüne tanıklık eden, kendisi gibi sahtekâr yardımcıları vardı. Bu dolandırıcıya inanan garibanlar, yiyecek, para, altın elde avuçta ne varsa yağdırıyordu. Cumhuriyet düşmanlığını paraya çeviriyor, cebini doldurmak için cehaleti sömürüyor, “heykel puttur, laiklik dinsizliktir, hilafeti kaldıran Atatürk melundur” diyordu. 1934’ten başlayarak defalarca kovuşturmaya uğradı. Her defasında yemin billah ederek “Ticaniliği bıraktığı”nı söyledi, sıyırdı. Kemal Pilavoğlu'nun Bozcaada'daki evi Sözde müritleri ilk kez 1943’te kovuşturmaya uğrasa da serbest bırakıldı. Bir süre sonra “Heykel puttur”, “laiklik dinsizliktir”, “Hilafeti kaldıran Atatürk melundur”, “Türkçe ezan küfürdür” gibi sloganlarla ortaya çıktılar ve ilk büyük eylemlerini 4 Şubat 1949 günü gerçekleştirdiler. İki Pilavoğlu müridi TBMM’ye geldiler, dinleyici bölümüne oturdular. Oturum devam ederken, ayağa kalktılar, bağıra bağıra Arapça ezan okumaya başladılar, Türkçe ezanı protesto ediyorlardı. Meclis karıştı. Türk basını eylemin üzerinde çok durmasa da yabancı basın, “görülmemiş hadise” diye duyurdu. Pilavoğlu tutuklandı, yargılandı, yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı. Çıkınca, jandarma eşliğinde Bozcaada’ya sürgüne gönderildi. Eşini, üç çocuğunu aldı, 20 müridiyle birlikte Ada’ya yerleşti. Etrafına şirin görünmek için öğrencilere bedava defter, kalem dağıtmaya başladı. Bakkal dükkânı, manav, mandıra, fırın açtı. Ada ekonomisine hâkim oldu. “Şarap günahtır, üzümlerini şarap üretenlere verenler cehennemde cayır cayır yanar” dedi, Müslüman bağcıların yüreğine korku saldı. Adayı terk eden Rumların bağlarını ucuza satın aldı. Pekmez üretti, servet edindi. Kısa sürede mürit sayısı 150’ye ulaştı. Bozcaada’daki yüksek duvarlı evine “Sefa Evi” adını vermişti. Evde kanaryadan, bülbüle uçan-uçmayan her türlü hayvan vardı. Evinin kapısına da “Önce düşün, sonra çalış, Laf adamı değil, iş adamı ol” yazılıydı. “Pilavoğlu çarkı” diye anılan manav tezgâhında örneğin patlıcan diğer manavlarda 70 kuruşsa orada 50 kuruştu. O günlerde patlıcan Türkiye genelinde100 kuruştu. Aslında hedefi Bozcaada’yı turistik bir ada haline getirmekti. Ama bir şartı vardı: “Gavurlar gelmesin!” Derken… Eşi, 65 yaşındaki tarikat şeyhinin işlettiği fırının üst katında, çırılçıplak halde, 10 yaşında üç erkek çocuğuyla bastı. 1975’de bir kez daha tutuklandı. Bursa’da yargılandı. İki yıl sonra, 1977’de 71 yaşında öldü. 50’li yıllara damgasını vuran bu sahtekâr ölünce, bu kez, Nakşibendiler, Süleymancılar, Nurcular ön plana çıktılar. Ticaniliğin pabucu dama atılmıştı. Ne var ki, 25 Şubat 1951’deki Kırşehir eylemiyle Atatürk büstlerine yönelik saldırıların önünü açılmıştı. 1951’de Atatürk heykellerine yönelik 57 saldırı oldu. Arkası çorap söküğü gibi gelecekti. 2015 yılında Amerikan gazeteleri “Türkiye’den İŞİD’ e militan akıyor, Ankara Hacı Bayram semti İŞİD’ in militan devşirme merkezi” diye yazdılar. Kemal Pilavoğlu’nun merkez üssü, o Hacı Bayram semtiydi. Kırşehir’de Atatürk büstünü kıranalar da orada, yuvalandıkları bir adreste yakalanmıştı. Kemal Pilavoğlu’nun müritleriyle hemhal olduğu Ankara’daki evi de Hacı Bayram’daydı. Kırşehir’deki Atatürk Heykeli’ne dönelim… Cumhurbaşkanı Celal Bayar, kırılan büstün yerine Çankaya Köşkü’ndeki bronz Atatürk büstünü Kırşehir’e gönderdi, dönemin içişleri bakanı tarafından törenle yerleştirildi. Ne yazık ki karşı devrim Cumhuriyetin ilan edildiği günden bu yana sürüyor. Selim Esen
Gercekedebiyat.com













