Enis Batur ve Hilmi Yavuz'a 'Rasputin' imzalı eleştiri
Bu Çağ Dergi dergide yayımlanan ‘Rasputin’ imzalı bir yazıda, yaşamları boyunca birbirlerini kıyasıya eleştirmiş Enis Batur ve Hilmi Yavuz'un 'google çağı öncesi şairleri' olduğu iddia edildi.
Bu Çağ Dergi’de “Ahir Zamanların En Meşhur Edipleri – 1: HİLMİ YAVUZ – ENİS BATUR – Al birini vur ötekine" başlıklı yazıda iki önemli şair ve kültür insanımız “Google öncesi” şairleri olarak ele alınıyor ve Hilmi Yavuz ‘Behçet Necatigil’den nemalanmış zat’, Enis Batur da 'Sümerbank malı avant-garde', ‘İhtiyarlamış ergen’ olarak niteleniyor. Yazının bir bölümü şöyle: “Yani öyle ki öyle! Vallahi de öyle! Al birini vur ötekine! "Biri, Hilmi Yavuz, 1936’lı, 90 yaşında (Allah uzun ömür versin), nam-ı diğer şairi azam. Şiirimizin gelenekçi cenahının T. S. Eliot’ı. (Yerine talip olan müritlerinden biri de W. B. Bayrıl: W. B. Yeats yani.) Artı bu da yetmiyor ki son yüz yılın en büyük Türk şairi (Milliyet Kitap böyle seçmişti; değerlendirip bu hükme varanlar kimlerdi, bilmiyorum. Açıkladılar mı, onu da bilmiyorum). Yaşını duyanlar da bilgeleşmiş, ağırbaşlı, âkil bir şahsiyet getirir gözünün önüne; ak saçlı, uzun ak sakallı, derin bir şefkatle bakan gözleriyle, bir sözü bir ton çeken bir eren. Halbuki ihtiyar kılığına bürünmüş bir ergendir, bu da tavırlarına, davranışlarına ve hatta sözlerine maalesef kendiliğinden yansımaktadır. Hâlâ daha bu yaşında, sanki 70 yıldır şiirini yazmıyormuş gibi, hâlâ daha şiirini kanıtlayamamış, tamamına erdirmeye yaklaşmamış gibi, genç bir şair ataklığı, asabiliği ve ukalalığıyla kendi şiirinin savunmasını yapmakta, kendi şiirine övgüler düzme ergensi helecanlarıyla yanıp tutuşmaktadır. Sanki bütün Türk şiiri benden ibaret; ben Türk şiirinin kendisiyim demek istemektedir. "Edebiyat ortamına liseden edebiyat hocası olan Behçet Necatigil’in kanatları altında girmiş, dolayısıyla Necatigil’den en çok nemalanmış zat. Şiir yazan değil, şiir yapan zat. Önceden belirlediği temalar çerçevesinde şiir kitapları yapan bir âlim. Akıl yoluyla der hem de buna. Kılıfı: Şiir yazılmaz; yapılır. Şiirin yegâne şiir olma vasfı bir yapı olmasıdır. Şiirde tesadüfe, kendiliğindenliğe yer yoktur, varsa bile bunlar bilincin boyunduruğu altında bilinç tarafından güdülür diyor zatı şahane. Tamam: Bunu 45 yıldır söylüyor. Anladık. Peki ama neden muarızı Enis Batur gibi şiirde hizipçiliğe, kamplaşmaya bu kadar meyil gösteriyor, hâlâ bu yaşta? Kendisinin 90 yaşında artık şiire ve şairlere kapsayıcı bir hoşgörü ve sükûnetle, ayrıştırıcı değil, şahsi bekasını önde tutarak değil, kutsallığına her zaman inandığım şiirin adaletiyle bakması gerekmez mi? 90 yasında, ülkenin her devrinde bu kadar kayırılmış biri olan bu zatın bu yaşta hâlâ “küçük şair” kıskançlığından vazgeçmiş olması gerekmez miydi? Neden hâlâ sağda solda kendi şiirinin reklamını yapma gereksinimini duyuyor? Şiirine inanmadığı için mi bir türlü sakinleşemiyor? Ötekileştirici bir dil kullanıyor? Hem hiç soruyor mudur kendi kendine: Ben Türk ve dünya şiirine ne kattım diye? Bütün bu şiirleri yazarak, bu kadar debelenerek Dünya’ya ne söyledim diye? Ya da bir şey söyledim mi, diye? Neden hayatımı şiire hasrettim? "Diğeri, Enis Batur, 1952’li yani 74 yaşında; Sümerbank malı avant-garde; namı diğer 'Müslüman mahallesinde salyangoz satan kişi.' HBK’nın deyişiyle, Google çağında yazdıkları çöpü boylamış bir malumatfuruş, ansiklopedi maddesi yazarı. Türk şiirinin nesi olduğu bilinmiyor. Bu konuda çeşitli rivayetler var. Denemeleri sanki 'meraklısına malumatlar.' Sadece sergiler, gösterir. Yorumlamaz, şerh etmez, katmaz. Gösterdiklerini neden gösterdiği, onları göstererek ne demek istediği de muammadır. Göstermediklerini neden gösterdiği ise daya ayan beyandır. Editörlüğü, ki şimdi çaptan düşmüştür, şairliğinden, yazarlığından bütün zamanlar için daha etkili olmuştur. O da zamanında ülke edebiyatının derin boşluğuna birkaç taş atmış olması, sığlıktan çabuk yankı alması, tuğla kiremit taşıması, hazıra konmuş olmasındandır (yine Google çağı öncesinin nimetleri). Frankofondur. (Bu bir eleştiri değil, sadece bir tespit.) Yüzlerce 'kitap' yazmıştır, derlemiştir çoğunlukla ama ne var ki fincancı katırları umursamamıştır bile. Vız gelir tırıs gider. Daha çok ithal etmiştir. (En yerli olan gene de şiirimizdir, ama edebiyatımız genellikle ithaldir, özellikle 2000 sonrası, 80’lerden başlayarak. Edebi iktidarı ele geçirmeye azmetmiş yılmaz bir Üçüncü Dünya savaşçısıdır; daha çok planlayıcısı diyelim, zira muharebe alanlarında göğüs göğse çarpışmışlığı yoktur..." Gercekedebiyat.com

















YORUMLAR