Son Dakika



Büyük reklamlarla tanıtılan ve 8 bölümden oluşan Netflix’in 8 yeni yerli yapımı Sıcak Kafa, sıra dışı konusu ve çarpıcı sinematografisiyle izleyiciden yoğun ilgi görüyor. Afşin Kum’un 2016’da yayımlanan aynı isimli romanına dayanan yapımın senaryosu Mert BaykalZafer KülünkGökhan Şeker ve Müjgan Ferhan Şensoy imzası taşıyor.

Mert Baykal ile 3 bölümünün Umur Turagay tarafından yönetildiği yapımın oyuncu kadrosunda Osman Sonant, Hazal Subaşı, Şevket Çoruh, Tilbe Saran, Kubilay Tunçer, Şebnem Hassanisoughi, Zerrin Sümer, Gonca Vuslateri, Yetkin Dikinciler, Özgür Emre Yıldırım, Arda Anarat, Hakan Gerçek, Erdem Akakçe, Furkan Kalabalık, Barış Yıldız ve Haluk Bilginer yer alıyorlar.

NETFLİX DİZİSİ SICAK KAFA'NIN KONUSU

Konuşma yoluyla bulaşan ve insanları “abuklamaya” iten bir salgında, her nasıl olduysa hastalığa bağışıklık geliştiren dilbilimci Murat Siyavuş bu durumu herkesten gizlemeye çalışır.

Ancak bu gerçeği öğrenen Salgınla Mücadele Kurumu (SMK) Murat’ın peşine düşer.

Hem SMK’dan kaçmak, hem de salgın sırasında ona bir tedavi uygulayarak bağışıklığını artırdığı düşündüğü ve öldüğü bilinen Özgür’ü bulmak için Murat, salgının dönüştürdüğü o çok karanlık dünyayla yüzleşmek durumunda kalır. 

Sıcak Kafa aslında birbiriyle paralel seyreden iki savaşı anlatıyor.

Biri “Abuklama” hastalığının ta kendisi, yani kelimeler yoluyla enfekte olan hastalar ile onların hem çevreleri hem de devlet tarafından maruz bırakıldıkları tutum…

Diğeri ise bu hastalığı kontrolüne alıyor gibi görünen ama zorbaca tutumlar sergileyen SMK ile buna karşı organik olarak türemiş bir direniş. Ki bu direnişin gücü ve seyri de hikayenin bir anlamda atardamarını oluşturuyor. 

MASKELER ÇIKSIN KULAKLIKLAR TAKILSIN

Dizinin açılış sekansı Murat Siyavuş’un (Osman Sonant) kendi kendine ateşini ölçmesi ve stresli bir şekilde onun yükseldiğini görmesiyle başlıyor.

Ardından hemen salgınla mücadelenin anlatıldığı bir dış ses devreye girerek çoğumuzu yakın bir geçmişe, salgın günlerimizin o karanlık ruhuna götürüyor.

Oysa ki gerek senaryonun dayandığı roman (2016), gerekse de yapımın yaratıcısı Mert Baykal’ın bu romanı diziye dönüştürme fikri (2018) salgından epey önceye dayanıyor. Ancak talih mi, yoksa talihsizlik mi bilinmez Sıcak Kafa’nın çekimleri tam da salgında başlıyor.

Bu yüzden de dizi ekibinin en çok duyduğu komut “Maskeler çıksın, kulaklıklar takılsın”. Tabi öte yandan da dizinin ana konusuna, yani salgına empati geliştirebilecek bir ortam da kendiliğinden hazır oluyor.

Öncelikle Sıcak Kafa’ya, toplumu derinden etkileyen kozmik felaketleri merkezine alan bir bilimkurgu alt türü post apokaliptik kategoride bakmak lazım.

Kurgusal olarak inşa edilen bu geçmiş veya gelecek, füturistik bir hayal gücüne ne kadar ihtiyaç duysa da hikayeyi yürütebilmek için ya gerçek dünyaya bağlı kalıyor, ya da tamamıyla kendi gerçekliğini yarattığı bir dünya kuruyor.

Bu da aslında inandırıcılık anlamında çok daha büyük zaman, efor ve bütçe gerektiğini gösteriyor. Gerek dijital, gerekse de tv’deki yerli yapımlara baktığımızda bu türün ülkemiz için halen bakir sayılabilecek bir alan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

İyi yanı bu türü seven potansiyeli ve tutkusu yüksek bir izleyici var.

Kötü yanı ise az örnek olduğu için izleyicinin 360 derece eleştirisine maruz kalıyor. Oysa ki bu türün benzer emsalleri Türkiye gibi kaldırdıkça katmanlar açılan bir ülkenin izdüşümüne uzak ve inandırıcı bir dünya yaratmak için bu toprakların kendine özgü renklerinden bağımsız düşünmemek gerekiyor. 

PEKİ SICAK KAFA BUNU NE KADAR BAŞARIYOR?

Hayata geçmesi 3 – 4 sene süren yapım adeta, güneşi batmış gri bir dünyayı tasvir ediyor. Birçok diziye, filme sahne olmuş İstanbul bu sefer çok alışık olmadığımız bir yönünü bize gösteriyor ve distopya kartını cebinden çıkarıyor.

İlginçtir ki İstanbul’a bu da çok yakışıyor.

Yapım her ne kadar bizi içinde olmak istemeyeceğimiz - veya başka bir deyişle kısa bir süre önce zor kurtulduğumuz – karanlık bir dünyaya sokmak istese de tamamen bu topraklara özgü bir tutum ve yarattığı kendine özgü mizahla alışılmış distopyaların dışına çıkıyor.

Kısaca bilimkurgu ve gerçeklik terazisindeki dengeyi çok iyi koruyor.

Ve hikayesini insanın salt varoluş mücadelesi ve yarının belirsizliğine kilitlenmiş bir distopya üzerine kurmuyor. Aynı zamanda ülkenin siyasi ve toplumsal arka planına dokunan ve istikrarsız bir dengede bölünen günümüz Türkiye’sine de inceden inceye  (Gezi, Çarşı, direniş) dokunurken umut alt metnini koyulaştırıyor.

SICAK KAFA'NIN AKLA YATMAYAN YANLARI

Öte yandan Sıcak Kafa’nın bazı akla yatmayan yanları da var. Yapım tüm eforunu salgının sonuçlarını dönüştürmeye harcıyor.

Yani izleyici olarak salgının – üstelik oldukça metaforik olan – içeriğini yeterince içselleştiremiyoruz.

Örneğin iletişim kuramamanın veya iletişim yerine kullanılabilecek alternatif yolların (işaret dili, müzik vs.) çaresizliğinden duygularımıza bağlanabilecek çok güçlü bir yol varken biz bu bağlantıyı dizi ilerlerken zihnimizde kuruyoruz.

Dolayısıyla da toplumsal hezimet izleyiciye duygu anlamında geçmiyor. Daha çok bireysel mücadelelerin yolculuğunu izliyoruz. Bunu da epey mesai ayrılmış monologlar şeklinde görüyoruz. Ve hep aynı görsel distopik tekdüzelik içinde…

Bu durum, akışıyla her ne kadar sürükleyici olsa da bölümlerin seri biçimde izlenmesini zor kılıyor.

Tabi bunun amaca hizmet etmesi için özellikle düşünülmüş görsel bir strateji olabileceğini de unutmamak gerek.

Bir diğer konu da bazı sahnelerin (örneğin: Kocaeli yürüyüşü, ölüm sahnesi gibi) gereğinden fazla uzaması... Temponun bazı sahnelerde sünmesi onu biraz zorlama gibi gözüken lirik, hatta epik bir tona yaklaştırıyor.

Oysa ki yapımın, sahip olduğu diğer başka değerler sebebiyle buna hiç mi hiç ihtiyacı yok. 

DARK’IN RENK TASARIMCISI DA SICAK KAFA’DA… 

Dizinin yaratıcı ekibinde ilk öne çıkan isim, hem kalemiyle hem de yönetimiyle Sıcak Kafa evrenini kuran Mert Baykal.

Daha önce Fi’den tanıdığımız Baykal için yapım, bu içerik ve ölçekteki ilk işi olmasına rağmen hem senaryoya uyarlarken hem de son derece meşakkatli olduğu tahmin edilen çekim ve efektlerin havada uçuştuğu film sonrası sürecinde takdir edilecek bir performans ortaya çıkardığını gösteriyor.

Yapımın bir diğer önemli isimlerinden Zeynep Koloğlu ise yarattığı bu yeni ve distopik evren ile inandırıcılığın sınırlarını genişletirken yerli yapımlardaki yaratıcılık eşiğini de epey bir yukarıya taşıyor

Bunda görüntü yönetmeni Yon Thomas ile epey geniş bir sanat yönetimi kadrosunun da önemli bir payı var.

Bir diğer ilgi çekici nokta, adeta fenomen haline gelen Dark’ın renk tasarımcısı Steffen Paul’un da Sıcak Kafa ekibinde yer alması.

Yapımın müzikleri başarılı müzisyenler Cem Öget ve Sertaç Özgümüş imzası taşıyor. Böylesi kasvetli bir ortamda izleyiciyi hikayeye dinamik bir biçimde, hem de umutla asılı bırakmayı çok iyi başarıyorlar.

KADRO YILDIZLAR GEÇİDİ

Yapımın açık hava reklamlarında birçok oyuncunun tek başına posterini görüyoruz. Hem kadro bir yıldızlar geçidi, hem de oyunculuklar potansiyelinin en parlak ve doğal noktasında.

Murat Siyavuş rolüyle karşımıza çıkan Osman Sonant, daha önce Fi’de SMK olarak kısaltılan Sadık Murat Kolhan’a hayat vermişken bu yapımda, SMK’ya karşı mücadele eden bir karakteri canlandırıyor.

Her yönüyle bu role mükemmel oturan Sonant’ın annesine ise uzun zamandır ekranda görmeyi özlediğimiz Tilbe Saran hayat veriyor.

Profesyonel polis – oyuncu sayılabilecek Şevket Çoruh'sa SMK oluşumunun önemli bir parçası olarak hiç de şaşırtmayacak denli vicdanlı bir eşik bekçisi rolünde.

İleri seviye bir abuklama hastası Haluk Bilginer, sınırlı sayıda sahnesi olmasına rağmen hiç şaşırtmadığı şekilde gözleriyle konuşan bir oyunculuk sergiliyor.

Fantastik bir kadını canlandıran Gonca Vuslateri resmen bu rol için özel olarak çizilmiş bir anime karakter gibi...

Berrak güzelliği ve sanki Instagram filtresi gibi gözüken çilleriyle Hazal Subaşı ise zaman zaman parlak, kimi zaman da solgun oyunculuğuyla tam da Şule karakterinin dualitesini yansıtıyor. 

Kısaca Sıcak Kafa’yı beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Bir çırpıda izlersiniz veya ilk bölümde sıkılırsınız. Cevabınız hangisi olursa olun bu onun, Türkiye’deki film ve dizi endüstrisi için önemli, cesaretle yola çıkmış ve büyük ölçüde bunu başarmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 

Hatta sadece bununla da kalmıyor.                                                   

Otobüs geçmeyen durakta bekleyen bir kız veya betonun arasından başını uzatmış - hatta uzayıp çiçek açmış – bir kardelen gibi… Çoğu şeyin seçilemeyecek kadar bulanıklaştığı bir zamanda bile umuda yeniden sarılabileceğimizi hatırlatıyor. 

Elçin Demiröz (ODATV)

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)