Uyanış: Büyük Selçuklu nefes kesti! Tarihi diziler şovenizm midir?

TRT1'de dün gece ilk bölümü yayınlanan Uyanış: Büyük Selçuklu, 28 Eylül 2020 gecesinin 'reyting'inde birinci sıraya yerleşmesiyle bu yıl dizi severlere bir şölen sunacağa benzer.

news-details
Eleştiri

Devletten, diğer ülke sinemalarının gördüğünün yanında sıfır sayılacak oranda destekle, –yönetmen Yüksel Aksu'nun deyimiyle "Bir Promethus kuşağı olan 78'liler"in kendi yeteneği ve çalışkanlığı sayesinde–  bir ordunun başaramayacağı toprakları fetheden "dizi sektörü"müz, Amerika'dan sonra dünya  ikinciliğini (sanırım Güney Kore ele geçirdi şimdi ikinciliği) daha çok tarihi dizilerle başardı.

Tarih, Sheakspeare'in Kral John’unun ölüm sahnesini işleyen ve 1899 yılında ABD'de çekilen siyah-beyaz kısa filmden sonra binlerce kez kamera karşısına geçti. Ve izleyicilerin vazgeçilmez tutkusu oldu.

Biz Türklerse öyle bir tarihe sahibiz ki, yazar ve şairler için ve tüm sanatçılar için neye el atsak tam bir altın madeni. Amin Maalouf (Emin Maluf!) buna edebiyatta el attı ve her romanında Türkleri merkez durumuna yerleştirdi. (Elbette elden geldiğince "kötü adam" rolünde! Örneğin Afrikalı Leo kitabında Yavuz Sultan Selim'in Kahire seferinde 8000 kişiyi katlettiği yazar. Yine Semerkant adlı kitabında Selçuklu Sultanı Melikşah ve Terken Hatun'a –kaynağı Fars/Arap milliyetçiliği diyebileceğimiz– bir sevgisizlik ve aşağılama görülür.)

Ertuğrul dizisinden unutulmaz oyunuyla tanıdığımız Murat Garipoğlu 

Öyle bir tarih ki, zaten bizden başkası da doğrusuna el at(a)maz: Örneğin Batılılar ve Çinliler için tüm Türk tarihi ve sanatı "Türk'lerin değil  İslam'ındır!" (Batıdaki o ünlü –ama aslında hepsi çalıntı– müzelerde Selçuklu Osmanlı İznik çinileri bile İslam sanatı içinde gösteriliyor!)

Aslında bir Batılı olan Orhan Pamuk'un tarih anlayışı için Gabriella Killert adlı (Die Zeit, 1999) Alman eleştirmen, "Tarihi olaylar bir patosa girer gibi romana giriyor ama saman olarak çıkıyor." diye eleştirmişti. Büyük Selçuklu'yu izlerken bu tehlikeden uzak olduğunu gördüm: Hem imgesel olarak hem öğretici olarak hem bilinmezi aralamasının uyandırdığı merak nedeniyle etkileyiciydi.

Sinema, ekran, dizi... elbette çok daha büyüleyici bir sanat. Diyaloglar müzikle görsel şölenle besleniyor ve insanın beş duygu organı hedef alınıyor.

Tarihimizi kitapların yanında dizilerle de öğrenebiliriz. Tarihi diziler bence zamanının tefrika edilen romanlarıdır. Tolstoy'u Tolstoy yapan unutulmamalı ki bir tarih romanı olan Savaş ve Barış'tır.

BÜYÜK SELÇUKLU DİZİSİNDEKİ BAZI TARİHİ YANLIŞLAR

Sanat ve edebiyata, tarihi çarpıtmakta, tarihi anlamsız hale getirme anlayışında  usta Vaclav Havel - Milen Kundera - Orhan Pamuk  gibi yazarların  at koşturduğu bir dönemde örneğin Umberto Eco'nun tarihi romanları bir hiza vermiştir. 

Büyük Selçuklu'da, her şeyden önce, insanlık tarihine bir saygı var. Bugünlerde TRT2'de yayınlanan çoğu İran filminde üstelik kendi vatandaşları (Azeri) Türkler'i aşağılayan kaba anlayış akla bile gelmemiş.

Nizamülmülk örneğin: Kendisi bir İranlı zengin aileye mensup, bugünkü anlamda bir Fars "milliyetçisi"dir! Bir gün bu bela Türkler'in, ülkesi İran'dan çekip gideceğine inanan ve ona göre Selçuklular'ı kendi halkına gizli maaş bağlayacak denli kıvrak manevralarla ustaca yöneten bir vezir. Melikşah'ın ölümünde onun adamlarının parmağı olduğu kesin. Terken Hatun'la devleti yönetmedeki tartışmaları, Nizamülmülk'ün oğlunun çıkardığı olaylar onun da ölümünü şüpheli hale getirmiştir. Öyle ki Nizamülmülk'ün, adamlarına, "Ben ölürsem anlayın ki öldürüldüm. Siz de Melikşah'ı öldürün" talimatı verdiğini, tarih kitaplarından anımsıyorum.

Yere göğe koyamadığımız Siyasetnamesi'nde "İstila edilmiş bir ülkenin halkı bir gün canlanmak üzere nasıl korunur" siyaseti gizlidir iyi okunursa!

Böyle bir düşmanı "ünlü Türk veziri" diye yüceltmek, ancak kendisinden çok yabancıyı yüceltme kötü huyundaki biz Türklere mahsus bir saflıkla açıklanabilir. Umarım filmin gidişinde bu gerçekler vurgulanır. Yoksa film yanlış, eksik kalır. Türklerin tarih boyunca nasıl "dostsuz" ve hep kendi göbeğini kendisi kesmek zorunda kalan bir millet olduğunu es geçmek büyük yanlış olur.

Tacül-Mülk, Melikşah zamanında mı yaşadı? Ben, Alparslan'ın veziri olan Tacül Mülk'ü o zamanlar yardımcı vezir olan Nizamülmülk'ün iftira atıp öldürttüğünü biliyorum. Böylece yerine geçmiş ve uzun süre Melikşah'ın veziri olmuştur; öyle okumuştum. (Senaristlere Ahmed Bin Mahmud'u okumalarını öneririm.)

"Alparslan" konusunun bu kadar kısa kesilmesi tuhaf geldi. Belki de Selçuklu devletinin kuruluş yıllarıyla ilgili başka bir dizi için saklanmıştır "malzeme". (Dizi çekimlerimizde tarih geriye doğru gidiyor da!)

Türk tarihi, edebiyatımıza ve filmcilerimize, Talas Savaşı'ndan Malazgirt Savaşı'na, Viyana Kuşatması'ndan Prut Savaşı'na yüzlerce zengin malzemeyle doludur.

Bunları konu edinen yapıtların ortaya çıkmasının bırakalım "şovenistlik" olmasını, şimdiye dek kimler bu konulara el atmamızı engelledi diye sorgulamamızı gerektirmektedir! 

Değerli sosyolog rahmetli Doğan Ergun'un ünlü sorusu gibi: Biz Türklere tarihimizi öğretmeyi engelleyen kim(ler)dir?

Ben, Büyük Selçuklu dizisinde, insanlık tarihine bir işaret koyması ve tarihsel rolümüzün yüceltilmesinin yanında, tarihin derinliklerinde kalmış kahramanlarımızın kaderinin ekran aracılığıyla odamıza kadar getirildiğini gördüm.  

Tarihçiler 10 yüzyıl için, "Öyle bir zamandı ki Asya'nın içi Batı kültürüne boşalacak kadar dolmuştu. Türkler uygarlık yaratacak denli kabiliyetli bir kültüre sahipti" diye yazarlar.

Türk tarihi açıldıkça deryalaşan müthiş bir tarihtir. Hamasete düşmeden ve “tahrif” etmeden kendisine yaklaşan yapımcı/yönetmenlerin elinde azıcık sevgi gösterilince muhteşem bir görünüme bürünmektedir.

Tarih bilinci olmayan milletlerin, nereden gelip nereye gittiğini bilemeyeceği için sonu uçurumdur.

Tarih bilincine sahip olmayan bireyler ise dünyayı ancak bir kör kadar algılayabilirler!

 

Ahmet Yıldız
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ahmet Yıldız

gercekedebiyat.com yazarı, edebiyatahmet@gmail.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..