Madam Gaulis
27 Aralık 1919 günü…
Boynunda idam fermanı vardı ama onun durmaya
niyeti yoktu.
Araç yoktu. Araç olsa mazot yoktu. Misafire
ikram edilecek kahve yoktu, kahve... Çay bulunsa, şeker yoktu.
Ülke işgal altındaydı.
Ordu kuracak gönüllü yoktu. Gönüllü
bulunsa giysi yoktu, Top, tüfek yoktu; cephane yoktu.
Bunlar yaşanırken…
Fransız gazeteci-yazar Berthe Georges
Gaulis, 21 Eylül 1919 tarihinde Anadolu’ya gitmek amacıyla
İstanbul’a geldi. Tevfik Rüştü (Aras) ile görüştü. Millî
Mücadele hareketini haklı bulduğunu, Türk davasını dünyaya
duyurmak istediğini, ancak geniş bilgi sahibi olabilmek için
Anadolu’da milliyetçi liderlerle görüşmek istediğini söyledi.
Tevfik Rüştü, Ankara’dan aldığı talimatla onu, trenle
Eskişehir’e götürdü. Eskişehir yakınlarındaki bir köyde Ali
Fuat (Cebesoy) Paşa ile görüştürdü. Ali Fuat Paşa Yunan
zulmünü görmesi için onu savaş bölgesinde dolaştırdı.
Gaulis, izlenimlerini yazarı bulunduğu
gazetelere şöyle iletti:
“İsmet Paşa’nın komuta ettiği
hatları boydan boya geçtim. Söğüt’ü, Köprü’yü,
Bilecik’i, Pazarcık’ı, İnegöl’ü, Bozüyük’ü baştan
başa dolaştım. Felaketleri gördüm. Harabelere dokundum.
Kurbanların sayısını saptadım. Sağ kalanları izledim. Taşlar
altında hala ceset parçaları vardı. Artık Ankara bana ne
anlatabilirdi? Geri dönmeye karar vermiştim ki İsmet Paşa ‘Hayır,
siz Mustafa Kemal Paşa’yı dinlemeden hiçbir şey anlayamazsınız,
Ankara’ya gidin ve onu dinleyin, o zaman her şeyi anlayacaksınız’
dedi.
Birkaç gün sonra Ankara Garı’ndaki
müdüriyet binasındaydım. Paşa’nın özel Giresunlu korumaları
arasından birinci kata çıkarıldım. Şef bakışlı bir subaya
yaklaştım, elimi uzattım. Bu kişinin Mustafa Kemal olduğunu
anlamıştım. Paşa’nın yüzünde tatlı bir gülümseme belirdi.
Az sonra görüşmeye başladık.
Derinliğine inilemeyen ve her an değişen
bakışlarında karşısındakini hemen etkisi altına alan bir güç
vardı. Biraz saklamaya çalıştığı çelik gibi bakışlarıyla
hal ve tavrındaki sadelik birbiriyle çelişir gibiydi. Daha sonra
onu birçok değişik hallerde görecektim. Ama hepsinden de esas
çizgilerinde bir değişikliğe rastlamadım.
Kullandığı kelimelerde tam bir isabet,
hızlı ve açık bir muhakeme, daima en nazik ve tatlı bir ifadeye
bürünmüş olmakla beraber konuşurken lider olduğunu belli eden
bir hava vardı.
Yürüyüşü çok zarif, sözleri ve
hareketleri çok rahattı.”
Madam Gaulis haklı Türk davasını daha sonra
kaleme aldığı Çankaya Akşamları (1) adlı kitabında
dile getirecek, dünya kamuoyunun gündemine taşıyacaktı.
Kurtuluş’un ardından tekrar geldi…
Çankaya Köşkü’nün bahçesindeki evde
misafir edildi. Mustafa Kemal Paşa ile dostluğunu daha da
ilerletti. Onun liderliğine ve ideallerine daha fazla saygı duymaya
başladı. Çankaya akşamlarında Millî Mücadele’nin amaç ve
gidişatını ilk elden dinleme imkânı buldu. Mustafa Kemal’i
yakından tanıyınca onu şöyle betimledi:
“Mustafa Kemal beklemesini bilir, hiçbir
şeyi tesadüfe bırakmaz. Ağır ağır inşa eder, arada bir,
bilinçli olarak bir darbe vurur. Her olay, kendi saatinde oluşur,
hatta en yakınlarına, sırlarını tevdi ettiği kimselere bile tam
fikrini açmaz. Günü gelir, o zaman, insanı baştan başa saran,
kendine özgü mantıkla, olayı koyar ortaya.”
Fransız gazeteci-yazar Madam Gaulis, Millî
Mücadele döneminde üç kez Anadolu’ya geldi. Cephe ve cephe
gerisinde olanları yerinde inceledi, Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı
görüşmeler sonunda, Türklerin haklı davasını anladı, inandı.
Beş büyük gazetenin yazarı olarak yazdığı
makalelerde, kitabında, yaptığı söyleşilerde Türk davasını
savundu. Gaulis, sadece Yunan mezalimini, Mustafa Kemal Paşa’nın
haklılığını, seçkin karakterini anlatmakla kalmadı, yazdığı
mektuplarla da Mustafa Kemal Paşa’yı Avrupa’daki
gelişmeler hakkında bilgilendirdi.
Şimdi…
30 Ağustos Zafer Bayramı… O
topraklarda akan şehit kanları üzerinden yıllar geçse de Türkiye
Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin ne olduğunu hepimize
hatırlatacaktır.
30 Ağustos bir gün değil, her gün kutlu
olsun.
(1) Berthe Georges Gaulis, Çankaya
Akşamları, Cumhuriyet Yayınları, 2001.
Gercekedebiyat.com
YORUMLAR