“Padişahın atı yüzümüze baktı!”

Haberiniz olmuştur: Fransız Kültür Bakanlığı, yabancı ülkeler için tertiplediği Les Belles Etrangeres dizisinin yirmincisini, Türk Edebiyatı'na ayırdı; epeyce kalabalık bir Türk yazar topluluğu Fransa'ya çağrıldı; gezdiler, tozdular, toplantılar, toplantılarda söyleşiler yaplar, radyo ve televizyon programları, falan filân!  

Fransızlar ne Türkiye'yi sever, ne de Türkleri; benim bildiğim —düpedüz yaşadığım budur zaten Fransız Kültür Bakanlığı'nın aklına, Türk Edebiyatı, ancak yirminci sırada gelebilmiş; bu da onu göstermiyor mu? 

Hele bir kurcalayınız, aynı Les Belles Etrangeres dizisinde Türkiye'den önce kim bilir ne “koftiden' ülkelere yer vermişlerdir, bu da dediğimin doğruluğunu gösterir. 

Türk Edebiyatı'na ilgileri (daha doğrusu ilgisizlikleri) bunun bir başka kanıtı: Fransızcaya çevrilip yayımlanan öteki ülke roman ve hikâyelerine oranla Türkçeden çeviriler, zaten “devede kulaktır" ya; bir de hangi kitapları çevirdiklerine bakmalı ya Türkiye'yi geri kalmış ya vahşi, kırsal bir “barbarlar” ülkesi gibi gösteren eserler çevrilmiştir; ya da Midnight Express örneği, ülkemizdeki her şeyi kötü ve karanlık anlatan, 'marjinal' sayılabilecek roman ve hikâyeler.  

Kısacası Fransa, Türkiye'yi okuruna tanıtmak için seçe seçe, öteden beri ülkesini Batı'ya “gammazlayan" Türk yazarlarını seçmiştir.  

KÖR KÖR PARMAĞIM GÖZÜNE! 

Türkiye aleyhine Fransız tepkisi, sanırım, iki nedenle açıklanabilir: Birincisi, Fransızlar'ın kültürlerinin köken olarak eski Yunan kültürüne bağlı olduğuna fena halde inanmaları; böyle olunca da tercihlerinin Yunanistan'a kayması; ikincisiyse, 1870'li yıllardan başlayarak, Türkiye-Almanya ilişkilerinin çok sık ve sıkı bir hâle gelmesi; bilindiği gibi Almanya, yakın zamana kadar —hâttâ şimdi bile —  Fransa'nın en büyük rakibiydi; eh, rakibiyle canciğer kuzu sarması bir ülkeye, Fransızlar'ın “yan oturması” da olağan sayılmalı!  

Paris, Ortadoğu'da durumu dengelemek için, çok yakınlara kadar, Atina, Tel-Aviv, Beyrut sacayağına oynamıştır; uluslararası konjonktür elverdikçe de (Kıbrıs sorunu, Kürt sorunu, Ermeni sorunu) Ankara aleyhine tavır takınmıştır. 

Oysa bir süredir, Paris'in Ankara'ya bakışı değişiyor; söz gelişi bir yetkili, Cumhuriyet muhabirine, Türkiye'nin Paris için bir istikrar unsuru olduğunu söylemiş; evet, haber şöyle devam ediyor:  

... Fransız diplomatik çevreleri, Türkiye'ye, kendi bölgesinde global istikrar yaratabilecek bir güç olarak bakıyor; Cumhuriyet muhabirinin, 'bu değerlendirme gerçek mi, yoksa pohpohlayıcı bir yaklaşımın ifadesi mi?' sorusuna bir Fransız yetkili, 'Bulunduğu konumda Ankara'nın bu istikrarı sağlayacağına inandıkları yanıtını verdi.” (Cumhuriyet, 4 Mayıs 1993).  

Bu tavır aslında, içinde yaşadığımız konjonktürel durumda, Almanya'nın Türkiye'ye nasıl baktığı ile karşılaştırılınca, bir anlam kazanıyor... Daha geçen gün, Almanya'nın Türkiye'yi bölgesel güç olarak görmek istemediğine işaret etmemiş miydik! 

Almanya, yükselen Türkiye'nin, hem AT politikasında, hem “Doğu politikası'nda, onun kontrolünden çıkıp başına dert, belki ciddi bir rakip olacağından kaygılıdır; bu takdirde, Avrupa Topluluğu içinde Almanya ile ciddi rekabet halindeki Fransa'nın Türkiye'ye ilgi duymasından daha tabii ne olabilir? 

Üstelik “yükselen” Türkiye, Ortadoğu'da eski Fransız “piyonları” sayılan Atina, Beyrut ve Tel-Aviv'i aşmış; hem Ortadoğu, hem Karadeniz, hem Orta Asya, hem de Kafkas ülkelerine yayılan geniş bir ilişkiler ağının merkezinde görünmeye başlamıştır.  

Fransız Kültür Bakanlığı'nın, yirminci sırada da olsa Türk Edebiyatı'nı Les Belles Etrangeres dizisine dahil etmesi ne Türk Edebiyatı'nı önemsediğinden doğuyor ne de bu önemi ansızın keşfetmesinden! Ortadoğu'da yanlış atlara oynadıklarını nihayet fark ediyorlar! 

Yoksa daha 1960'larda bile, ünlü Larousse Universellein Türkiye maddesinde, Türk Edebiyatı için şu değerlendirmeyi yaparlar mıydı: “Türk Edebiyatı orijinallikten yoksundur, üstünde uzun boylu durmaya değmez.” (Hangi Batı, 1972, s. 74).  

Türk Edebiyatı'nı ciddiye almak, onu Fransız halkına tanıtmak, böyle içinden pazarlıklı, al gülüm ver gülüm tertipleriyle gerçekleşmez; Türkiye'de klâsik ya da modern, bütün önemli Fransız yazarlarını Türkçesinden okumak mümkündür; Fransa'da bütün önemli Rus, İspanyol, İtalyan, hâttâ Arap yazarlarını Fransızca okumanız mümkündür; peki, klâsik ya da modern bütün önemli Türk yazarlarını Fransızcadan okumanız mümkün müdür? Hayır!  

Daha ne konuşuyorlar? 

Attilâ İlhan  

(Hangi Edebiyat?, Türkiye İş Barkası Kültür Yayınları, s. 191-193) 
Gercekedebiyat.com 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)