Son Dakika



AKP BÖLMEYİ EDEBİYATTAN ÖĞRENDİ!

 
Türkiye’de, AKP iktidarıyla her alanda başlayan “bölünme!” önce edebiyatta başlamıştı. “Orhan Pamuk”u sevenler ve sevmeyenler olarak başlayan bu “pis” gerilim, arkasındaki müthiş uluslar arası destek ve “medya”nın, dönüştürülmüş akademik çevrelerin adeta “seçilmiş”i olarak Pamuk’un zaferiyle sonuçlanmıştı. Pamuk’u eleştirenler onu kıskanan yeteneksizlerdi.
 
Recep Tayyip Erdoğan, bu gerilimin tıpkısını, her alanda, özellikle seçmenlerini kemikleştirmede başarıyla kullandı. Sanki edebiyat alanındaki senaryo politik alana taşınmıştı; “imajmaker”leri tıpatıptı. Öyle ki aynı güçlerin desteği ve aynı “medya”nın kullanılmasıyla üstelik. Tarih belki de salt bu yüzden AKP iktidarını “bölücüler, “katı olan her şeyi buhar haline getirenler” topluluğu olarak yazacak.
 
Bu gerilim, edebiyatta hala devam ediyor: Yayıncılar örgütü dahil yazar örgütlerinin hemen hemen tümü bu ideolojik kuşatma içinde yılan zehri yemiş gibi donmuş durumda; ülkede olup bitenlere ilk olarak ve en sert biçimde duyarlılığını belirtecek kesim o ülkenin şairleri ve yazarları olması gerekirken bir türlü toplumsal güç haline gelemiyorlar; o itibarı kazanamıyorlar; bunu görüyoruz, tanık oluyoruz.
 
 
GERÇEK YAZARLARIN KİTAPLARI BASILMIYOR MU?
 
Yayınevlerinin “editör”leri büyük oranda bu bölünmede “zafer” kazanan ideolojiden beslenmişlerden oluşmaya başlandı. Öyle ki yayınevinde yayınlanacak kitabı seçen kişiler artık edebiyatımızın en büyük sorunu olmaya başladılar. İki tümceyi kuramayan kişilerin anlı şanlı yayınevlerince yayınlandığını gördük. İşte belki de bu yüzden yayınevi ve hatta dergi “editörleri”ni tıpkı KPSS sınavı gibi, okuduğu kitaplar, dergiler, tanıdığı yazarlar konusunda EPSS sınavına sokmak gerekiyor.
 
Çünkü 50 yıllık yazar Necati Tosuner, bu cahillik yüzünden “Kitaplarımı yayınlayacak yayınevi arıyorum!” başlığıyla gazetelere ilan vermek zorunda kalmıştı. En sonu, TRT 1971 Sanat Başarı Ödülü, TDK Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Hikaye Armağanı, Attila İlhan Roman Ödülü gibi ödüller almış, 19 kitap yazmış Necati Tosuner'e Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları yöneticileri yanıt verdi ve birbirinden değerli öykü ve romanları yeniden yayınlandı. Yeniden yayınlanmakla kalmadı yeni kitaplar yazmasının önü yeniden açıldı.
 
Bir yazarın yazdığı yapıtını yayınlatamaması, onun gittikçe yazmaktan küsmesine, giderek körelmesine neden oluyor; bir yazar ve şair için en büyük işkence, en büyük zulüm kendisinden kötü yazar ve şairlerin yayınlanıyor olması, kendisinin yayınlanamıyor olmasıdır.
 
Türkiye’de bu işe el koyması gereken eleştirmen olarak ne yazık ki kimse yok. Eleştirmen aslında var; belki de bol; isimleri su üstünde yüzen Orhan Koçak, Semih Gümüş, Nurdan Gürbilek, A. Ömer Türkeş vs. Ancak hepsi, edebiyatta başlayan gerilimin Orhan Pamuk “taraf”ında seyir ediyorlar, Türk edebiyatının sorunları onları pek ilgilendirmiyor; postmodern evrenin yerli temsilcileri olarak mazrufla değil hep zarfla uğraşıyorlar; yarattıkları kavramlara tapınıyorlar; idealleri yok.
 
 
NECATİ TOSUNER ve SUSMAK
 
Öykü yazarı olarak tanınan Necati Tosuner, Ankara Abidinpaşa’nın sırtlarında bir gecekonduda çocukken büyük bir kaza geçirdi; ateşe düştü. Bu yüzden sakat kaldı; sırtında bir kamburla yaşamak zorunda kaldı. Arkadaşları gezip tozarken, top oynarken o içine kapandı, sabahlara dek kitap okumaya başladı. Ankara’da, Resimli Posta gazetesinde “Onunkiler Maviydi” adlı öyküsünü 1 Şubat 1963 tarihinde Erdoğan Tokmakçıoğlu yayınlayınca yazarlık yolu açıldı; tam elli yıl önce.
 
İlk öyküsünden sonra bu güne dek gittikçe kısalan tümceler şiirsel bir dile dönüştü. Varoluşçu olarak değerlendirildi. İlk romanı Sancı…Sancı’nın arka kapağındaki yazıda: “Necati Tosuner Avrupa’da yaşıyor olsaydı, Sartre ve arkadaşları tarafından varoluşçu edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri sayılacaktı belki de.” diye yazıyor. Demir Özlü ve Leyla Erbil’den etkilendiği savlanıyor. Demir Özlü betimlemelere önem verir. Görüntüler, nesneler anlatım sahalarıdır. Ama Necati Tosuner imge dalgalarından oluşan bir “Necati Tosuner dili” oluşturdu. Türkçeyi bir yazar en iyi nasıl kullanmalı sorusuna en iyi örnek Tosuner metinleridir. En iyi soru soran yazar kim derseniz Necati Tosuner’dir. Bilmece gibi tümcelerinin altında büyük bir muziplik, bir ironi gizlidir. Yapıtlarının sayfaları çok kolay okunacağı sanılan şiir dizeleri gibidir; yer yer boşluklar vardır. Ama çok zor okunur; o sayfalar bir türlü bitmez; çünkü her tümceden sonra durup düşünmek zorunda kalırsınız.
 
“Benzetme kolay anlaşılıyor ama sanki ne suçu var örümceğin?..
 
Bir örümcekten hangi kötülük gelebilir ki sana?..
 
Ne zaman gördün örümceğin kime nasıl bir kötülük ettiğini?..
 
(…)
 
Ördüğü ağın gücü örümceği örümcek kılan. Yoksa, kim var öyle ince ve hafif, öyle narin ve yaratıcı, hele öyle sessizden sessize tango yapan?..”
 
 
NİÇİN YAZDIĞINI NASIL AÇIKLIYOR?
 
Necati Tosuner, Türkiye nereye gidiyor diye soruyor hep. Bunun kaygısıyla kitap yazdığını söylüyor.  Susmak, Nasıl da Yoruyor İnsanı adlı romanı sıkışmış bir isyan. Romanda, 70 yaşına gelmiş bir insanın, Türkiye’nin uygarlıktan hızla uzaklaşmasından, bir yasaklar korusu haline gelmesinden kaynaklanan susma hali var. Türkiye’de yaşananlar deprem gibi... Bugün kadınları aşağılayan anlayış, söyledikleri gibi ‘o gün geldiğinde’ erkekleri ve herkesi içine alacak.” 
 
AKP iktidarının liderinin ağzından bağırıp çağırarak karaladığı geçmiş bizim ideallerimizi harcadığımız, uğruna işkenceler çektiğimiz, hayatlarımızı harcadığımız bir geçmiş. Cumhuriyet, devrimler, ilerici düşünce, Anadolu Aydınlanması, yurttaşlık bilincinin bu topraklara yerleştirilmesi… Köy Enstitüleri, CHP, kamu iktisadı… Hepsi hepsi meğer yanlışmış. Biz bir yanlışı yaşamışız da “habarımız” yokmuş; Recep Tayyip Erdoğan’a göre bu böyle.
 
İşte Necati Tosuner buna isyan ediyor. Son romanı Susmak için, “Bugün yaşanılan günler özlenen değil hayıflanan günler ve her geçen gün, beraberinde boşa gitmiş bir geçmiş duygusu ile gelecek kaygısı getiriyor. Susmak zorunda kalmak, insana yorgunluk ve yenilgi hissi veriyor. Bu his beni yordu.” diyor.
 
Sanat yapıtlarının büyüklüğü günlük olaylara, güncel politik çekişmelere göre konumlanamaz; doğrudur; ama buna tümden yabancı da kalamaz. Nice büyük yapıt vardır ki günlük olayların içinden çıkmıştır.
 
Necati Tosuner’in öyküleri ve romanları şiirsel metinler olarak okunabilir; yineleyelim ki belki de bu yüzden her tümcesinde durup düşünmek gerekiyor. Belki de Necati Tosuner metinlerini anlamak için Necati Tosuner’in kendisini de tanımak gerekiyor.
 
 
Ahmet Yıldız
(Bağımsız dergisi, sayı 9)
 
Gerçekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)