Son Dakika



Resim yaşam boyunca figüratif biçemi koruyan ve erotik çağrışımlı genç kız resimleriyle ünlenen Polonya asıllı Balthus’a bu adı ünlü şair Rilke takmış. Asıl adı Balthazar Klossowski de Rola. Babası, annesi ve ağabeyi de ressam. Babası ayrıca sanat tarihçisi. Çocuk yaşta ailesiyle görüşen önemli sanatçıları tanımak ve onların söyleşilerine katılmak olanağı bulan Balthus, annesiyle babası ayrılınca annesiyle birlikte yaşamaya başladı. Annesiyle Rilke arasındaki aşk onunla yakınlaşmasını sağladı.

Resim yapmaya  Rilke’nin yüreklendirmesiyle başladı. Balthus’un resim yaşamının bundan sonrasında yolculuklar müze gezileri, kimi ressamları derinliğine anlayabilmek için tablo kopyaları var. Sonra bir çalışma sıtması ve yolculuklarda kurulan dostluklar. Bu yolculuklardan biri onu Japon ressamı Setsuko İdeta ile tanıştırmış. Böylece Balthus hayatının kadınını bulmuş. Bir anlamda Balthus’u  büyük ressam yapan felsefe ile de buluşma sayılmalı bu tanışma ve evlilik.

Çünkü Balthus hem resimlerindeki anlatımla hem de resimlerini yorumlayışıyla Batı’dan çok Uzakdoğu’ya yakındır. Resmi çağrıştırdığı onca insana ve yaşayan ögeye karşın, dünya dışı, dinsel, tanrısal bir eylem olarak yorumlar. Bu bakış açısı,  ölümünden önceki son iki yıl onunla birlikte yaşayarak anlattıklarım saptayarak anılar kitabını oluşturan Alain Vircondelet’ın çalışmasıyla daha iyi kavramış. Vircondelet. Aanılar kitabının başında şu açıklamayı yapıyor:

“Balthus’un Anılar’ını, onun vasiyeti gibi görmek, yüzyılı baştan başa katetmiş bir yaşamın sonunda söylenmiş son sözleri olarak okumak gerekir. Gittikçe tükenen bir soluğun elverdiğince dile getirilişi bunlar; ama bellekte silinmemecesine yer etmiş anıların tazelenmesi, sanki ona can katıyor, enerjisini yeniliyor gibiydi.”

Balthus'un içini döktüğü bu Anılar, iki yıl süren bir çalışmanın ürünüdür ve Balthus, bu süre içinde hayati boyunca çok ender yaptığı gibi açmıştı içini. Söylediklerinin, bir yaşam dersi ve “sadece geleneğin devrimci olduğunu düşünen bir ressamın son sözleri olarak anlaşılmasını istiyordu."

Balthus
Balthus, Cathy’nin Süslenmesi

Balthus’un Anılar'ı, bir ressamın dünyayı yorumlayışını yansıtışıyla önemli, ancak bence, bir yazarın bir ustaya duyduğu saygının, kendi işine özenin de kanıtı. İki yıl bir yaşama katılmak ve bu katılımdan yalnızca kendisine yazdırılan metinlerle ayrılmak günümüzün magazin dünyasına aykırı ancak saygın bir davranış. Balthus, resim anlayışını Mozart’ın müziğine duyduğu hayranlıkla açıklamaya çalışır:

 “Bence, dünyadaki bestecilerin en yücesidir Mozart, evrensel olana erişir, insan ruhunu tüm derinliğiyle duyurur. Her zaman bana örnek oldu; her şeyi açıklayabilen kişi oldu. Resim ve müzik birbirleriyle kaynaşır, ikisi de aynı şeyden söz ederler, aynı titreşime ulaşmaya çalışırlar. Bu yetkinliğe ulaşmak istedim her zaman.”

"Tüm hayatıma yön veren bu resim anlayışını, aslında, hiçbir zaman terk etmediğim çocukluğumun ilk yıllarında benimsedim. Rilke dolaylı olarak şiir yoluyla  bana inançtan söz ediyordu ve dünyanın ne kadar ruhsallaşmış olduğunu o zaman keşfettim; onu nesnelerin yoksulluğunda ve uçsuz bucaksız yüceliğinde arayıp bulmak gerektiğini anladım."

Balthus, tablolarındaki figürlerin erotik çağrışımlarıyla, inanç olayının çatışacağının, çelişeceğinin farkındadır. Bu yüzden hemen “erotik çağrışımlar"a değinir: "Benim soyunmuş genç kızlarımın cinsel arzuları nasıl kamçıladığı iddia edildi. Asla bu niyetle yapmadım o tabloları; böyle bir şey bayağı ya da geveze kılardı onları. Tam tersine yapmak, bir sessizlik ve derinlik halesiyle sarmalamak, çevrelerinde bir baş dönmesi yaratmak istedim. Bundan dolayıdır ki melekler gibi gördüm onları ben, başka bir yerden, gökyüzünden, bir idealden gelen yaratıklar gibi gördüm; birden aranıp zamanı boydan boya geçmiş ve bunun görkemli, sihirli izini bırakmış bir yerden gelen varlıklar ya da düpedüz ikona imgeleri gibi."

Ressam kendi eserlerini savunurken, dönemin akımlarını da yargılamaktan kaçınmıyor:

"1934’te Galeri Pier, Alice, Sokak, Cathy’nin Süslenmesi gibi tablolarım sergilediğinde o dönem için 'aşırı cüretkar’ diye nitelenen Gitar Dersi, perdelerin arkasında sergilenmişti. Oysa Kübistlerin ve Gerçe üstücülerin taşkınlıkları, kışkırtmanın ta kendisiydi aynı dönemde. "

Balthus’ un öyküsü, bir soylunun sanatın manastırına çekilmesinin öyküsü bence. Anılar da sanat üstüne yarı mistik yarı şiirsel denemeler, belki içeriğinden dolayı bütünüyle şiir kimliği bile kazanıyor yer yer:

"Gözlerim artık desen yapmama elvermese de hâlâ resim yapma şansım var. Boyaları. görüyorum, Setsuko’nun akıl sır erdiremediği, ama her gün gözlemlediği bir şey bu. Bana doğru rengi vermediği zaman bunu anlıyorum; bir tür dönüşüm gerçekleşiyor sanki; ya da bir tür simya işlemi. Ne zaman bir parçacık daha rosso pezzari ya da çivit mavisi gerektiğini biliyorum. Gözlerim yormuyor artık; buna karşılık tuvalin üstündeki renk düzenini görüyorum. O mucizeyi görüyorum."

Balthus’un Anıları'nı, okurken metinde sözü edilen sayısız resmi görmek istiyorsunuz, doğal olarak. Ancak kapaktaki resim ayrıntıları ve bir tualin fotoğrafıyla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Ne var ki yayıncı “kitabı pahalılaştırma ve okunacak kitap niteliğini yitirme” kaygısıyla resimlerin röprodüksüyonlarına kitapta yer veremediklerini, resimleri görmek isteyenlerin “sanatçının çok sayıdaki albümüne ve internet üzerinden kolayca ulaşılan bir dizi Balthus mekânına” başvurabilecekleri konusunda daha kitabın başında uyarmıştı okuru.

balthus

Balthus'un Anılar’ı, resmi sevseniz de sevmeseniz de keyifle okunacak bir denemeler toplamı. Bu keyif kitabın usta çevirmeni Orhan Suda’nın Türkçesinin akıcılığından kaynaklanıyor. Kitabı okurken anı yazmaya üşenen kimi ustalarımızın anlattıklarını derleyecek alçakgönüllü yazarları özledim. Bizim ustalarımızın şaleleri, kontlukları yoktu gerçi, ama bunu göze alacak bir çok satar ya da büyük sermayeli yayınevi de mi yoktu? Sonra böyle bir anıyı yazmaya kalkacak yazarın başına neler gelebileceğini düşündüm. Adının kitap kapağına konulup konulmayacağını.

...Caydım.

* Anılar, Balthus, Derleyen: Alain Vircodelet, Türkçesi: Orhan Suda, K Kitaplığı, 199 s.

Sennur Sezer
(Adam Sanat, Ağustos 2003, N: 211)

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)