Bir sadrazamın oğlu gözümün önünde nasıl öldürüldü? / Refik Halit Karay
Refik Halit Karay unutulmaz bir gazeteci ve yazar olmasının yanında Türk edebiyatında Fecri Ati topluluğunun da kurucularındandır. Bu yazı Bir Ömür Boyunca anılar kitabından alınmıştır.
Henüz Galatasaray'ın başlangıç sınıflarına devam ettiğim sırada -galiba henüz 13, 14 yaşlarında idim- bir bakımdan siyasi sayılan bir suikaste şahit olmuştum: İktidarda bulunan bir sadrazamın oğlunu hemen hemen gözümün önünde tabanca ile vurup öldürmüşlerdi. O devirde Haydarpaşa-Kadıköy iskelesi asıl Köprü'ye zincirle bağlı bir çıkıntı idi, boyuna sallanır, gıcırdardı; ayrıca bu yere hiç durmadan oynayan asma merdivenlerle inilir, hele lodosta inerken kadınların başları döner, yaşlıların çok defa basamaklara çöktükleri görülürdü. Karaköy tarafındaki merdivenin son basamağına yakın yerde ve solda küçük bir mescit daha doğrusu kapalı namazgâh vardı ki kapısı açık dururdu. Vapurlar seyrek işlediğinden ibadet ehli yolcular dini borçlarını eda için, buraya dalarlardı; bizler dolaşır durur yahut şekerci dükkânına girip otururduk. CİNAYET Bir Cumartesi günü mektepten çıkmış, Erenköy'e gitmek üzere Köprü'ye gelmiştim (Bizim mektebimizin tatil günü öbür mekteplerin ve resmi dairelerinki gibi cuma değildi, gâvur usulü pazardı Tam Mescit hizasını geçmiş, bilet gişesine doğru yürüyordum, arkamdan “Pat! Par!” birbiri arkasından iki silah sesi aksetti. Otomobil henüz icat edilmemişti ki o sesleri hüsn-i tevil edeyim. Ahali koşuşuyor, ben de koşanlara katılıyorum tabii... “Birini vurdular! Vuran kaçıyor, yakalayın” diye haykıranlar var. Evet, ben de gördüm: Arnavut kıyafetli, yani poturlu, cepkenli, başı beyaz, yayvan keçe külâhlı bir adam merdivene saldırmış, Karaköy tarafına koşuyor. Durdum, zira vurulanı, vurulup düştüğü yerden kaldırmışlar, kollarından ve bacaklarından tutmuşlar, demin bahsettiğim mescide taşıyorlardı. Çok iyi giyinmiş, orta yaşlı biri... Ayakkabılarının altları -hâlâ gözümün önünde- yepyeni, tertemiz, hemen hemen hiç yere basmamış. Derisi parıltısına göre rugan dediğimiz parlak cinsten. Ne elbisesinde, ne yerde kan izi, lekesi yoktu; anlaşılan içine akmış. Bir şeye daha dikkat etmiştim: Siyah çorapları sarı bagetli idi, babamın da giydiği Savure markalı pahalı çoraplardı bunlar, Çifti bir çeyrek altın liraya meşhur lüks tuhafiyeci Pigmalyon'da satılırdı; ipek değil, halis ve nefis Fransız fildekosu idi; bugünün hesabı ile 25-26 liraya çifti. SADRAZAM OĞLU Demek oluyordu ki, vurulan ve öldüğü ağızdan ağıza söylenen adamın içtimai mevkii yüksek. Öyle birine keçe külâhlı bir Arnavut ne sebeple silâh boşaltıyor? Az sonra haber etrafa yayıldı ve maktulün hüviyeti öğrenildi. Sadrazam Halil Rıfat Paşa'nın mahdumu Şürâ-yı Devlet âzasından, bâlâ rütbesi ricalinden Cavit Bey. İlk şahidi olduğum cinayet İpsiz Recep, Kulaksız Sotiri'yi öldürmüş nevinden bir şey, bir meyhane vakası değildi. Ölü, Sadrazamın gözbebeği, çok sevdiği, çok şımarttığı oğlu idi. Esasen şımarıklığına ve üstüne lâzım olmayan karışık işlere karışmasına kurban gitmişti; intikam cinayeti idi bu; o Arnavut yine bir Arnavut zorbasının adamı, emir kulu, fedaisi idi; bir nevi gangsterlik! Şimdi meseledeki Abdülhamid rejiminin acayiplikle alâkalı tarafına göz atalım: ABDÜLHAMİD'İN PRENSİPLERİ Mevkiinde duran bir sadrazam oğlunu taammüden, pusu kurarak öldüren katil ismi de hatırımda kalmış galiba Matlı Mustafa idi sanıyorum: asıldı mı? Hayır. Padişah, yukarıda da söylemiştim, bütün idam hükümlerini müebbed hapse çevirirdi; maktulün sadrazam evlâdı olması onu prensibinden çevirmemişti. Vaka kapandı gitti; hatta katilin bir müddet geçince, üstüne elbise giydirilip, cebine harçlık konduktan sonra memleketine bile gönderildiği söylendi. Liyakat madalyası verilmemişti galiba! Lâkin yaşlı Sadrazamın ciğer yarası kapanmadı, zaten çökmüştü, büsbütün çöktü; mevkiinden çekilmek istedi. Abdülhamid istifadan da idam kadar hazzetmezdi; kendisinin azil hakkına bir tecavüzdü bu. İstifa, kafa tutmak, padişahı hiçe saymak gibi bir şeydi, Bir de şu vardı. Abdülhamid uğursuzluğa inandığı kadar -Sultan Reşad'dan söz açmışken anlatmıştım- uğurluluğa da inanırdı. Yunan Harbi o Sadrazam zamanında kazanılmıştı ve yine o sadarette iken Padişahın başına büyük gaileler açılmamıştı; günleri huzur içinde geçiyordu. Halil Rıfat Paşa -yarı diri, yarı ölü bir hâlde mev'üd eceli ile vefatına kadar sadrazamlıkta kaldı. Ben bir cinayete daha şahit oldum ama ötede anlatırım. Hâtıratımı hiç hazzetmediğim Mayk Hammer'in it dalaşmaları, at tepişmeleri, aygır itişmeleri ile dolu, gangster leşi kokan serisine benzetmeyelim. Hoş bu ikinci cinayet M. Spillane'nin romanlarındaki tipler arasında olmuştur; bir kumarhane cinayeti idi. Refik Halit Karay
Gercekedebiyat.com

















YORUMLAR