ticaniler-20260303115517389.png


1951 yılının Türkiye’de ve Dünya’da önemli olaylara tanık olunan bir yıl olduğu söylenebilir.

Kısaca değinecek olursak, İstanbul polisi, 22 Mart günü, Taksim Pire Mehmet Sokağı 14 numaralı apartmana baskın düzenledi.

Kumar oynayanlar arasında yazar Necip Fazıl Kısakürek de vardı.

Kısakürek, 3 Nisan günü çıkarıldığı mahkemede 30 lira para cezasına çarptırıldı.

12 Mart günü Demokrat Parti Konya İl Kongresi’nde fes, çarşaf ve Arap harflerinin serbest bırakılması istendi.

13 gün sonra, 25 Mart günü ise, Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.

3 Mayıs’ta Demokrat Parti Meclis Grubu’nda din eğitiminin genişletilmesi istendi.

Türkiye’de ilk kalp ameliyatı 8 Haziran günü Ankara Gülhane Askeri Hastanesi'nde gerçekleştirildi.

Bakanlar Kurulu 15 Ağustos’ta, Nazım Hikmet'i vatandaşlıktan çıkardı.

23 Ağustos günü İzmir Fuarı’nda komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle Çekoslovak Pavyonu kapatıldı.

13 Ekim’de Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği güzellik yarışmasında, Günseli Başar Türkiye Güzellik Kraliçesi seçildi.

16 Ekim günü Pakistan Başbakanı Ali Han öldürüldü. 26 Ekim’de son büyük Türkiye Komünist Partisi tevkifatı başladı.

28 Ekim günü Falih Rıfkı Atay’ın, “Yeni Rusya” adlı kitabı okul kitaplıklarından toplatıldı.

Daha nice irili ufaklı, sevindirici ya da üzücü olay yaşandı 1951 yılında. Ama bir olay vardı ki, tüy dikecekti o yıla…

25 Şubat 1951 günü “Ticani” iki saldırgan Kırşehir’de Atatürk heykeline saldırdı. Bu Cumhuriyet tarihinde bir ilkti.

Demokrat Parti, iktidara gelişinin henüz dokuzuncu ayı içerisindeydi. Kemal Pilavoğlu tarafından Kırşehir’e gönderilen müritleri, karlı bir kış gecesi, sabaha karşı saat 4’te şehrin tören alanı olarak kullanılan Yeni Çarşı’da bulunan Atatürk’ün beyaz mermere yontulmuş büstüne vurmaya başladılar. Büstün burnunu, çenesini kırdılar, koşarak kaçtılar ve Ankara’ya döndüler.

ticaniler

Ertesi gün öfke ve üzüntü, protesto söylemleri ve yürüyüşlere dönüştü. Saldırganlar yakalandı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, halkın öfkesini törpüler düşüncesiyle Çankaya Köşkü’ndeki bronz Atatürk büstünü Kırşehir’e gönderdi.

TİCANİ TARİKATI NEDİR? TİCANİ TARİKATINI KİM KURMUŞTUR?

Ticani bir tarikat adıydı. Adını kurucusu 1737 Cezayir doğumlu Seyyid Ahmed Ticanî’den alıyordu.

Türkiye’ye taşıyansa Mehmet Kemal Pilavoğlu’ydu.

Pilavoğlu, Ankara Hukuk Fakültesi son sınıfındayken, öğrenimini yarıda bırakmış, 1926 yılında Beyrut’tan İstanbul’a gelen Abdulkadir Medine’den aldığı icazetle kendini tarikata adamıştı.

Dönemin hükümeti içinde etkili konumda bulunan kimi siyasetçiler de “oy sağlama” amacıyla bu tarikatın faaliyetlerine gizliden gizliye destek oluyorlardı.

Pilavoğlu düpedüz dolandırıcıydı. Ona inanan garibanlar, para, altın, yiyecek, ellerinde avuçlarında ne varsa yağdırıyorlardı.

Pilavoğlu cehaleti sömürüyor, Cumhuriyet düşmanlığını paraya çeviriyordu.

Kırşehir saldırısı ilk değildi.

TİCANİLERİN EYLEMLERİ

1942’de ezan Türkçe okunurken tarikatın müritlerinden Sadık Çakartepe Ulus Zincirli Camii’nde Arapça ezan okumuş, tutuklanmıştı.

Yine aynı yıllarda Hacı Bayram Camii’nde Hoca, devlete itaatin “ulü-l emr’e itaat”, devlete isyanın günah olduğunu anlatırken, tarikatın müritlerinden Yusuf Özcan Arapça ezan okumaya başlamış olay karakolda sonlanmıştı.

Sonraları, Başbakan Menderes’in talimatıyla ezanın aslına döndürüldüğü 1950’yi izleyen yıllarda Ticanîlerin eylemlerini arttıracağı, Atatürk heykellerine saldırılarını sürdüreceği görülecekti.

Ticani Pilavoğlu’nun çok partili demokrasiye geçmeden kısa bir süre önce, 4 Şubat 1949 günü Meclis’e gönderdiği iki müridi, toplantı devam ederken Türkçe ezanı protesto etmek için ayağa kalkmış, avaz avaz Arapça ezan okumuşlardı. Milletvekilleri donmuş kalmışlardı… Ertesi gün gazeteler, “görülmemiş hadise” manşetleriyle yayınlanmıştı.

Ticani Tarikatının eylemleri 28 Nisan 1951 tarihli Ulus gazetesinde geniş yer almıştı. Gazete haberine göre, 1950’den 1951 yılına kadar Atatürk’ün büst ve heykellerine 9, manevi şahsiyetine 5, fotoğraflarına 1 kez olmak üzere 15 saldırı olayı yapılmıştı. Nadir Nadi’yse, 28 Haziran 1951 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Artık Yeter” başlıklı yazısında şöyle yakınıyordu:

“İstiklal Savaşı’nın büyük kahramanı, Türk İnkılâbının baş yaratıcısı, hürriyetlerimizin eşsiz temsilcisi Atatürk’e karşı bir müddettir girişilen tecavüz hareketleri son zamanlarda göze çarparcasına yüreğimize bıçak saplanırcasına arttı. Birbirinden çok uzak yurt köşelerinde, birbirini belki hiç tanımayan, fakat hayret edilecek kadar birbirine benzeyen çember sakallı, karanlık suratlı birtakım adamlar rastladıkları büstlere saldırıyorlar. Resmî ağızlar, memlekette irtica olmadığına dair demeçler veriyor, vicdan hürriyetinin kutsallığından bahsediyorlar…”

Kemal Ppilavoğlu

Öte yandan Pilavoğlu, eylemleriyle zırcahil müritlerinin sayısını katlıyordu.

Pilavoğlu ve müritleri ilk kez 1943’te kovuşturmaya uğramış, ancak kısa bir süre sonra serbest bırakılmışlardı.

Bir süre sonra da “heykel puttur”, “laiklik dinsizliktir”, “Hilafeti kaldıran Atatürk melundur”, “Türkçe ezan küfürdür” gibi sloganlarla ortaya çıkmışlardı.

Kemal Pilavoğlu, 1952 yılında Ankara’da kitapçılık yaparken laikliğe aykırı hareket etmek, bildiri dağıtmak, Atatürk büstünü kırdırmak ve tarikatçılık yapmak suçlarıyla yargılandı, verilen yedi yıl hapis, beş yıl sürgün, beş yıl da polis gözetimi cezasını tamamladıktan sonra Bozcaada’ya geldi. Burada üzüm bağları satın aldı. Bakkal, kasap dükkânı, mandıra, fırın açtı. Müritlerini bedava çalıştırdı.

27 Mayıs’ın ardından Cemal Gürsel cumhurbaşkanı olunca, Kemal Pilavoğlu hemen bir çeşme yaptırdı, “Gürsel Çeşmesi” adını verdi. Sürgün cezası sona ermiş, ama o Bozcaada’dan ayrılmamıştı. Yüksek duvarlarla çevirdiği “Sefa evi” adını verdiği evinden ayrılmadı. 65 yaşındaydı…

İşlettiği fırının üst katında, çırılçıplak vaziyette, 13-14 yaşlarında üç erkek çocuğuyla basıldı. Baskını yapan eşiydi!

Bozcaada’dan kaçtı, Ankara’da yakalandı, tutuklandı, Bursa’da yargılandı. Çocuklara, saat, elbise, çeşitli hediyeler vermiş, “Sizi cennete koyacağım” diyerek tecavüz etmişti. Mahkeme devam ederken, beş ay sonra öldü.

Atatürk heykellerine saldırıların alışkanlık haline geldiği 1951 yılında 57 saldırı oldu. Ticaniler, Demokrat Parti iktidarında güçlendikleri gibi, Cumhuriyet’in, Kemalist devrimin antitezi dinsel gericilik ve şoven milliyetçilikten güç devşiren AKP iktidarında da Türkiye’yi Ortaçağ karanlığına çekmeye çalışan benzer tarikatların Atatürk heykellerine saldırıları tırmandı.

Mustafa Kemal’in “Türkiye Cumhuriyeti şeyhlerin, dervişlerin, müritlerin, meczupların memleketi olmayacak” sözünün üzerinden bir yüz yıl geçti.

Dinsel gericiliğin ve şoven milliyetçiliğin arkasındaki ABD merkezli emperyalist oyun bozulmadıkça, kuşkusuz, tarih hep “tekerrür” edecektir.

Selim Esen
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler