Fotoğraf altyazıları 23
DAYANAKSIZ Suya inerlerdi duvarımızda, ipekti,
incecikti rüyalarımız, Gökyüzüne yol yapardık avcumuz
yanana dek, Halımız aynı duvara kaç kez yıkanıp
asılmış, Yaşlandıkça ölüp gitti bizi
tanıyan komşular. Dokundum da hayalimde, uçuştular
gökyüzüne, Şaştım biraz, hiçbirisi
yaşlanmamış, yavru geyik hâlâ yavru, Annemin aynalı sandığı naftalin
kokuyor hâlâ, içinde yünlü giysiler. Özgün tasarımcıydı annem, aklından
örgüler örer, ilk kez çizdiği modeller giysi olur
makinede. Sanki onlar öğretmendi, çağırırlardı
annemi; "Gel dağlara, çiçeklere, ahenkle dök nakışları. Oysa Kâbe
dokulu halılar üretmeye çağırmaz da "Dünyadan el etek çek
ve bilme yaşamayı!" derdi. Yaşama sevdalı annem bu çağrıyı
beğenmezdi. O kadar beğenmezdi ki göz önünde durmasını bile
istemezdi onların; Gebze, 24.10.2022 - (Şiiri
Özlüyorum-2023, sayı:112) Sevdiğin bir masal içinde değilsen
kendi masalını yaratmayı unutma canım oğul. Hem kendi mutluluğun
hem senden masal umacak çocuklarını hayal ve gerçekleştirmek ve
geleceği yaratmak ve yaşatmak için. Bu geyikli fotoğrafı gördüğümde
sızladı içim. Şiirini yazdım bir halıda birden çok ve birlikte
olan geyik ailesinin, rengarenk ilmeklerin. O halıyı bir süre
ağabeyim evinde duvara asmıştı ve ben kendi masalımı
anlatmıştım canım oğul... Sorduğumda anne geyiği de
gösteriyordun, Alican’ı seveni de, kaybolan bir yavruyu da o
yarım cümlelerinle. ("Kabolduuu!" deyişin iyi ki bir
eski tip videoda kayıtlara alınmış oğul. Masal dinlemek ne ki
sadece onu dünya kadar sevecek ağabeyimin çocuğu olmak isteyecek
bir çocuk daha olmalıydı o evde. Olmadı.) Gebze, 11.3.2023 *** Aşırı fırtına ile kökünden
söküldü bahçede ağacımız... Neyse ki çocuklar oyun parkında
değildi. Ülkenin batısı fırtına, güney doğusu deprem
yıkımında. Yıkım çok da... Bari ölüm sayısı az olsa...
Tarihe bir kara pazartesi notu... Bu yıl ön bahçedeki servi de
dayanamadı, kökü de... Geçen yıllar aynı günlerde hortumlarla
sarsılıyormuş ülke. Gebze, 12.2.2024 Şiirdeki 'Geyikli Gece' değil,
'sırtında ölü bir geyikle zor olan yürüyüş' değil... *** Oğul... Ünsal Çankaya
Çocuk hülyalarımızla dağlara
çekerdi sanki tabloda dostlarımız.
Elimizden yaprak yerdi, ne
verirsek yerdi her biri geyiklerin.
Dokunurduk ayaklarına,
sırtlarına, dudaklarına,
Sular bulanmaz, ama artardı maviliği
o minik derelerin,
Yollar bizi döndürürdü oyundaki ovaya.
(Ne
annem ne babam kaldı bir kerevette yaşlanıp,
Kemikleri
yoruldukça oturup da sırt dayayan.
Ne de ağabeyim var artık
-Ev böyle duracak!- diyen,
Gidip, görüp, durduğuna gözüyle
görüp inanan.
En son onunla gezdiydim ıssız, sessiz
odaları,
İlk gençlik yıllarımızla eşleşip
adımlıyorken,
Kimse uzanıp bakmadı ne yataktan ne
mutfaktan.
Ağabeyim de anladı yıllanmış tüm
mobilyalar,
Böyle susacaklar artık, bizsiz ölecek
anılar.)
(Sindirmeye çalışsam da sinmiyorlar
yüreğime,
Başıma yıkıldı çünkü kurduğum kâğıttan
kule.
Bu dünyada sevgisizler doyuyorlar mala mülke.
Meğer
zaten bekliyormuş bu son dokunuşu dünyam,
Dayanaksız kalmak
yetti, yıktım eski duvarları.)
Ne ağaçlar azalmıştı, ne gök, ne su, ne
geyikler,
Ama onlar da daraldı akıp duran zaman ile,
Üstlerine
yağan tozu silkeleyense kalmadı.
Evimiz yapyalnız şimdi,
halıda havlar azaldı,
Dayanaksız kaldı duvar, dedim orda ne işim
var,
Varsın ağlasın anılar, ben bile duramam artık,
Zaten
can yok ki özümde akıp bitsin son damlalar.
Anılar siyah beyazken renkler biraz havalandı.
Yine
çağırdılar beni o bir avuç maviliğe,
Özgür yaşama düşünü
bizde unuttuydun diye.
Annesi su içiyor,
içtiği su yine temiz, hem de asla bitmiyor,
Geyik baba çok
boynuzlu, o azametli duruşla yine ovayı kolluyor.
Anne geyik
annemizdi, baba olanı babamız, yavru geyikler hepimiz.
Toplanır
gelirdi hepsi umduğumca yaşansaydı bize verilen ömürler,
Geyikli
halımız gibi solmazdık ki dayanaksız!
Gönlümüzce yürümedi
hayal edilen dünyamız.
Fena avcılar dadandı, ablam yaralandı
önce, ağabeyimse gurbette!
Kardeşlerim uzaklara dağılmasaydı
öylece,
O dereden masal akar, tutar anlatırdım Aykız!
Çeyizinden bir o kaldı
bir de dokuma kilimler.
(O kilimler bende şimdi.)
Aslında
Kabe dokulu halılar da vardı bizde,
Dürüp büküp camileri, o
sandığa katladıydık.
Ölüm çok uzaktı ama gün olur gelirse
olsun sanduka örtüsü diye.
(Ne anneme örtebildik ne babama
daha sonra, çünkü evimizden uzak ölüverdi ikisi
de.)
Rüyalarımıza bile giremedi o halılar uçuşan yıllar
içinde, zaten onları seyredip düş kurulmaz ülke ülke.
Geyiklerse
hepimize yüzlerce dağ gezdiriyor, bugün bile, haritanın
üzerinde.
Böyle şeyler sanıyorum hacdan gelirdi herkese,
yakınlığına bakarak dağılırdı hanelere.
Biz çocuklar
masal gibi olanları çok severdik, kahveci güzeli misal bize de
uzatır kahve,
Uzanırdık fincanlara, ya kahve yoksa içinde ya
içmeden dökülürse...
Sanatçı ruhluydu çünkü, öyle anlardı güzelden.
Geyikli halıda sanat baskındı diğerlerine.
İmrenirdi
ilmeklere, renge denk düşmüş biçime, nasıl benzemiş gerçeğe
anlardı ve anlatırdı sorduğumda masal gibi. Yatağa uzanır sonra
doya doya seyrederdim halıdaki o renkleri.
Otur
üreten elinle, tasarla biçimlerini, bu tezgâh da senin olsun, vur
kirkiti düğümlere!"
"Yere sermek günah!" derdi
gülümseyip inceden. "Duvara asmak ayıp!"
Çünkü
"İbadet de kabahat de gizli!" diyen nesildendi, ömrümüzü
yaşanası eylerken.
Onları duvarımıza asmadık ve kullanmadık
bizler de.
Ölümü çağrıştırıp korkutamasın diye. (Şiiri
Özlüyorum-2023, sayı:112)
***
Başın sağ olsun Türkiye'm.”
Bu içten dileğe kalbimle katılıyorum. Her şey o kadar dayanaksız
ve dayanıksız ki ülkemde... Başımıza yıkılıyor kurulan
kâğıttan kule...
Yurttaşını güvenlik içinde yaşatma
ödevini unutuyor yönetenler.
Gün olur, insan öncelikli olur
hırslar yerine. Sağlam binalar yapmayı borç bilir yapıcılar,
yapmayanı korumaz siyasiler ve dürüstlük istisna olmaz
yönetenler, devlet görevlileri ve yurttaşların
tümünde.
Önlemsizlikten ölen ölene... Ah acılı
yurdum. 6 Şubat 2023.
***
***
Oğluma
masallar düzdüğüm ipekli halı... Geyikleri ipekten... Gebze,
11.3.2025
Masal anlattığım, güzel
bir dünyaya inandırdığım için hatalıyım belki de. Fırtınalar
güçlenince ağaçlarımızı bile devirmişlerdi arka ve ön
bahçede...
Bir ağacı devirse de bir ormanı deviremez en güçlü
olan bile.
Şiirdeki gibi birlik olalım oğul, her birimiz
"tek ve hür" ama "bir orman gibi
kardeşçesine". Yenilmeyelim diye, yıkılmayalım diye
birlikte olmanın özlemi var kalbimde.
Hiç değilse minicik
ailemizle. Biz birlikte güçlüyüz, dağılırsak eprir ipek,
çok yıpranır.
Nedensiz ve gereksiz her mesafe ipeği
inceltmede!
Gercekedebiyat.com














