Bir zamanlar Beşiktaş
Yayıncılığın büyümesi, çeşitlenmesi, farklı alanlarda dallanıp budaklanması ihtisas yayıncılığını ön plana çıkardı. Çok sayıda alanda itinayla ihtisaslaşmaya çalışan, kendi alanında mesafe katetmiş yayınevimiz var artık. Bunların bizim ilgi alanımıza girenlerinin en önemlisi YEM Yayınları ki mimarlık alanına münhasır, tutkulu, tavizsiz ve butik bir yayıncılığı uzun yıllardır sürdürmekte ve kendi alanlarının dışına taşmamaya dikkat etmektedirler. Her ne kadar multidisipliner çalışmaların çoğaldığı günümüzde EDEBİYATTA MİMARLIK, ÇAĞDAŞ EDEBİYATTA MİMARLIK, SİNEMADA MİMARLIK, FELSEFEDE MİMARLIK, OPERA VE BALEDE MİMARLIK gibi kitaplarımızı YEM Yayınevine kabul ettirebildiysek de o bildik tavizsiz tavırlarından caydırıp edebiyatla hemhal olmuş mimarlık kitaplarını; öykü, deneme ve monografilerimizi kendilerine bir türlü kabul ettirememiştik. Mimarlık sözlükleri, restorasyon kitapları, teknik resim, perspektif ve malzeme kitapları, mimari uygulama kitapları, mimar yaratı albümleri, mimarlık kültürü ve tarihi alanlarındaki kitaplardan sapmamakta inatçı bir tavır göstermişler; ilkelerini asla esnetmemişlerdi. Sözkonusu bu köklü ihtisas yayıncısından BEŞİKTAŞ’IN SURLARI başlıklı bir kitap çıkınca bunun da Beşiktaş’taki surlar ve bunların mimari strüktür ya da konstrüksiyonuna dair olabileceğini düşündük ilk başta. Fakat bu olanaksızdı. Çünkü Beşiktaş, tarihi İstanbul suriçinde değildi ve kendine ait surları da hiçbir zaman olmamıştı. Dolayısıyla incelenecek mimari bir eleman olarak sur-mur yoktu ortalıkta! O halde neler oluyordu?! İncelemeye değer bir konuydu; kitabı alıp okumaya başladık ve tatlı, ılık katreler ufak ufak gözlerimizden süzülmeye başladı. Tavizsiz ihtisas yayıncımız edebiyatla hemhal olmuş bir anı kitabını mimari konteksle uyumlu bir şekilde yayınlamıştı ve yazarı da hiç bilinmedik bir sima değildi. Yayın dünyasının erken zamanlarında olay yaratan BİZ DUVAR YAZISIYIZ kitabı ile Jostein Gaarder’in SOFİ’NİN DÜNYASI kitabını çevirmen olarak Tükçemiz’e kazandırmış, EMEK VEREREK DEMOKRASİ ve SOSYALİST DÜNYA KAHVELERİ telif kitaplarını Türkçe yayınlamış Norveç’te yerleşik olup halihazırda Oslo’da Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü’nde yönetici olarak çalışan ve İlçe Belediye Meclisi’nde Norveç Sosyalist Partisi’ni temsil eden bir yazar olan, eski zaman Beşiktaşlısı, şimdiki zaman Norveçlisi GÜLAY KUTAL’dı. Beşiktaş’ın surları işte bu ilginç yazar GÜLAY KUTAL tarafından kaleme alınmış FiRUZ KUTAL tarafından desenlenmiş olarak, bir çocuğun gözünden kendi mahallesinin sınırlarını sur kabul eden bir alegori ile İstanbul’un kadim bir semtinin mazisini, mimarisini, duygusunu, içli serüvenini, ritüel ve geleneklerini, yaşam alışkanlıklarını, kültürünü ve ananesini çocuksu bir duygusallıkla naif bir şekilde anlatmaktaydı. Aslında bana kalırsa gerçek mimarlık kitabı da böyle bir şey olmalıydı. Duygu ve gelenek aktarımı; bir kentin veya semtin ruhunu muhafaza, aslında günümüz mimarisinin yakıp yıktığı, viran eylediği ve ruhunu yok ettiği kentlerimize gerekli olan en önemli iksirdir. Lakin bu derin tartışma konusuna burada gömülmek yerine bu tatlı kitaba dönelim biz yine. BEŞİKTAŞ’IN SURLARI mazisi çok derin ve ziyadesiyle hususiyeti olan bir İstanbul semtini anlatırken doğrudan bir anı aktarımına girseydi de bu kitap çok değerli olurdu. Fakat yazarın edebi birikimi ve duygusu onu kurgusal bir edebiyat sanatı yapmaya yönlendirmiş. Dolayısıyla kuru kuruya bir semti anlatadurmak yerine çocukluğunda ruhunda taşıdığı duygu ile anılarını yansıtan bir üslupla kitabı kaleme almaya girişmiş. O yüzden de Beşiktaş’ın aslında varolmayan surları onun çocukluk anılarının başlayıp bittiği yer olarak varsayılmış ve bu surlar sahiden varmış gibi; bu surların içinde olan biteni o zamanlara mahsus çocuksu bir duyguyla anlatmış. Burada girişilen efor zaman zaman ziyadesiyle naif hatta yer yer bildik ve klişe temalarla bezeli olsa da eserin edebi bir ton kazanmasında etkili olmuş. Dahası yazar, -olasılıkla ailesinden biri olan- Firuz Kutal’ın, YEM Yayınları’nın illustratif ve görsel düzeyi göz önüne alındığında oldukça sade, naif, çocuksu ve yalın gelebilecek desenleriyle kitabı resimlemiş. Normal şartlarda bu desenleri oldukça amatör bulup reddedecek yayınevi buradaki naifliğe yapılan vurguyu teslim etmiş olarak bunları zevkle Gülay Kutal’ın metnine bezemiş. Burada izlenen tavır, yayınevi, yazar ve çizerin kitabın ruh bütünlüğüne gösterdiği saygıyı betimlemektedir. BEŞİKTAŞ’IN SURLARI mimarlık yazınına dair özgün bir katkı olarak zevkle okunabilecek bir kitap. 2010 Yılında İstanbul Avrupa’nın Kültür Başkenti ilan edildiğinde hazırlanan semt kitaplarının bir üst modeli de de diyebiliriz. Çünkü o dönemde yaygınlaşan semt kitaplarında daha yüzeysel, aceleci ve toptancı bir hava hakimdi. Oysa Gülay Kutal’ın kitabı mufassal açısından büyük bir zenginlik arzediyor. Semtin mazisindeki en küçük ayrıntı, anekdot, yaşanmışlık, tanıklık ve ritüelere kadar uzanıp bizi sosyolojik kuytulara götürüyor. Zaman zaman anlatı sıradanlaşıp, sıkıcılaşıp, gereksiz ayrıntılara gömülüyor gibi olsa da bilhassa mikrososyolojik yaklaşıma merak duyan kent tarihçileri için bu ayrıntılar dahi büyük değer taşıyor. Bu açıdan bakıldığında kitap benzersiz bir malzeme bolluğu arzediyor. Zaten kitabın Sonsöz bölümünde yazar, Mina Urgan’ın şu tümcesini alıntılayarak maksadını ortaya koyuyor: “Belleksiz bir toplum olmamızı önlemek için herkesin anılarını yazmasını yararlı buluyorum.” Yazar ilham kaynakları arasında Hagop Mıntzuri’nin 1897-1940 İSTANBUL ANILARI kitabını da referansları arasında sayıyor ve kentsel belleğe katkı koymanın önemini vurguluyor. Bu referanslar da onun gayesini daha net olarak ortaya koyuyor. Peki yazar BEŞİKTAŞ’ın SURLARI ile bu gayeye erişebilmiş midir? Bizce ziyadesiyle… Dahası; BEŞİKTAŞ’IN SURLARI, kentsel belleğe katkı açısından bakacak olursak, özgün edebi deneysellikler içeren, içli, duygulu, varsıl ve işlevsel bir anlatı. Ne kadar çok benzeri yazılsa o kadar iyi olur. YEM YAYINLARI /2026) – 244 Sayfa - ANI Gercekedebiyat.com















