Makinanın ciğerini okuyan usta: Rus Hasan / Davut Köksoy
Sercan Ünsal’ın kaleme aldığı Rus Hasan: Sovyetlerden Pamukpınar Köy Enstitüsüne kitabı.
Bazı hayat hikâyeleri vardır yalnızca bir insanın yaşamına ait değildir. Bir dönemin ruhunu, sancılarını, umutlarını ve kırılmalarını da taşır. Ad olarak söylersiniz, sıradan bir ad gibi durur ama arkasından bir çağın ayak sesleri gelir: savaşın sertliği, yoksulluğun sessiz sızısı, ideolojilerin gölgesi, toplumun “öteki” üretme alışkanlığı… Sercan Ünsal’ın kaleme aldığı Rus Hasan: Sovyetlerden Pamukpınar Köy Enstitüsüne kitabı da işte böyle bir hikâyenin izini sürüyor. Kitap ilk bakışta bir biyografi gibi görünebilir. Fakat sayfalar ilerledikçe şunu daha net fark ediyorsunuz: burada anlatılan yalnızca Hasan’ın hayatı değil. Hasan’ın yaşamı, Türkiye’nin yakın tarihine açılmış bir pencere gibi. Ünsal, bir insanın kaderini anlatırken aynı zamanda bir toplumun hafızasına da dokunuyor. Bunu yaparken ne kuru bir tarih dili kullanıyor ne de hikâyeyi romantikleştirip efsaneleştiriyor. Tam tersine; olayları hem insan tarafıyla hem tarih tarafıyla birlikte düşünmeye zorluyor. BİR İNSAN MI BİR DÖNEM Mİ? Evet, kitabın merkezinde Hasan var. Ancak Hasan, klasik anlamda bir “karakter” değil. Daha çok bir ayna gibi. O aynaya baktığınızda Cumhuriyet’in modernleşme çabalarını, savaş yıllarının ağır atmosferini, ideolojik kamplaşmaların toplumu nasıl böldüğünü ve insanların nasıl kolayca damgalandığını görüyorsunuz. Okur, kitabın ilerleyen bölümlerinde kendini şu soruyu düşünürken buluyor: Bir insanı “Rus Hasan” yapan gerçekten Rusya’da bulunmuş olması mı? Yoksa toplumun, onu bir yere yerleştirme ihtiyacı mı? Çünkü bazen insan kendi kimliğini değil, başkalarının ona biçtiği kimliği taşır. Hasan’ın hikâyesi biraz da bu “biçilmiş kimliğin” hikâyesi. ‘RUS HASAN’ LAKABI: İKİ KELİMEYLE KURULAN YAZGI Kapakta duran iki kelime, aslında Hasan’ın hayatına vurulmuş bir mühür gibi: Rus Hasan. Türkiye’de bazı dönemlerde “Rus” kelimesi yalnızca bir ülkeyi anlatmaz. Şüpheyi, korkuyu, mesafeyi de çağırır. Hele Soğuk Savaş ikliminde bu kelime bir insanın üzerine yapıştığında, yalnızca merak uyandırmaz; aynı zamanda insanı tehlikeli, sakınılması gereken biri hâline de getirir. Bir kelime, bir insanın kaderini değiştirebilir. Ünsal’ın metnindeki güçlü taraflardan biri de burada ortaya çıkıyor: Hasan’ı bir kahramana dönüştürmeden, lakabın ağırlığını okura hissettirebilmesi. Kitap, bu yönüyle yalnızca Hasan’ın değil, etiketlerin insan hayatını nasıl belirlediğinin de hikâyesi. SOVYET DENEYİMİ: DÜZEN, SERTLİK VE YALNIZLIK Sovyetler kitabın içinde yalnızca bir coğrafya olarak durmuyor. Daha çok bir “yaşam terbiyesi” gibi anlatılıyor: disiplin, sertlik, dayanıklılık, suskunluk… İnsan orada yalnızca çalışmayı değil, bazen sessiz kalmayı da öğreniyor Ünsal’ın anlatımı burada dengeli. Sovyetleri ne bir ütopya gibi parlatıyor ne de bütünüyle karanlık bir tabloya çeviriyor. Daha gerçekçi bir duygu bırakıyor okura: Hasan için Sovyetler hem bir düzen fikri, hem de yabancılık… Hem öğretici, hem içe kapanmaya zorlayan bir yalnızlık. Belki de Hasan’ın sonraki yıllardaki dirençli duruşu, sert mizacı ve suskunluğu biraz da bu tecrübenin içinden geliyor. Sovyetler'den Pamukpınar Köy Enstitüsü'ne Rus Hasan / Sercan Ünsal KÖY ENSTİTÜLERİ: BİR KURUMDAN FAZLASI Köy Enstitüleri Türkiye’de hep tartışmalı bir başlık olmuştur. Kimileri onları büyük bir aydınlanma hamlesi olarak görür, kimileri ise ideolojik bir yapı olarak eleştirir. Ünsal ise bu iki uç yaklaşımın dışında durmaya çalışıyor. Bu kitapta Köy Enstitüleri bir “kurum” olmaktan çok daha fazlası: Bir hayal, bir umut, “başka bir Türkiye mümkün müydü?” sorusu… Toprağın içinden öğretmen yetiştirme fikri, eğitimle üretimi aynı çizgide buluşturma cesareti, kültür-sanatın köylere taşınması… Bunlar sadece eğitim politikası değil; toplum kurma projesi. Hasan’ın Köy Enstitüsüyle karşılaşması, sanki iki ayrı dünyanın birbirine dokunması gibi: Sovyet disiplininin sertliği ile Anadolu’nun eğitim rüyası aynı noktada buluşuyor. DİL ve ANLATIM: BELGE İLE HİKÂYE ARASINDA Ünsal’ın dili, ne tamamen akademik bir tarih dili ne de serbest bir roman dili. Daha çok “anlatıcı tarihçilik” diyebileceğimiz bir yerde duruyor. Yer yer belgesel gibi ilerliyor; tarihler, olaylar, dönem atmosferi… Yer yer ise sahneler canlanıyor, karakterlerin gölgeleri büyüyor. Bu geçişler metni canlı tutuyor. Hasan’ın hikâyesi sıradan değil; okur çoğu yerde şaşırıyor ve şunu düşünüyor: “Bu gerçekten yaşanmış olabilir mi?” Bu da metni sürükleyici yapan unsurlardan biri. HASAN’IN ÜZERİNDEN GEÇEN ÜLKE Kitap Hasan’ın hayatını anlatırken Türkiye’nin kritik dönemlerini de önümüze koyuyor: Cumhuriyet’in modernleşme hamleleri eğitimle toplum inşa etme düşüncesi II. Dünya Savaşı sonrası kutuplaşma sol düşünceye yönelen korku ve baskı “komünist” etiketinin bir silah gibi kullanılması Hasan’ın hayatındaki birçok gerilim onun içinden doğmuyor. Dışarıdan geliyor. Çünkü mesele Hasan’ın ne düşündüğünden çok, toplumun Hasan hakkında ne düşündüğü. Belki de en acısı şu: Hasan’ın kim olduğundan çok, ona ne dendiği… BELLEK: KAYBOLMASIN DİYE YAZIYA DÜŞEN HAYAT Bu tür kitapların en kıymetli yanı, sözlü tarihin kaybolmasını engellemesidir. İnsanlar gider, hatıralar silinir, köyler değişir, isimler unutulur. Ama bazı hikâyeler unutulursa, toplumun bir parçası da eksilir. “Rus Hasan” bu anlamda yalnız bir hayatı değil, bir dönemin belleğini de kayda geçiriyor: köy hayatının dönüşümünü eğitimle sınıf atlama ihtimalini ideolojik korkuların gündelik yaşama sızmasını damgalanmanın insanı yalnızlaştırmasını Bu yüzden metin kişisel bir anlatı olmaktan çıkıyor; toplumsal hafızanın bir parçasına dönüşüyor. SONUÇ: BİR HAYATIN İÇİNDEN GEÇEN TARİH Sercan Ünsal’ın “Rus Hasan: Sovyetlerden Köy Enstitüsüne” kitabı hem tarih meraklılarına hem de güçlü insan hikâyeleri sevenlere hitap ediyor. Ve bize şunu hatırlatıyor: Bazen insanın kaderini kendi seçimlerinden çok, dönemin rüzgârı belirler. Eğitim sadece okul değildir; toplumun kendini yeniden kurma hayalidir. Etiketler bazen gerçek kimlikten daha güçlü bir yazgı yaratır. Rus Hasan, bu yönüyle yalnız Hasan değildir. O, bir çağın ve bir toplumun içinde taşıdığı çelişkilerin adıdır. Sonsözü yine Sercan Ünsal’a bırakarak bitireyim: “Bozkırda Pamukpınar’ı var eden ekipte, ayrıcalığı olanlar arasında bulunan Hasan Usta’yı hep birlikte sizlere tanıtmaya çalıştık. İstedim ki göç yollarında yaşam çizgisi değişen, mücadelesiyle ayakta kalan öksüz Hasan Kaygınok’un ‘İş içinde İşle Eğitim’ idealiyle savaş ve yoksulluk yıllarında bozkırda yaptıkları bilinsin. Tarih olmuş bir abide Hasan Usta’nın anısına saygıyla.” Davut Köksoy
Gercekedebiyat.com


















YORUMLAR