İzlenimcilik akımı 148 yıl önce bugün o yazıyla adlandırılmıştı

148 yıl önce bugün, Louis Leroy'un, Monet'nin bu resmi için Le Charivari gazetesinde yayınlanan yorumu sayesinde bir akıma isim bulundu: İzlenimcilik!

news-details
Resim

 

İZLENİMCİLİK NE ZAMAN NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

Akımın adı, Claude Monet’nin Le Havre limanında gün doğumunu resmettiği ‘İzlenim: Gün Doğumu’ (Impression: soleil levant) isimli tablosundan gelmektedir. Bir sanat eleştirmeni olan Louis Leroy, Monet’in gün doğumu tablosuna gönderme yaparak benzer resimler yapan dönemin ressamlarını biraz da aşağılamak amacıyla izlenimciler olarak tanımlıyor ve sonradan akımın ismi olacak Monet’in bu tablosunu eleştiriyor.

Leroy'un resim eleştirisi yazısı 25 Nisan 1874'te "İzlenimcilerin Sergisi" başlığıyla Le Charivari'de basılıyor. Terim adını açıkça Claude Monet'in  "İzlenim: soleil levant." adlı söz konusu tablosundan almıştır.

Leroy'un makalesi, yayınlandığı günden itibaren şiddetle tartışıldı. O dönemde Zafer Gençaydın'ın da değindiği gibi binlerce empresyonist ressam vardı ama günümüze en çok 15-20 tanesinin adı temsilci olarak kaldı.

İZLENİMCİLİK NEDİR?

İzlenimcilik (empresyonizm) 19. yüzyılın sonunda Fransada ( Paris ) ortaya çıkan ve daha sonra tüm Dünya’da etkisini gösteren bütün sanat dallarını, özellikle resmi etkilemiş bir akımdır. Doğadaki unsurların kişinin içinde oluşturduğu duygusal izleri yansıtmıştır. Empresyonist (izlenimci) akım sanatçıları, doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimi resme (veya edebi esere) aktarmışlardır.

İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır.

Claude Monet (14 Kasım 1840 - 5 Aralık 1926)

İzlenimcilikte yorumlar ve izlenimler, sanatçıdan sanatçıya değiştiği ve her sanatçı eserinde kendinde oluşan duyguyu ve izlenimi anlatacağı için, meydana getirilen edebî eser, yazarın veya şairin kişiliğine ilişkin izler taşır.

Bu dönemin en önemli temsilcileri: Claude Monet, Auguste Renoir, Vincent van Gogh, Cezzanne, Toulouse Leatrec, Sisley, Camille Pissarro’dur.

Resimde izlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimleri yansıtmayı hedefler. Resmedilen nesnelere veya olaydan çok günün belirli bir zamanına özgü ışığın sanatçı üzerinde yarattığı izlenimlere önem verilir.

20. yüzyıl resim sanatının yolunu açan izlenimcilerin birçok tablosu, birer başyapıt ve ilk “modern” resim olarak değerlendirilmektedir.

(Monet bütünüyle açık havada çalıştığı bu yapıtında, güneşin doğuşu­nu, ışığın su üzerindeki yansımalarını gördüğü andaki gibi parlak renklerle tuvaline yansıt­mıştır.) 

İZLENİMCİLİK ÖRNEĞİ RESİMLER İZLENİMCİ RESSAMLARIN TABLOLARINDAN ÖRNEKLER

CLAUDE MONET (1840-1926)
‘Waterlilies and Japanese Bridge’, 1899

ALFRED SISLEY (1839-99)
‘Flood at Port Marley’, 1876

CAMILLE PISSARRO (1831-1903)
‘Gelée Blanche – Hoarfrost’, 1873

CLAUDE MONET (1840-1926)
‘Wheatstacks – End of Summer’, 1890-91

CLAUDE MONET KİMDİR? CLAUDE MONET'NİN HAYATI

Bir aktarın ilk çocuğu olan Claude-Oscar Monet, 14 Kasım 1840’da Paris’te dünyaya geldi. Küçük Monet, henüz beş yaşında iken ailesi ile birlikte Le Havre’a göçtü. Çocukluk yıllarını La Havre’da kumsal ve deniz resimleri yaparak ün kazanmış olan Jean Boudin’in etkisi altında geçirdi. Normal lise öğrenimini tamamladıktan sonra, 1856-1858 yılları arasında F.J. Ochard’ın yanında resme çalıştı.

Monet, henüz onbeş yaşındayken karikatürler çiziyor ve Le Havre’daki bir kitapçı bunları vitrininde sergiliyordu. Bu resimleri ilgi çekici bulan manzara ressamı Eugène Boudin, delikanlıyı yanına aldı ve ona açık havada resim yapma zevkini aşıladı.

Claude Monet, 1859’da Paris’e resim öğrenimi yapmaya gitti. Günlerini resim sergilerinde ve atölyelerde geçirerek çok şey öğrendi. Resmi Akademi Kurslarına devam etmeyen sanatçı, zaman zaman Charles Jacque’in atölyesine ve serbest İsviçre Akademisi’ne giderek çalışmalarını kendi hesabına ilerletti. İsviçre Akademisi’nde Pissarro ile tanıştı. Delacroix‘nın eserlerini tanıması ve «Martyrs» pastanesindeki münakaşalar, genç sanatçının kültürel bilgisini, ve sanat tecrübelerini herhangi bir okul öğreniminden daha çok zenginleştirdi.

1860 sonbaharında askere çağrılan Monet, Cezayir’de askerlik görevini yapmaya başladı. Bu arada resim çalışmalarına da devam etti. Kansızlıktan hastalanan genç sanatçı, 1862 yılı başlarında Le Havre’a döndü. Bir süre Normandiya’da kaldı. Boudin ile ve yeni tanıştığı Hollanda’lı «ön izlenimci» Jongkind’le deniz kıyıları ve kırsal bölgelerde Normandiya peyzajları yaptı.

Paris’e dönünce Gleyre’nin atölyesine girdi ve orada Renoir, Bazille ve Sisley ile tüm yaşam boyu sürecek bir dostluk kurdu. Sanatçının bu dönemde karşılaştığı en önemli olaylar 1863 yılında bir sergide tanıdığı Manet‘nin resim sanatını tanıması ve ertesi yıl Gleyre atölyesinin kapanmasından sonra Courbet ile karşılaşmasıdır.

Gleyre’nin atölyesinden ayrılan ressamlar, eski formülleri bırakmak zorunda kaldılar. Paletlerine açık renkleri aldılar ve doğrudan doğruya doğadan esinlenerek resim yapmaya başladılar. Bazen Fontainebleau Ormanı’nda, bazen Seine Nehri kıyısında veya Normandiya’da çalışan ressam, zor ve yoksul yıllar geçiriyordu. Hayatını resimden kazanmaya karar verdiği halde ciddi bir resim öğrenimi yapmadığı kanaatinde olan ailesinden hiçbir teşvik görmeyen sanatçıya gelen tek yardım Courbet ve Bazille gibi ressam arkadaşlarının maddi ve manevi destekleriydi.

1866 yılında yıllık Resmi Resim Sergisinde teşhir ettiği Camille Doncieux’nün figürleriyle büyük bir başarı kazanan ressama ailesi, para problemlerini halletmesi için yardım etmeye başladı. Ancak bu yardım kısa sürdü. Oğullarının model Camille ile yaşadığını öğrenen aile, Monet’ye yaptığı mali yardımı kesti ve ondan Camille’i bırakmasını istediler. Bu sırada Monet ve Camille’in oğulları Jean, Paris’te dünyaya gelmiştir.

Claude Monet, özellikle oğlunun doğumundan sonra güç bir yaşam geçirmeye başladı. Bir serseri gibi Paris’le Normandiya arasında gidip geliyor, koleksiyoncu ve yorumcuların dikkatini çekmeye çalışıyordu. Fakat yine de resim yapmaktan, olağanüstü eserler meydana getirmekten geri kalmıyordu. Bu arada 1870 yılında Camille ile evlendi. Resmi sergiye yolladığı resimlerin çoğu reddedilmekle birlikte, sanatı bu devirde gelişti. Figür üzerinde çalışmayı bırakarak Bougival’in, ve özellikle Argenteuil’ün ışıklı peyzajlarını çizdi.

1870 yılında Fransa-Prusya Savaşı’ndan kaçmak için Londra’ya gitti. Orada J.M.W. Turner’le John Constable‘ın eserlerini gördü; Pissarro ve Sisley ile buluştu; kendilerinden yaşlı bir ressam olan Daubigny, onları sonradan satıcıları olan Durand-Ruel ile tanıştırdı. Belçika’ya yaptığı başarılı bir geziden sonra 1871 yılı sonlarında Paris’e döndü ve Seine Nehri üzerinde Argenteuil’de küçük bir ev kiraladı.

Ekonomik durumu biraz düzelen Monet, önemli eserler yarattı. Monet ve arkadaşları Renoir, Sisley, Pissarro, Cézanne’in sanat araştırmalarının değerine inanan tek kişi Durand-Ruel, Monet’ye yardım etti. Gleyre atölyesiyle İsviçre Akademisi’nin eski öğrencileri «Ressam, Heykeltraş ve Gravürcüler Anonim Şirketi» halinde birleşmeyi, ayrıca Resmi Sergi’de resimleri kabul edilmediği ve Durand-Ruel de resimlerine alıcı bulamadığı için ayrı bir sergi düzenlemeyi kararlaştırdılar. Sanatçı, «İzlenimciler»in 1874 yılındaki bu ilk sergisine «izlenim: Gündoğumu» adlı eserini yolladı. Bu sergiler 1874, 1876, 1877, 1879,1880, 1881, 1882, 1886 yıllarında tekrarlandı.

Monet bazı nedenlerden ötürü bu sergilerin beşinci, altıncı ve sekizincisine katılmadı. 1878 yılı başlarında Monet Argenteuil’den ayrılarak Vétheuil’e gitti. Zayıf ve hasta karısı Camille’in sıhhati, ikinci çocukları Michel’in doğumundan sonra daha da fenalaştı ve genç kadın, 1879 Eylülünde hayata gözlerini kapadı.

Karısını kaybeden ressam, kendini tamamiyle resme verdi. Poissy, Varengeville, Dieppe, Pourville, Etretat’da yeni izlenimler aradı ve daha sonra Giverny’ye yerleşti. Buradan sık sık tek başına veya Renoir‘la birlikte güneye gitti. Akdeniz kıyılarında resim yaptı. Resim meraklılarıyla satıcıları uzun zaman devrimci sayılan bu resim anlayışıyle ilgilenmeye başladılar. 1888’de Antibes’de birçok manzara resmi yaptı ve günün değişik saatlerinde gözemlenen aynı motif «dizileri»ne başladı. Rouen Katedrali cephesinin çeşitli ışıklar altında kırk kez resmini yaptı (1892).

Bu arada sanatçının ekonomik durumu iyiye yönelmeye başladı. Durand-Ruel ve Petit palerilerindeki sergilerde önemli yorum ve satış başarıları kazandı ve nihayet 1890 yılında Giverny’deki evi satın alabildi; iki yıl sonra Madam Hoschedé ile evlendi.

Sanatçının bu yıllarda daha az seyehat ettiği görülür: Normandiya’ya kısa geziler, 1895’de Norveç’e bir gezi, Londra’ya birkaç seyahat yaptı (1899, 1900, 1901, 1904), Velazquez‘leri görmek için Madrit’e gitti; 1908, 1909 yıllarında Venedik’e kısa ziyaretler yaptı.

Son yıllarda gözleri bozulan ressam, yılmadan çalışmasına devam etti. Onun bu sanat aşkına gözlerinin hastalığı bile engel olamadı. Giverny’deki bahçesinin beyaz nilüferleri karşısında deneylerini en ileri noktaya götüren çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar onun, bazı soyut ressamlarca, öncü sayılmasına yol açtı. 1923’de devlete armağan ettiği «Su Zambakları» tablosu Tuilleries Sarayı’nın Orangeries bölümünde yer aldı. Son günlerinde bile tuvalleri üzerinde çalışan bu büyük Fransız ressamı, 5 Aralık 1926’da Giverny’deki evinde hayata gözlerini yumdu.

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ahmet Yıldız

gercekedebiyat.com yazarı, Gerçekedebiyat.com sitesinin kurucusu

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..