Zülfü Livaneli'yle ilgili kitabınızı hangi amaçla yazdınız?

Zülfü Livaneli, insanın insan tarafından sömürülmesine ve baskılanmasına karşı ilkesel tutumuyla da öne çıkan bu çok-yönlü sanatçı, aynı zamanda insancıl duyarlılığın da simgesi olarak nitelendirilebilir. Livaneli gibi, birçok sanat dalında estetik niteliği yüksek yapıt üreten, bu niteliğiyle de çoğul sanatçı nitemini hak eden bir sanatçının, çeşitli sanat dalında ürettiği yapıtlar, Türkiye’de yazın üretimini boyutlandırmaktadır. Walter Benjamin’in çok tutarlı belirlemesiyle, sanat eleştirisinin ya da estetik değerlendirimin işlevi, irdelenen sanat yapıtının özünü, niteliğini ortaya çıkarmaktır. Bu estetik ilkeyi, Livaneli’nin yapıtlarına ilişkin değerlendirmelerimde edimselleştirmeye özen gösterdim.

Livaneli'nin eserlerini Hegel, Thomas Mann ve Adorno gibi düşünürlerle birlikte ele alıyorsunuz. Bu felsefi çerçeve Livaneli'yi anlamada bize ne kazandırıyor?

Nitelikli sanat yapıtları, en önemli ve insanlığın gelişime eşlik eden, insanlığın insancılaşma eğilimini güçlendiren kültür değerleridir. İnsanı, insancılığı yücelten sanata ilişkin bütün dünyada üretilen yapıtlar ve kuramlar, her ülke, her toplum için düşünceyi varsıllaştıran kaynaktır. Hegel’in bütün felsefi üretimi içinde seçkin bir yeri olan, üç ciltten oluşan ‘Estetik Üzerine Derler’ yapıtı üzerine kurduğum yine üç ciltten oluşan ‘Hegel Estetiği ve Yazın Kuramı’ yapıtımda serilmediğim gibi, sanatı, sanatçıyı ve sanat üretimini anlama ve anlamlandırma bakımından dünyanın bütün toplumları ve sanatçıları için önem taşır.

Toplumcu anlayışı, kardeşi Heinrich Mann denli etkin olmamakla birlikte, Hitler faşizmine karşı savaşımını yazınsal üretimiyle boyutlandıran Thomas Mann da bu kapsamda değerlendirilebilir. Vurguladığım gibi, sanat en önemli ve en etkin kültür üretimidir. Bu bakımdan, kültür/müzik filozofu, Frankfurt Okulu’nun, eleştirel düşünme geleneğinin kurucularından olan ve faşizme, baskı ve sömürüye karşı savaşımıyla ünlenen Theodor Adorno’nun yapıtları yol göstericidir.

Livaneli'nin eserlerinin tarihsel, siyasal ve toplumsal arka planını ele alırken sizi en çok zorlayan dönem hangisiydi?

Livaneli’nin yapıtlarını irdeleme sürecinde zorlandığımı pek anımsamıyorum. Ancak estetik üretimin katıksız öznelliği ilkesi ile bilimin ödünsüz kavramlaştırma özelliğini gözetmek zorunluluğu, hem bilimciyi zorlar, hem de bu zorlama, üretkenliği artıran bir etki yapar. 

Sizce Livaneli'nin sanatında cesaret, estetik bir tercih mi yoksa ahlaki bir zorunluluk mu?

Her nitelikli sanatçı gibi, Livaneli de estetik üretiminde, ahlak ve cesaret kavramlarını yapıtlarına içkinleştirir. Gerçek sanat, eleştirel düşünmeyi, toplumsal-kültürel olgu ve olayları eleştirel değerlendirmeyi özendirir. Böylece, sanat alımlayıcılarını, örneğin, yazın okurlarını, müzik dinleyenlerini, var olan bilinç durumlarının ötesine geçmeye cesaretlendirir. Bir başka anlatımla, onları sınırları aşmaya, aşkınlaşmaya özendirir. Bu bakımdan, Livaneli’nin yapıtları, sömürü ve baskı karşıtlığı özelliğiyle, ahlaksal ilkeden kaynaklanan cesareti de simgeler.

Bu kitapta 'Rönesans insanı' kavramı bir övgüden çok bir sorumluluk tanımı gibi duruyor. Siz bu kavramı Livaneli üzerinden nasıl yeniden tanımlıyorsunuz?

Kültür felsefesini, yazın ve dil kuramının düşünsel-estetik birikimini önemseyen ve bilimsel üretimine aktarmaya uğraşan bir bilimci olmaya özen gösteririm. Bu nedenle, nesnellik ilkesini önemserim. Bu yaklaşım uyarınca, Rönesans kavramı, bir övgüden çok, sorumluluk olarak düşünülebilir. Ayrıca, nitelikli estetik üretiminden dolayı, Livaneli’nin övgüye gereksinmesi olmadığı söylenebilir. Önemli olan, bu kavramın özünde taşıdığı yenileşme, ilerleme ve toplumculaşma öğelerini güncelleştirmektir.  

Bugünün dünyasında Livaneli'nin temsil ettiği bu çok katmanlı sanatçı modeli sizce sürdürülebilir mi?

Bir Rönesans İnsanı: Livaneli
Prof. Dr. Onur Bilge Kula,
İnkılap Kitabevi
2025

Livaneli gibi, birçok sanat dalında yapıt üretme anlamında “çoğul sanatçı” örneğine pek sık rastlanmaz. Ancak her türlü zorluğa karşın, sanat bazen güçlenerek, bazen zayıflayarak varlığını sürdürür. Hegel’in belirlemesiyle, sanat üretiminin kaynağı, insanın “güzeli” arama ve doğada, toplumda ve insanda var olan “güzeli”, sanat güzeline dönüştürme eğilimi ya da yeteneğidir. En koyu baskı ve sömürü yönetimi bile, insanın güzeli arama ve estetikleştirme eğilimini yok edemez.  

Livaneli'yi bir sanatçıdan çok bir düşünce insanı olarak mı okumak gerekir?

Livaneli öncelikle estetik yeterliliği yüksek bir sanatçıdır. Bununla birlikte, düşünsel derinliği ve insancıl duyarlılığı gelişkin bir sanatçıdır. Dolayısıyla, Livaneli’nin yapıtları, sanat alımlayıcılarına bu iki özelliği birlikte sunar.

Müzik, edebiyat ve politik duruş arasında nasıl bir bütünlük görüyorsunuz?

Müzik ve yazın alanında yapıtlar üreten her sanatçı, eleştirel bir politik tavır taşımayabilir. Ancak şunu unutmamak gerekir: Her toplumsal-kültürel üretim gibi, sanat üretimi de politik bir nitelik taşır. Sanatı, politik propagandaya indirgemeyen nitelikli sanatçı da, yapıtlarında politik tavrını da estetikleştirir. Böylece, her türden politik güdülemeye karşı eleştirel bir yaklaşım geliştirir.

Sizce Livaneli'nin üretimlerinde en az konuşulan ama en belirleyici yönü hangisi?

Livaneli’nin toplu üretiminin en belirgin yönü, toplumsal-insancıl duyarlılığı da estetikleştirmesidir. Bu bir sanatçı için önemli bir niteliktir. Kanımca, Livaneli’nin yazınsal yapıtlarını okuyanlar ve müziğini dinleyenler, bunun ayrımına varmaktadır. Ancak sanat eleştirmenlerinin de bu özgünleştirici özelliğin ayrımına varması beklenir.    

Livaneli'nin eserlerinde 'vicdan' kavramı sizce neden bu kadar merkezî?

“Vicdan” kavramı, insanı insan yapan niteliklerinden biridir. Ancak vicdan, güçsüzler için bir sığınma, güçlüler için bir bağışlama, hoşgörme olarak değerlendirilemez. Livaneli bu kavramı, insancılık ve tolerans kapsamında sanatsallaştırır. Böylece, “Ey insan, insanlaş, insancılaş!” çağrısını güçlendirir.

Sanatçının politik duruşu, sanatının önüne geçer mi, yoksa onu derinleştirir mi?

Politik duruş ya da tavır tek başına ne sanatın önüne geçer, ne de sanatı derinleştirir. İnsanın her türlü sömürü ve baskıdan kurtularak, insanlaşma ve insancılaşma uğraşının bir öğesi anlamında politik tavır, sanat yapıtını boyutlandırabilir. Politik duruşun öne geçmesi demek, sanat yapıtını gölgelemesi demektir. Böyle bir durum, sanat yapıtının estetik niteliğini ve varlık nedenini yitirmesine yol açar.

Bugünün dünyasında Livaneli'nin temsil ettiği aydın modeli sizce hâlâ mümkün mü?

Eleştirel düşünme, sorgulama ve irdeleme, aydın olmanın önkoşullarından biridir. Bu bakımdan, Livaneli’nin kişiliğinde ve yapıtlarında somutlaşan aydın tavrı elbette her zaman olanaklıdır. Böyle olmasa, gericilik ve tutuculuk başat anlayış durumuna gelir ve kalıcılaşır. Öte yandan, aydın olmak, öz toplumun uygarlaşmasına ve evrenselleşmesine, böylece de her bakımdan dünyasallaşmasına çalışma yükümlüğünü de getirir.  

Bu kitabı yazarken akademik mesafeyi mi, anlatısal yakınlığı mı öncelediniz?

Bir bilimci olarak akademik ilkeleri, dolayısıyla da eleştirel mesafeyi gözetmek zorundayım. Öte yandan, öznel bir yazın ve müzik alımlayıcısı olarak da anlatısal yakınlık duyumsarım. Bu iki yönü birlikte düşünmek gerekir. Ben değerlendirmelerimde bu iki yönü bütünleştirmeye özen gösteririm.

Okurun bu kitapta en çok neyi fark etmesini istediniz?

Okur, yazınsal yapıtın estetik niteliğini, insancıl iletisiyle birlikte düşünmelidir. Estetik niteliği önemsemeyen okur, niteliksiz ürünlerin güdüleyici, bağımlılaştırıcı etkisi altına girebilir. Bu da gericiliğin, tutuculuğun ekmeğine yağ sürer. Söz konusu nedenle, okurun eleştirel yaklaşımla, estetik beğenisini yükseltmesini isterim.

Livaneli'yle ilgili yerleşik algıları kıran bir okuma sunduğunuzu düşünüyor musunuz?

Ben bir bilimci olarak, yazın ve dilbilim kuramının birikimini, sanat ve yazın eleştirisinde edimselleştirmekle yükümlüyüm. Kitabımda serimlediğim çözümlemelerin ve yorumlamaların, yerleşik algıları kırıp kırmadığını ya da ne ölçüde kırdığını ben söyleyemem; buna okurlar karar verir. Bununla birlikte, Livaneli’nin yapıtlarının içerdiği düşünsel aşkınlaşmayı özndiren öğeleri öne çıkarmaya çalıştığımı söyleyebilirim.     

Bu kitabı okuyan genç bir okurun sizce aklında ne kalmalı?

Bir Rönesans İnsanı: Livaneli kitabımı okuyan bilimcilerin, araştırmacıların ve okurların, sanat/yazın yapıtlarının estetik beğeni vermesinin yanı sıra, özgürleşme ve insancılaşma eğilimini güçlendirmesi gerektiğini de düşünmeleri ve bu yolda etkenleşmeleri önemli bir açılım olur. Bu kitabımın böyle bir açılıma katkıda bulunduğunun anımsanmasını isterim.

Türkiye'de entelektüel üretim açısından bu kitabın nasıl bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye’de Dil Devrimi’nde bu yana yaklaşık 97 yıl geçmesine karşın, Atatürk’ün dil beğenisini ve dilsel üretkenliğini örnek alarak, dil felsefesi ve yazın kuramının sözcükleri ve kavramları için, henüz büyük ölçüde Türkçe karşılıklar bulunamamıştır. Önerilen Türkçe karşılıkların büyük bölümü de kullanılmadığı için kalıcılaşmamıştır. Dil felsefesinin temel ilkelerinden biri şudur: Bir sözcük ve kavramın tutması, diyesi, kalıcılaşması için, kullanılması gerekir. Çünkü Wittgenstein’in deyişiyle, sözcüğün/ kavramın anlamı, onun kullanımıdır. Söz konusu nedenlerle, Bu kitabımın, estetik felsefesi, dil ve yazın kuramı alanındaki kavram boşluğunun doldurulmasına da bir katkı olmasını isterim. 

'Rönesans insanı' kavramı sizce yeni kuşaklar için nasıl yeniden tanımlanmalı?

Yeni kuşaklar, Rönesans kavramını, yenileşme ve uygarlaşma uğraşı olarak tanımlamalıdır. Böylece, bu kavram, var olan düşünce birikiminin ötesine geçme etkenliğini güçlendirebilir ve işlevini yerine getirebilir. Ancak her kavram gibi, Rönesans kavramı da eleştirel değerlendirilmelidir.

Sizce bugün 'bir Rönesans insanı' olmak neyi göze almayı gerektiriyor?

Rönesans insan olmak, her şeyden önce var olan kültür birikimini, eleştirel bir yaklaşımla ayrıştırmayı, diyesi, gelişmeyi güçlendiren kültür değerleri ile tutuculuğu özendiren kültür öğelerini ayırmayı ve böylece çağdaşlaşmayı öne çıkarmakla olanaklıdır. Bu ise, eleştirel düşünme ve sorgulama eylemiyle olanaklıdır. Çağdaş gelişmeleri ve ilerlemeleri içselleştirerek, çağın insanı olmak da bunu gerektirir.

Bu kitabı okuyan bir okurun Livaneli'ye dair bakışında neyin değişmesini istediniz?

Bir yazın bilimci olarak yazın alımlayıcısının, okurun, yazara ilişkin görüşünü nasıl değiştirmesi gerektiğini söyleyemem. Kant’ın ‘Yargı Gücünün Eleştirisi’ kitabında da serimlediği üzere, sanat/yazın yaratımı tümüyle öznel olduğu gibi, sanatsal/yazınsal alımlama da öznel bir etkenliktir. Salt şunu söyleyebilirim: Livaneli’nin insancılık, çoğulculuk ve buna bağlı olarak tolerans, diyesi, başka olanı olduğu gibi kabul etme ve uygar bir yaklaşımla onunla irdeleşme yaklaşımı, bireysel ve toplumsal uygarlaşma açısından önemsenmelidir.   

Teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Gülşen İşeri
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)